Detay Kıbrıs Gazetesi Bugün
  • BIST 89.385
  • Altın 145,846
  • Dolar 3,6324
  • Euro 3,8967
  • Lefkoşa 23 °C
  • Mağusa 23 °C
  • Girne 23 °C
  • Güzelyurt 20 °C
  • İskele 23 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 18 °C

Akıncı Al Jazeera'ya konuştu: Görüşmeden kaçmanın yolu yok

Akıncı Al Jazeera'ya konuştu: Görüşmeden kaçmanın yolu yok
İşte haberin tamamı:

KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, Cuma günü liderler görüşmesine gelmeyeceğini açıklayan Kıbrıslı Rum lider Anastasiadis’in aşırı tepki verdiğini, ancak bir sonraki görüşmeye geleceğini söyledi. Al Jazeera’ye konuşan Akıncı, müzakereler için “İyi niyetle yürütmemiz gereken süreç” dedi.

 

23-24 Mayıs’ta İstanbul’da düzenlenen Dünya İnsani Zirvesi’nin ilk akşamı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın düzenlediği yemeğe Rum lider Nikos Anastasiadis ve KKTC lideri Mustafa Akıncı davetliydi. Akıncı’nın davetli olduğunu öğrenen Anastasiadis, liderlerin katıldığı bir yemeğe tanımadıkları bir ülkenin liderinin davet edilmesini kabul etmeyeceğini söyleyerek yemeğe gitmedi. Zirveyi de planlanandan erken terk ederek Güney Kıbrıs’a döndü. Ardından, 27 Mayıs için planlanan liderler görüşmesine de katılmayacağını açıkladı.

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Al Jazeera’den Ahmet Mansur'a verdiği röportajda Anastasiadis’in açıklamasını değerlendirdi. “Bu Cuma gelmezse, bir sonraki Cuma yapacağımız görüşmeye gelecek. Umarım pozisyonunu gözden geçirir” dedi. Anastasiadis'in açıklamasının hayal kırıklığı yarattığını belirten Akıncı, Rum lideri aşırı tepki vermekle eleştirdi. Çözüme olan inancını kaybetmek istemediği için kötümser düşünmeyeceğini belirtti.

Akıncı, 22 Mayıs’ta Rum kesiminde yapılan seçimlerde radikal sağ partiden iki milletvekilinin parlamentoya girişinin, liderlerin yürüttüğü müzakere sürecini etkilemeyeceğini düşünüyor.

Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde yapılan seçimin sonuçlarının Rum Yönetimi’nin iç meseleleriyle ilgili olduğunu belirten Akıncı, “Kıbrıslı Türkler olarak bizi ilgilendiren kısmı; elbette ki barış ve uyum içerisinde yaşayacağımız, iki eşit anayasal devletten oluşan birleşik bir Kıbrıs görmektir” dedi:

“Bu doğrultuda seçim sonuçlarının, Rum lider ile oluşturmaya çalıştığımız tartışmalar üzerinde olumsuz yansımaları olup olmayacağını değerlendirmeliyiz. Ada’nın diğer tarafındaki sistem; Başkanlık Sistemi. Dolayısıyla Başkan son sözü söyler. Bizim yürüttüğümüz süreç de liderlerin yönetiminde bir süre. İki ana parti, AKEL ve DİSİ, diğer küçük siyasi partilere göre çözüme ciddi bir destek verse de, seçimde yaklaşık yüzde 10’luk bir oylarını kaybettiğini görüyoruz. Ama bu sonucun bir sebebi olarak görülebilecek bir başka sebep daha var, o da seçime düşük katılım. Bu sonuçların ardından karamsar olmak istemiyorum. Çünkü inanıyorum ki; inanmaya devam istiyorum ki; liderlerin yürüttüğü bu süreç devam edecek ve ümit ederim bu yılın sonunda adamızın geleceği için bir sonuç alabileceğiz."

Al Jazeera’den Ahmet Mansur'un diğer soruları ve Akıncı'nın cevapları şöyle:

İki gün önce Türkiye’de, Cumhurbaşkanı Erdoğan Dünya İnsani Zirvesi kapsamında bir davet verdi ve sizi de davet etti. Rum Yönetimi buna tepki gösterdi. Orada ne oldu?

Pazartesi ve Salı Birleşmiş Milletler’in (BM) düzenlediği Dünya İnsani Zirvesi vardı, ben ona katılmadım. İstanbul’a ona katılmak için gitmedim. Ben iki farklı şeye katıldım. Birincisi, bugüne kadar KKTC’yi tanıyan tek ülke olan Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düzenlediği resmi akşam yemeğine, diğer birçok davetliyle birlikte katıldım.

İkincisi de, BM Genel Sekreteri İstanbul’a gelmişken hem ona bilgi vermek, hem Kıbrıs’taki son durum hakkında görüş alışverişinde bulunmak hem de bugüne kadar gelinen noktayı anlatmak için fırsatı değerlendirdim. Çünkü kendisiyle en son Ocak’ta Davos’ta bir araya gelmiştim. Ocak’tan bu yana müzakerelerde önemli ilerleme kaydedildi. Bu tarihten sonra da ne yapılabileceğini konuştuk.

2016’yı Kıbrıs’ta çözümün yılı olarak görmeyi çok istiyoruz. Bunun için çok iyi sebeplerimiz var. Birincisi, 2016 BM Genel Sekreteri Ban ki-Moon’un son yılı. 2017’de, bu yılın sonundan itibaren kendisi bu görevde olmayacak. Bu sebeple Rum liderle birlikte çıkarak 2017’den önce çözüme ulaşma kararlılığımızı dile getirmiştik.

Bir diğer sebep de 2017’de Güney’de Başkanlık seçimleri var. Yani diğer tarafta seçim kampanyaları görmeye başlayacağız. Hepimiz yakaladığımız bu momentumu, bu fırsatı kaçırmamamız gerektiğine inanıyoruz. Bu yılı kaçırmayı kesinlikle istemiyoruz.

Erdoğan’ın resepsiyonuna dönmek istiyorum. Rum tarafı sizin davet edilmenize neden tepki gösterdi?

Biliyorsunuz Kıbrıs Rum Yönetimi, 53 yıldan bu yana Kıbrıs’ın tek hükümeti olarak kabul edildi. Ama 1960’taki cumhuriyet birleşik bir cumhuriyetti. Hem Kıbrıslı Türkler hem Kıbrıslı Rumlar yönetimdeydi. İçinde bulunduğumuz bu bina, Başkan Yardımcısı’nın çalışma ofisiydi. Ama 1963’te Ada’yı Yunanistan’a bağlamak gibi o dönem geçerli olan belli bazı anlayışlar, yani Enosis amacı doğrultusunda, birçok sorun ortaya çıktı. Sonunda bugüne kadar geldik.

Bizim uluslararası bir alandayken Kıbrıslı Rumlar bir şekilde bunun daha fazla tanınma anlamına geleceğinden çok korkuyorlar. Benim orada bulunma amacım Türkiye Cumhurbaşkanı’nın daveti üzerine gerçekleşti. Bu ülke bizim ülkemizi tanıyor. Dünya’nın geri kalanının bizi tanımadığının farkındayız. Oraya gitmekte amacım Türkiye dışındaki diğer ülkeleri de bizi tanımaya ikna etmek değildi.

Ama şunu herkes anlamalı, Kıbrıslı Türkler buradaki tampon bölgeye sıkıştırılamaz. BM görevlileriyle burada buluşuyoruz diye bu, onlarla buluşacağımız tek yerin burası olduğunu anlamına gelmez. Genel Sekreter’le her zaman her yerde buluşabiliriz, onun ve benim programlarımızın uyuşması yeterli. Daha önce New York ve Davos’ta görüştük, şimdi de İstanbul’da görüştük. Bu görüşmenin amacı da dediğim gibi kaydettiğimiz ilerlemeyi değerlendirmek ve 2017’ye kadar çözüme ulaşmak için yapılacakları konuşmaktı.

Diğer taraf aşırı tepki gösterdi, ölçünün dışındaydı. Cuma günü gerçekleştireceğimiz görüşmeyi de Kıbrıslı Rum liderin geri çevirdiğini görmek hayal kırıklığı yarattı.

Cuma günü görüşmeye gelmeyeceğini açıkladı Anastasiadis. Şimdi ne olacak?

Umarım pozisyonunu gözden geçirir. Çünkü Cuma günü gelmezse bir sonraki Cuma gelecek. Bundan kaçmanın bir yolu yok.

Emin misiniz?

Emin olmak istiyorum çünkü bir sonuç istiyorum.

Belki o istemiyordur?

Buna inanmak istemiyorum çünkü bu karşılıklı anlayış, irade ve siyasi kararlılık gerektiren bir süreç. 15 Mayıs’ta görüştük en son. Bir yılda otuz liderler görüşmesi oldu, müzakereciler üç kez daha fazla bir araya geldi. Yüzlerce kez de teknik komiteler görüştü. Bu toplantılar sadece toplanmış olmak için yapılmadı. Ciddi bir ilerleme kaydettik. Elbette daha alacak yolumuz var, farklılıklarımız mevcut, zorluklar var. Ama Kıbrıslı Rumların çözüme ihtiyacı yok demek istemiyorum. Bence iki taraf da çözümü istiyor, çünkü ihtiyacı var.

Neden Kıbrıslı Rumların neden bu müzakerelere ihtiyacı olsun? Çünkü tüm dünya onları tanıyor, Avrupa Birliği (AB) üyesi oldular. Çözüme neden ihtiyaç duysunlar?

Bir; AB üyesi oldukları doğru. Bunun Kıbrıslı Türklere yapılan bir adaletsizlik olduğu da doğru. Çünkü biz dünyada, bir çözüme ve AB üyeliğine referandumda ‘evet’ diyen ama diğer toplumun ‘hayır’ oyuyla dışarıda bırakılan tek toplumuz. ‘Hayır’ oyu veren toplum AB’ye girdi. Ama AB’ye üye olmak sorunlarını çözmedi. O zamanki lider daha kısa sürede daha iyi bir çözümün olacağını söylemişti. Bu gerçekleşmedi.

İkincisi; AB üyesi olmak tüm sorunları çözmüyor. Eğer üzerinize düşeni düzgün şekilde yapmazsanız ekonominiz çöker. Bu Kıbrıslı Rumların başına geldi. AB’ye üye olmalarına rağmen 1974’ten bu yana en büyük ekonomik krizi yaşadılar. Aynı zamanda enerji kaynakları…

Bu konu çok önemli. Enerji kaynaklarından tamamıyla yararlanıyorlar ama sizin elinize bir şey geçmiyor.

Bu enerji işbirliği için bir araç olabilir. Ama eğer düzgün şekilde ele alınmazsa gerilim kaynağı olur. Çok fazla olumsuz gelişmeyi de beraberinde getirir. Aynı deneyimi sadece bir yıl önce yaşadık. Bu durumla ilgili bazı sorunlar çıktı. Türkiye bir noktada müdahil olmak zorunda kaldı. Karışıklık ve sorunlar çıktı.

Eğer Kıbrıs sorununu çözersek, birleşik federal bir ülke olarak kalıcı bir şekilde daha iyi bir ekonomiye sahip olacağız. Yeni bir birleşik federal cumhuriyet ile Türkiye arasındaki ilişki, çok fazla yeni fırsat yaratacaktır.

Aynı zamanda Kıbrıslı Rumlar da, iş insanları da 75 milyonluk Türkiye gibi bir ülkeyle düşman olmaktansa dost olmanın, ekonomi alanında yeni yollar açacağının ilk kez farkına varıyor. Türkiye ve Yunanistan arasındaki daha iyi bir ilişki de buna katkıda bulunacaktır ve bu yeni anlayış, AB ülkelerine de yardımcı olur. Çünkü onların da alternatif enerji kaynakları olacak. Şu an başka bazı enerji kaynaklarına bağımlılar ve hepsi kesinlikle alternatifleri çoğaltmaktan yana. Doğu Akdeniz’deki bu kaynaklar, AB ülkeleri için alternatif sağlayacak bir anlayışla geliştirilebilir. Kıbrıs sorununun çözümü kesinlikle bir kazan-kazan durumu ortaya çıkaracak, kaybeden olmayacak.

Röportajımızdan önce ABD Başkan Yardımcısı Biden ile bir telefon görüşmeniz oldu. Neler konuştunuz?

Önce bir noktayı açıklığa kavuşturayım. Çok uzun süren bu telefon görüşmesine bir hafta önce karar verilmişti. İstanbul’da olan bitenle hiçbir ilgisi yok. Ama tabii ki yeni bir gelişme olarak bunu da konuştuk. ABD Başkan Yardımcısı aynı zamanda Anastasiadis ile de görüştü ama ben tabii kendi kısmımı biliyorum. Biden kararlılığımıza verdiği desteğini yineledi. En başından beri bu konuyu çok iyi idare ettiğimizi söyledi. Kendisiyle Davos’ta bir araya geldiğimizde de uzun bir görüşme gerçekleştirmiştik. O zamandan bu yana ciddi bir ilerleme kaydettiğimizi gördüğünü söyledi. Telefon görüşmesi bir destek görüşmesiydi.

Anastasiadis’in Cuma günü görüşmeye gelmeyeceği açıklamasını duyduğunuzda hayal kırıklığına uğradınız mı?

Size şunu söyleyeyim. Eğer bu özel konuda bir şey söylemek istesem, şunu söylerdim: Bir gün ve hatta bir saat bile kaybedersek, bu benim için her zaman hayal kırıklığı olur. Yani kesinlikle bu karar beni hiç mutlu etmedi. Çünkü daha fazla ilerleme kaydetmek için bir araya geliyor olmalıydık ve Haziran görüşmelerimizi planlayacaktık.

Ona, BM’ye ve herkese, bu gizli bir şey değil, hep söylüyorum. Sanırım müzakere görüşmelerin formatının değiştirilmesi gereken bir noktaya vardık. Hâlâ çözülemeyen sorunların çözümü için süreklilik arz eden görüşmelere devam etmeliyiz. Bu şekilde devamlı ve seri görüşmeler, iki görüşme arasındaki boşlukların sürece zarar vermesine de engel olmuş olur.

Daha açık olayım, şunu kastediyorum: Bugünün formatıyla gidiyoruz görüşüyoruz, geri dönüyoruz iki hafta sonra yine gidiyoruz. Bu arada müzakerelerde görüştüğümüz şeyleri büyük oranda yanlış tahminler ve bilgilerle Kıbrıs Rum basınında manşetlerde görüyoruz. Bu da birçok hassasiyet yaratıyor, bunu görmek istemiyoruz. Çünkü toprak, güvenlik sorunlarıyla uğraşıyoruz, başka farklılıkları çözmeye çalışıyoruz.

Bu sebeple formatımızı bize diyelim bir haftalık ya da on günlük periyodlarda görüşme imkânı verecek bir formata dönüştürmeliyiz. Bunun sonucunda garantör ülkelerin de katılacağı beş taraflı bir toplantı yaparak güvenlik ve garanti sorunlarını da sonuçlandırabiliriz.

Bu soruna baktığınızda isteği ve kararlılığı görüyorsunuz. Siyasi irade var, bunu en kısa zamanda çözmek istiyoruz. Bunu sonuçlandırmak için son tarih bu yılın sonu. Bu yüzden bir gün hatta bir saat önemli hale geliyor. Bu yüzde diyorum, bu Cuma görüşmezsek bu olumsuz bir şey olur. Bu sebeple düşündüklerini gözden geçirmeli.

Şunu da söyleyeyim; Kıbrıslı Türkler iki anayasal devletin eşitliğine dayalı bir çözüme olan ihtiyacın farkında. 11 Şubat 2014 anlaşmasının sınırları dâhilinde kalmak istiyoruz. 2017’in sonuna kadar tamamlanmasını umuyoruz böylece genç nesil için bu ülkede daha iyi bir anlayışa sahip olabilir. Bu bizim sorumluluğumuz. Keşke yıllar önce çözülseydi. Olamadı. Biz şimdi çözmezsek, aynı nesilden gelen iki lider olarak, bu bizim neslimizin son şansı olur diye düşünüyorum.

Bu federal bir çözüm için son deneme olur. Şimdi de çözemezsek, on yıl sonra çözülmesinin sebebi ne olabilir? Dürüstçe söyleyeyim, on, yirmi yıl önce sorunu çözmek bugünkünden çok daha kolaydı. On yıl sonra da bugünkünden çok daha zor olacak. Bu sebeple bu fırsatı kaçırmamalıyız.

Anastasiadis’in Pazar günü yapılan seçimlerde güçlenen radikal partilerin etkisi ve baskısı altında olduğunu düşünüyor musunuz?

Yine bunun onların iç işleri olduğunu altını çizeyim, halkın kararına saygı duyuyoruz. Ama sonuç bize açıkça gösteriyor ki çözümü kabul etmeyen siyasi partiler, Kıbrıslı Türklere yapılan saldırıların çoğundan sorumlu olan çok radikal sağ partiler de dâhil, artık parlamentoda.

Elbette ki Kıbrıs sorununun çözümünü düşündüğünüzde bu alkışlayacağım bir sonuç değil, bu açık. Ama Kıbrıs Rum halkının kararı buysa, yapacak bir şey yok. Sorun; bu Anastasiadis’in bizim görüşmelerimizdeki konumunu nasıl etkileyecek? Anastasiadis bugüne kadar kabul edilen durumun dışına çıkmaz ve biz iyi niyetle görüşmelerimize devam edersek, günün sonunda halklarımıza bu görüşmelerden çıkan sonucu kabul edip etmediklerini sorarız.

Ama bu radikal partiler görüşmelerin durmasını bile sağlayabilir.

Hayır, bence sorun bu değil. Toplam sayı içinde sadece iki milletvekilinden bahsediyoruz.

Bu, bu partinin ilk kez parlamentonun bir parçası olması anlamına geliyor. Çözüm veya görüşmelerde sorun çıkması için bir milletvekili bile yeter.

Ben böyle düşünmüyorum. Parlamentodaki bir milletvekili her şeyi mahvedebilecekse o zaman biz nasıl bir demokrasiden bahsediyoruz. Eğer demokrasi çoğunluğa saygı duyuyorsa, referanduma geldiğinde, her milletvekili sesini duyursa da sonuç çoğunluğa bakar.

Kötümser mesajları kimseye taşımak istemiyorum. Günün sonunda sonucu halklarımıza götüreceğiz ve kabul edilip edilmemesi için çoğunluk belirleyici olacak. Önemli olan bu noktaya olabildiğinde hızlı şekilde ulaşmak. Geçen günler, haftalar, sürece yardımcı olmuyor.

Birbirimizi anlamak bizim görevimiz. Onun görevi Kıbrıslı Türklerin ne hissettiğini görmesi, benim görevim de aynı şekilde elimden gelenin en iyisini yapmak. Kıbrıslı Türklerin cumhurbaşkanı olarak en öncelikli görevim halkımın haklarını korumak. Ama aynı zamanda diğer toplumun da mantıklı hassasiyetlerinin farkına varmak. ‘Mantıklı’nın altını çiziyorum. Aynı şeyi karşı taraftan da bekliyorum. Eğer sonunda çalışmamız başarılı olacaksa çıkıp bunun mantıklı ve sürdürülebilir bir çözüm olduğunu, iki tarafın da haklarını koruduğunu halklarımıza anlatmak bizim görevimiz.

Ama Kıbrıslı Rum lider bir kere çıkıp görüşmeye gelmiyorum derse, benim için ortaya çıkıp suçlama yapmak çok kolay olur. Ben bunu yapmadım, yapmayı da düşünmedim çünkü ben çözüm istiyorum. Kararlılığımı tekrar belirteyim, bu suçlamalar bu ülkede çok uzun yıllar yapıldı. Artık yeter. İstanbul meselesinde herkesin anlamasını istediğim; Kıbrıslı Türkler ve liderleri, kendilerine gelen her türlü davete, yemeklere katılma hakkına sahiptir. BM Genel Sekreteri’yle görüşme hakkına da sahiptir.

Ada’daki Kıbrıslı Türklerin birleşik federal devlet oluşturulurken asıl istekleri nelerdir?

Bizim istediğimiz haklarımıza sahip olmak. Bu Ada iki topluma ait. Kıbrıslı Türkler Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dışında kaldı. Şimdi biz federal birleşik bir cumhuriyet istiyoruz, bu bir ortaklık olacak. 53 yıllık tanınmayan gayrimeşru bir hükümetten sonra, uluslararası alandan gelen faydalanabileceğimiz her şeyi kaybettik.

İlk olarak siyasi eşitlik istiyoruz. Özgür toplum olarak yaşamak istiyoruz, başka bir toplumun tehdidi altında değil. Güven içinde olmak istiyoruz. Bunu sadece kendimiz değil diğerleri için de istiyoruz. Yani özgürlük, eşitlik ve güvenlik, istediğimiz üç madde. Elbette bu kapsamda iki bölgeli, iki toplumlu federal birleşik cumhuriyet şeması konusunda uzlaştılar. Burada iki bölgelilik çok önemli. İki eşit anayasal devletin kontrolü altında iki bölgemiz olmalı.

Güvenlik dediğimde elbette Türkiye’ye de değinmeliyim. Geçmişin acı hatıralarına dayanarak; Kıbrıslı Türkler, Türkiye’nin garantörlüğünün bir şekilde devamını görmek istiyor. Bunu diğer taraf kabul etmiyor, tamamen reddediyorlar, duymuyorlar bile.

İki bölgeli bir federasyon yaratacağımız için bu yeni gerçeklikler kapsamında, durum 1950 ve 1960’larda olduğu gibi olmayacak. Bu sebeple garantörlük sisteminde Kıbrıslı Türklerin güven içinde hissedebilecekleri ve aynı zamanda Kıbrıslı Rumların kendilerini tehdit altında hissetmeyeceği bir olacağı bir çözüme ulaşabiliriz. İlkemiz bu. Benim halkımın güvenliği, diğer toplumun tehdit olarak hissettiği bir şey olmak zorunda değil. İyi niyetle bu soruna da bu soruna da bu doğrultuda bir çözüm bulabiliriz.

kaynak: Al Jazeera

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Detay Kıbrıs | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 392 444 79 79 Faks : +90 392 227351