• BIST 1.331
  • Altın 462,621
  • Dolar 7,8778
  • Euro 9,3554
  • Lefkoşa 17 °C
  • Mağusa 19 °C
  • Girne 19 °C
  • Güzelyurt 16 °C
  • İskele 19 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 3 °C

Kanser ve nörolojik hastalıklar tarih mi oluyor?

Kanser ve nörolojik hastalıklar tarih mi oluyor?
Kanser ve nörolojik hastalıklar tarih mi oluyor?

 

Sabri Ülker Bilim Ödülü 2020 yarışmasının bu yılki kazananı Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley (UC Berkeley) Moleküler ve Hücre Biyolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Elçin Ünal oldu. Çalışmaları hakkında Habertürk'e konuşan Doç. Dr. Elçin Ünal, "Kanser ve nörolojik dejenerasyon gibi hastalıkların en öncelikli risk faktörü yaşlanmadır. Eğer yaşlanma sürecini ve mayotik hücrelerin nasıl geri döndürdüğünü anlayabilirsek, biz de bu mekanizmayı kullanarak yaşa bağlı ortaya çıkan hastalıklara karşı harekete geçebiliriz" açıklamasında bulundu

Sabri Ülker Vakfı’nın genç bilim insanlarını teşvik etmek ve araştırmaların toplum faydasına sunulmasına destek olmak amacıyla verilen Sabri Ülker Bilim Ödülü, bu yıl Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley (UC Berkeley) Moleküler ve Hücre Biyolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Elçin Ünal'ın oldu.

Bilimsel kariyerini mayoz bölünme ve yaşlanmanın ilişkileri üzerine kurduğunu belirten Doç. Dr. Elçin Ünal, hücrelerde yaşlanma sonucunda biriken hasarların doğal yollarla nasıl tedavi edilebileceğini araştırıyor. Habertürk'ün sorularını yanıtlayan Doç. Dr. Ünal, "Kanser ve nörolojik dejenerasyon gibi hastalıkların en öncelikli risk faktörü yaşlanmadır. Eğer yaşlanma sürecini ve mayotik hücrelerin nasıl geri döndürdüğünü anlayabilirsek, biz de bu mekanizmayı kullanarak yaşa bağlı ortaya çıkan hastalıklara karşı harekete geçebiliriz" dedi.

 

Sabri Ülker Bilim Ödülü'nün bu yılki sahibi siz oldunuz. Sizin ve ekibinizin temel amacı, hücresel yaşlanmayı anlayıp geriye çevirmeyi başarmak. İnsanoğlunun en çok istediği şeylerden biri de yılları geriye çevirebilmek. Çalışmalarınızdan bahseder misiniz? Bu veriler ışığında yaşlanmayı tersine çevirmek nasıl ve ne zaman mümkün olabilir?

Hücre yaşlanması (senescence) hücrelerin yinelenme kapasitelerinin sınırlanması olarak tanımlanır. Vücudumuzdaki hücreler, mesela kök hücreleri, birçok kez bölünebilir, fakat yaşam süreleri sonsuz değil, bir noktada ölürler. Hücreler yaşlandıkça, evrimsel olarak mayadan insana kadar her canlıda görülen ve toplu olarak yaşlanmanın alameti farikaları dediğimiz birtakım değişiklikleri biriktirirler. Bunlar birçok başka belirtilerin yanı sıra genomla ilgili düzensizlikler, protein kalite kontrolünde düşüş, mitokondriyal işlev bozukluğu, besin algılamada düzensizleşme sayılabilir. Organizmal yaşlanma ile hücresel yaşlanma arasındaki ilişki şudur ki organizma yaşlandıkça, kök hücre havuzunu azaltır veya farklı dokulardaki hücreler yaşlanmaya başlar – bölünmeyi bırakır.

Grubumun çalışmalarında bulduğu bu yaşlı hücreler mayoz bölünmeye uğradıklarında, yaşlanma saatlerini resetliyorlar. Bir diğer deyişle, mayoz bölünme ürünleri (bunlara gamet adı verilir) genç doğuyorlar. Daha da ötesi, yaşlılığa bağlı olarak gerçekleşen hücresel değişikliklere baktığımızda görüyoruz ki gametler artık bu zararlı etkileri içermiyorlar/taşımıyorlar. Bu da bize mayoz bölünme sürecinin içeriden yaratılan yeniden gençleşme yolu olduğunu düşündürüyor.

 

Sonuç olarak, mitoz bölünen hücrelerdeki (kök hücre benzeri hücreler) mayotik transkripsiyon faktörünün (düzenleyici) gerçekleşmesi yaşam sürelerini uzatmada yeterli oluyor. Bu da bize mayotik yeniden gençleşmenin mayoz dışında yenilenebileceğini düşündürüyor.

Bizim amacımız mayoz bölünme ile yeniden gençleşen hücrelerin içeriden uyguladıkları mekanizmaları anlamak ve bu işleyişi diğer hücre tiplerine uygulamak. Temel hedefimiz kendi başına insan yaşam süresini uzatmak değil, daha çok sağlıklı yaşam süresini uzatmak. Bir diğer deyişle, yaşam kalitesini daha ileri yaşlara taşıyabilmek.

Kanser ve nörolojik dejenerasyon gibi hastalıkların en öncelikli risk faktörü yaşlanmadır. Eğer yaşlanma sürecini ve mayotik hücrelerin nasıl geri döndürdüğünü anlayabilirsek, biz de bu mekanizmayı kullanarak yaşa bağlı ortaya çıkan hastalıklara karşı harekete geçebiliriz. Bu tabii ki çok uzun bir zaman alacak proje ve bizim grubumuz oraya ulaşamayabilir, fakat umudumuz odur ki bizim buluşlarımız uzun dönemli bir vizyona destek olacak.

 

Moleküler Biyoloji ve Genetik okumanızın sebebi lise öğretmeninizden aldığınız ilhamdı. Berkeley Üniversitesi’ndeki Moleküler ve Hücre Biyolojisi Bölümü’ne katıldınız ve araştırmalarınızı burada kendi adınıza kurulan laboratuvarda devam ettirdiniz. Bu alana nasıl yöneldiniz?

Ben kendimi öncelikle genetikçi sonra hücre ve moleküler biyolog olarak görüyorum. Genetik, biyolojinin hayranlık uyandıran ve çok temel bir dalı, birçok sonucu ve farklı alanlarda uygulaması var. Kişisel olarak genetik çalışmalarının en sevdiğim tarafı ağırlıklı olarak analitik düşünme ve mantıksal çıkarım üzerinden yürümesi. Bu bilimsel araştırmalardaki bulmaca çözme kısmını gerçekten parlatıp öne çıkarıyor.

Resmi olarak konuşursak, genetik gen, kalıtım ve organizmaların genetik çeşitliliği üzerine olan çalışmalardır. Genetik ile ilgili en iyi şey çok küçük sayıda basit konsepti olması. Bu konseptleri bir kere öğrendiğinizde ve sizin için anlam kazandıklarında, genetik olarak düşünme konseptine haiz oluyorsunuz. Demek istediğim şu ki genetiği biyolojik fonksiyonları anlamak ve üzerinde çalışmak için ilginizi çeken herhangi biyolojik bir problemde keşifler yapmak için bir araç olarak kullanabilir hale geliyorsunuz. Genetiği aynı zamanda insan hastalıklarının yanı sıra türler arasında ve içinde biyolojik varyasyonları anlamak için temel olarak kullanabilirsiniz. Tüm bu sebeplerden genetiği çok seviyorum.

 

Bizleri neler yaşlandırıyor? Kuşkusuz sadece yaş almak değil... Yoğun çalışma temposu, stres, kötü beslenme ve sedanter hayat tarzı da bizleri yaşlandırıyor. Peki bu şartlarda insanoğlunun hayalini kurduğu 100 yaşına kadar yaşamak gerçekten mümkün mü?

Bence burada düşünmemiz gereken şey 100 yaşına kadar nasıl yaşayacağımız değil, sahip olduğumuz yaşamı olabilecek en sağlıklı şekilde nasıl yaşayabileceğimiz. Cynthia Kenyon grubunun iplik kurdu adını verdiğimiz yuvarlak solucan ailesinden C. elegans üzerine yürüttüğü deneyler gösterdi ki; bazı gen mutasyonları solucanların yaşam sürelerini uzatabiliyor. Bir diğer deyişle, genetik faktörler yaşam süresi üzerine etki edebiliyor. Bu konunun en iyi tarafı, bu hayvanlar uzun ve sağlıklı bir hayat yaşıyorlar, insanların 90 yaşındayken 50’lerindeymiş gibi yaşamaları gibi. Beslenme, stres ve egzersiz gibi çevresel faktörler de sağlıklı yaşlanma üzerinde oldukça etkili. Birçok organizma üzerinde yapılan çalışmalardan bilindiği üzere kalori sınırlaması yaşam süresini uzatıyor. Aynı zamanda aşırı kalori sınırlaması da sağlıklı değil. Aynı mantık diğer çevresel faktörlerde de geçerli, stres ve egzersizin de çok fazlası yararlı değil. Ortalama seviyeler sağlıklı yaşam süresini iyileştirmeye yardımcı oluyor.

Yaşlanmayı geciktirmek için tavsiyeleriniz nelerdir?

Beslenmeye dikkat etmeli, stres yaratan ortamlardan mümkün olduğunca kaçmalı, pozitif düşünceye sahip olmalı, spor yapmalı.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler