• BIST 93.225
  • Altın 358,899
  • Dolar 6,7629
  • Euro 7,3503
  • Lefkoşa 12 °C
  • Mağusa 11 °C
  • Girne 13 °C
  • Güzelyurt 10 °C
  • İskele 11 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 7 °C

7. yaşında “doğruluk”… Ve hakettiğimiz!

Ediz TUNCEL

Bizim memleketin medya sahnesine biraz da tesadüf eseri gireli tam 15 sene oldu.

Bu süreçte yüzlerce TV programına katıldım, binlerce köşe yazısı yazdım.

Son beş yıldır da Detay’da köşe yazılarıma devam ediyorum.

Detay’ın bu 15 yıllık macerada benim için çok ayrı ve farklı bir önemi var, hem de çok çok ayrı ve farklı.

Detay ile 5 yıllık birlikteliğimde sadece huzur vardı!

Ne demek, sadece huzur!

İçimden gelerek, hür irademle yazdığım iki satır yazıya kimse “maydanoz olmuyor, kimse bulaşmıyor, kimse bunu böyle değil de şöyle yaz demiyor” demek, o huzur!

Özgür basın dediğin de bu olsa gerek, bu memlekette, bu coğrafyada artık ne kadarı kaldıysa!

Yazdığının, söylediğinin arkasında durabiliyorsan, istediğini yaz, söyle demek, o huzur!

Ve Detay, ki diğer adı “doğruluk”,  bugün 7. yaşında…

7 yıldır bu memleketin bataklık yatağından farksız olan basın-yayın dünyasında batalığa gömülmeden, iradesini satmadan, ezdirmeden, ezilmeden, büzülmeden, kirlenmeden, tetikçilik yapmadan ayakta duran ender birkaç yayın organından biri…

7 yıldır bu ülkenin, bu halkın sorunlarını dile getirirken çözüm önerileri de üreten, toplum bilincini geliştirmek için her türlü hassasiyeti gösteren bir yayın politikasından sapmadan yolunda gidiyor.

7 yıldır her köşesi türlü tuzakla dolu çakallar vadisinin çıkar çarklarına paçasını kaptırmadan, kendi yağıyla kendi ciğerini kavurarak gidiyor…

İyi ki varsın Detay ve inşallah, biz görmesek de, bizden sonra gelenlerle birlikte yan yana dizilmiş nice 7’li yılları aynı onurla görürsün, aynı gururla yolunda yürürsün…

………………..

Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği meseleye…

FBI Başkanı fena halde öfkeli bir şekilde “Çin sürekli bizden teknoloji çalıyor, teknoloji hırsızlığı yapıyor, buna göz yumacak değiliz” diye bir açıklama yaptı.

Arkasından Amerikan ordusunun 300 sporcusunun Ekim sonunda yeni tip Corona virüsünün Wuhan’a gittiği, yaklaşık 15 gün orada kaldığı ve ordular arası spor müsabakalarına katıldığı, Kasım ortasından itibaren de dönmeye başladıkları ortaya çıktı.

Tam iki hafta sonra, Aralık ayı başlarında ise ilk virüs belirtileri de ortaya çıkmaya başladı, yani ortalama kuluçka dönemi bittikten sonra…

Sonra, Aralık sonunda bunun pandemik tür, aşırı bulaşkan ve yayılgan bir virüs olduğu anlaşıldı.

Çin derhal tedbir almaya ve virüsün yayılımını engellemeye çalıştı ve kısmen de başarılı oldu ve, bu arada, Çin “evet, bu virüs buradan yayıldı ama kaynağı burası değil, buraya Amerikalılar tarafından getirildi” diye bas bas bağıraya başladı…

Günün sonunda Çin için daha üç ayı doldurmadan hem ekonomik, hem sosyal hem de psikolojik yönden bir felaket yaşandı.

Amerika’nın bir numaralı ekonomik, askeri ve siyasi rakibi durumunda olan Çin daha üç ayı doldurmadan trilyonlarca dolar ekonomik zarara uğradı ve uzun vadede daha da uğraması artık kesindir.

Aynı şekilde, Amerika Birleşik Devletleri’nin daha 1950’li yılların başında dünya ekonomisini ve teknolojisinin yarısına sahip olan hegemonyasına karşı kurulan ve NATO aracılığıyla aynı gemide olsalar da, arada bir ABD’ye diklenen Avrupa Birliği, bir diğer deyişle, Avrupa Birleşik Devletleri de nasibini aldı ve hem ekonomik, hem sosyal, hem de siyasi yönden ani bir çöküşe doğru yuvarlandı.

Ufaktan ufaktan Amerika’da da devasa bir gölde bir su damlası misali görülen bu virüs müsveddesi, Çin ve Avrupa Birliği’nin tersine, Amerika’yı zerre zırnık sarsmadı, Amerikan sağlık sisteminin desteklenmesi için anında 50 milyar dolar serbest bırakıldı.

Amerika, dünyanın bütün enerji ve yiyecek kaynakları bitse bile, kendi kendine yetecek, hatta dünyaya  bile yetecek kadar enerji ve yiyecek kaynaklarına sahip bir ülke, öyle virüs mirüs ona vız gelir tırıs gider.

Nasıl mı?

Fazla saftirik olmaya gerek yok, dünya bugüne kadar sayısız öldürücü ve bulaşıcı virüsler gördü, bu da onlardan bir tanesi ve bir amacı var…

Siz sanıyor musunuz ki adına “emperyalist virüs” dediğim bu pislik durduk yerde ortaya çıktı!!!

Bugüne kadar bu pisliğin benzerlerinden bazılarıyla tanıştık, hepsiyle de başa çıkıldı.

Bu adına virüs demediğim pislik de, öyle ya da böyle, insanoğlunun elinden laboratuarda yaratılmış pisliklerden bir tanesidir.

Öyle virüsler akıllıymış da, bilmem ne tehlikesi görünce mutasyona uğruyormuş da kendini korumaya alıyormuş da, şekil değiştiriyormuş da, hikayelerine karnımız tok.

Evet, kendi başına bu “beyinsiz” pislik bazı değişimlere uğrayabilir, ancak teknolojilerin, özellikle de tıp teknolojilerinin böylesine gelişmiş olduğu bir ortamda asla insan beyninin ve kapasitesinin önüne geçemez.

Görevi Nükler, biyolojik ve kimyasal silah geliştirme ve bu silahlarla savaşma olan laboratuarlarda binbir türlü biyolojik silahın geliştirildiği ve bunlara karşı koruyucu ilaçların veya mekanizmaların da geliştirildiği bir sır değildir.

Dolayısıyla da, dünya bu pisliğe karşı gafil avlandıysa da, bu pisliğin ilacının veya aşısının çoktan var edilmiş olduğu gerçeğini de kabul edelim.

Hani şu, aşı bulunacak da, bulunsa bile insanlar üzerinde denenecek de, işe yaradığı görülecek de, sonra gerekli izinler alınacak da, üretilecek de, insanlara ulaştırılacak da, bunun için aylar, hatta yıllar geçecek de gibi laflar ancak “basit akıllı, sıradan, dedikoduyla gerçek bilimi birbirine karıştıran alt akıllı” bilim adamcıklarının açıklaması olur…

Bu tip laboratuarlarda kafesler içinde üzerlerinde deneyler yapılan binlerce “maymuncuk” ne güne duruyor, ne işe yarıyor!!!

Kimse hikaye okumasın, bu saatten sonra aklı başında olan kimse bu hikayeleri yutmaz artık, değil bu pisliği, çok daha büyük pislikleri yaratacak ve yarattığı gibi de temizleyecek teknolojiler süper güçlerin elinin altında mevcuttur.

Diğer taraftan, Wuhan’da da sıradışı biyolojik deneyler yapan bir laboratuar mevcut ve bu pislik oradan da dışarıya kaçırılmış olabilir, ancak bu pislik ora yaratılmış ve oradan kaçmış olsaydı, büyük ihtimalle bu pisliği yaratanlar ilacını da yaratmış olurlardı ve Çin kendi eliyle bu kadar büyük bir darbe yemezdi…

Tabi Çinli dünyadaşlarımızın abuk subuk yemek alışkanları da bu işi kolaylaştırdı, orası ayrı mesele.

Şimdi ne mi olacak?

Söyleyim, önce Çin, İran ve AB’nin burunları ekonomik, sosyal ve siyasi açıdan iyice sürtülecek, hatta dümdüz edilecek, uzun bir süre Amerika’nın ekonomik, siyasi ve askeri rakipleri olamayacak hale gelecekler, zarın zarın zarıncayacaklar,  “Büyük Abi’nin” lafını dinler hale gelecekler.

Özellikle dünya piyasasındaki dolar stoğunun üçte ikisini elinde tutan Çin ekonomisi dünya ile irtibatı kesildiği ve uzunca bir süre de öyle kalacağı için zarın zarın zarıncayacak, kaynaklarını tüketecek, kendine bağımlı kıldığı Batı piyasalarına bağımlı hale gelecek, yani bağımlılık tersine dönecek…

Enerji kaynaklarını topraklarında bulunduran ve cehaletten beslenen, bir avuç din bezirganının elinde esir tutulan ülkeler ve toplumlar perişan olacak, hatta darmadağın olacak, sürüm sürüm sürünür hale gelecekler, muskaların, üfürükçülerin, din bezirganlarının bir kuruş etmediğini anladıklarında iş işten geçecek, Batı teknolojisinin kendilerini kurtarması için yalvaracaklar, Allah’ı unutacaklar, Amerika gibi süper güçlerin yarattığı imkanlarla hayatlarını sürdürmeye çalışacaklar, yaşamak için ihtiyaçları olan ilaçları almak için de ellerindeki enerji kaynaklarını nerdeyse bedavaya satacaklar, verecekler.

Sonra, şak diye bu pisliğin ilacı piyasaya çıkacak, tabi ki Amerikan menşeili veya bağlantılı olarak, ve Amerikan ilaç şirketleri, yüzlerce milyar, hatta trilyonlarca dolar satış yapacaklar ve bu iş bitecek, ta ki yeni bir pislikle bizi birileri tanıştırana kadar.

Şunu anlamamız lazım, Büyük Ortadoğu Projesi denen ve Ortadoğu ile Kuzey Afrika’yı kasıp kavuran sürecin devamında yeni bir dünya kuruluyor ve dengeler yeni baştan yaratılıyor.

Bu süreçte dünyayı üç güç yönetiyor, üçü de birbiriyle bağlantılı çalışıyor ve üçü de birbirinin menfaatlerini kolluyorlar; silah şirketleri, ilaç şirketleri ve enerji şirketleri…

Devletleri yönetir gibi görünen siyasiler de doğrudan bunların kuklası durumundadır.

Anti parantez belirteyim, bu güçlere karşı çıkan Kennedy, ya da eski BM Genel Sekreterlerinden Dag Hammarskjölg gibi “insancıl” liderler ya kafasına kurşunu yer, ya da “kazaya” kurban giderler, defterleri kapatılır,  istisna yoktur…

Gıda, giyim, araba, falan filan gibi ekonominin çarklarını döndüren diğer bütün sektörlerdeki şirketler konuları itibarıyla bunlardan çok sonra geliyor…

Enerji şirketlerinin çıkarlarının tıkandığı yerde silah şirketleri devreye giriyor ve savaşlar çıkarıyor, böylece hem enerji şirketleri hem de silah şirketleri korkunç paralar kazanıyorlar.

Bunların yöntemlerinin para etmediği yerde, arkasında hiç iz bırakmayacak şekilde devreye girebilen ilaç şirketleri devreye giriyor ve bunların devletlerin en üst düzeyde güvenlik güçleriyle çalışan laboratuarlarında üretilen pislikler işbaşı yapıyor…

Diyeceksiniz ki, bu kadar mı acımasızlar, ben de diyeceğim ki evet, tahmin bile edemeyeceğimiz kadar acımasızlar ve  her türlü pisliğin envai şekilde üretildiği laboratuarlardaki pislikleri eğer kullanmayacaklarsa, niye üretsinler ki!!!

Elbette sırası ve yeri geldiğince çatır çatır kullanacaklardır ve rant çarklarını koruyacaklardır.

Diyeceksiniz ki, kendi vatandaşları da ölüyor!

Ölsün, onlar sadece çok daha büyük çıkarlar için feda edilen ve kimsenin birkaç yıl sonra hatırlamayacağı basit, sıradan yaşayan, sadece tüketen, derin devlet çıkarlarına zerre kadar faydası olmayan, hatta yükü bile olan, zeka yönünden burnunun ucunu bile göremeyen, göstermelik kurbanlardır.

Kendi başkanı Kennedy’i, BM Genel Sekreteri Dag Hammarskjöld’ü şak diye indiren “derin ve üst akılın uzantıları” New York’un göbeğindeki İkiz Kuleleri de günü geldiğinde senaryo gereği şak diye indirdiler, 2500 cıvarında vatandaşlarını öldürdüler, sonra da bu bahaneyle onlarca trilyon dolarlık enerji kaynaklarını ele geçirdiler, ne yani onlarca, hatta uzun vadede yüzlerce trilyon dolarcık için yeri rahatlıkla doldurulabilecek birkaç bin kişi feda edilemez mi!!!

BM Genel Sekreteri Dag Hammarskjöld öldürüldüğünde ABD Başkanı Harry Truman’ın sözlerini hatırlatayım; “Dag’ı öldürdüklerinde çok önemli bir konuyla uğraşıyordu ve birşeyleri yapmak üzereydi. Dikkat edin, öldüğünde demedim, onu öldürdüklerinde dedim…”, ki Truman da, bir Kennedy kadar olmasa da, ABD başkanları arasında insancıl yönü kısmen biraz daha ağır basanlardan biriydi. 

Bu dünyayı döndüren üst akılın kullandığı, onların çıkarları doğrultusunda ince hesapçıkları en derin şekilde yapan “üstün zekaların” oranı tüm nüfusa oranla yüzbinde bir bile değildir…

Dolayısıyla, üst aklın bunların dışında olanlara sadece “tüketici kaynağı” olarak ihtiyacı vardır ki üst akıl ürettiğini bunlara satabilsin, arada bir de, ihtiyacı olduğunda, göstermelik olarak harcayabilsin, kurban edebilsin…

Tıpkı bu Corona pisliği hikayesinde olduğu gibi…

Günün sonunda, nükler bir savaşın yapamadığını sıradan bir pislik yıldırım hızıyla yapıverdi ve bu pislik yarasa çorbasından çıktı, ha öyle mi, vallahi biz da afiyetle yedik!!!

Şimdi gelelim, bir diğer noktaya, İLAHİ ADALET dediğimiz şeye…

Ben dindar biri değilim, hiç olmadım da, ancak hemen hemen tüm hayatım boyunca benimle yaşayan bazı “şeyler”, ki bunları sadece onlarla yaşayanlar anlar ve bilir, bana ilahi adaletin, görünmez ama hissedilir iki gücün varlığını hep gösterdi, dolayısıyla fizik ötesi iki gücün varlığına katıksız inanırım.

Biri kötülükle dünyayı yönetir, aptallar, kıt beyinliler, vicdansızlar ve onursuzlar hep onun safındadır.

Diğeri iyilikle yönetmeye çalışır, vicdanlılar ve onurlular onun tarafındadır, kötülüğün galip geldiği yerlerde ve zamanlarda yeri geldiğinde ilahi adaleti de o belirler…

Kötülüğün şerrinden korkarım… İyiliğin de, ona istemeden bile olsa ters düşersem vicdanen hissedeceğim günahının vebalinden korkarım…

Ne yazık ki, kötüler iyilerden daha fazladırlar, bu da artık açık ve seçiktir.

Özellikle Ortadoğuta 1950’lerde İsrail’in kuruluşundan beri süregelen ve birbiri ardına çıkan savaşlarla, özellikle de son on yıldır kesintisiz bir şekilde kasıp kavruluyor ve hayatını kaybeden insan sayısı milyonları buldu, bunların arasında perişan olan, vahşeti ve dehşeti en korkunç şekliyle yaşayan, katledilen, yüzbinlerce masum çocuk da var, ki bu çocukların bazıları bombalarla parçalandı, bazıları Akdeniz’in, Ege’nin buz gibi sularında kıtır kıtır boğuldu, cesetleri kıyılara vurdu…

Bütün bunlara göz yuman ve sanki dünya umurunda değilmiş gibi yaşayan, üst aklın yarattığı her türlü kaosa “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek aldırmayan “tüketici kaynakları” insancıklar, şimdi ufacık bir pisliğin esiri olarak kaosu, felaketi, korkuyu, dehşeti yaşıyorlar…

Önce boş beleş yaşayan dünya nüfusunun bir kısmı temizlenecek, biraz nüfus dengesi de sağlanacak, sonra rant çarkları yeniden düzenlenecek…

Evet, insancıklar, ister iyiler tarafında olun, isterse kötüler tarafında,  üst aklın katletmesine göz yumduğunuz o çocukların kimileri bombalarla saniyeler içinde paramparça  edildi, kimileri saniyeler veya dakikalar içinde soğuk sularda çırpına çırpına boğuldu…

Gıkınızı bile çıkarmadan seyrettiniz, bu rezilliğe isyan edenleri de yalnız bıraktınız, ellerinizi taşın altına koymaktan çekindiniz, yılana yılan diyemediniz, bana dokunmazsa bin yaşasın dediniz ama…

Şimdi ise, siz de, (ve tabi ki biz de) minicik bir pisliğin dokunmasıyla öldüğünüzü, hem de, hem kendinizin hem de sevdiklerinizin sürüne sürüne öldüğünü görerek ölmek için sıraya girdiniz…

Şimdi sıra, ilahi adalette…

Parayla değil, sırayla…

Bunu hakedip etmediğinizi en azından bir düşünün…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları