Gravat Takmakla Adam Olmak Eş Değil…

Cenk DİLER

Siyasete güvenin sıfır olduğu bir ülkede, medyaya güven nerelerde olacaktı ki? Siyasete EKSİ, medyaya SIFIR… Siyasete duyulan güvene neden EKSİ verildiğini şimdi durup anlatmayım. Her yazımda buna değinmeden zaten geçemiyorum. Medya neden SIFIR “güvenilir” peki? Kurcalayalım biraz… Ülkeyi yönetenler; yaptıkları pislikleri gizlemek için ya da halkın “algılarını” etkileyebilmek amacıyla “marifetlerinin” halka ulaşmasını engellemeye çalışabilir. Eskiden olsa bu mümkün olabilirdi. Şimdi buna imkân ve ihtimal yok gibi. Gözü kör olasıca teknoloji! Mesajın halka ulaşmasını engelleyemiyorlar ama değişik algılanmasını veya normal algılanmasını sağlamaya çalışabiliyorlar. Halka ulaşmanın en etkili yolu, kulağa fısıldama olamayacağına göre bunu medya yoluyla yapıyorlar. Çoğu kişi/kurum bu araçların sahibi olabileceği gibi, çoğu da fonlayıcısı olabiliyor günümüzde. Ya direkt ya dolaylı olarak. Bu kokuşmuş, çarpık ve sakat ilişkilere örnek olarak, Türkiye medyasının bugün içine düştüğü durumu rahatlıkla gösterebiliriz. Dünya çok mu farklı? Değil. Oklahoma Üniversitesi Gaylord Gazetecilik Okulu’ndan Yardımcı Profesör Katerina Tsetsura, 2007 yılında 35 ülkedeki 93 gazeteciyle ve 56 ülkedeki 310 kamuoyu şirketi çalışanıyla kapsamlı bir anket yapmış. Anket sonuçları ilginç; • Paralı bir reklam karşılığında haber değeri OLMAYAN hususların haber gibi yayınlanıp yayınlanmadığı sorusuna verilen cevaplar şöyle: Sık sık veya her zaman: %26 • Haber kaynaklarının medyaların haberleri değerlendirmesini etkileyecek mali baskı yapıp yapmadıkları sorusuna cevap verenlerden %28’i sık sık veya her zaman diyor. Bazen diye cevap verenlerle birlikte bu oran %54’e ulaşıyor. • Ulusal medyalarda çalışanların rüşvet alması bizim ülkemizde normal karşılanır, diyenlerin oranı %49. Dünyanın en büyük ülkelerinde devlet başkanlarını deviren, en büyük firmaların iç yüzünü açıklayarak dünyayı sarsan basının kendi içinde bazen böyle zaaflar yaşaması, medyaların kırılgan niteliğini ortaya koyuyor. Kuşkusuz gazetecilerin büyük çoğunluğunu bu gibi haysiyet kırıcı durumlara razı olmakla suçlamak büyük insafsızlık olur. Bazen tek bir editörün, hatta tek bir muhabirin yaptığı yanlış iş o gazetenin veya televizyonun tümüne, hatta o ülkenin basınına karşı olumsuz duygular yaratılmasına sebep oluyor. Bu örneklerin, araştırmaların, olayların daha yüzlercesini okumak için inanılmaz zenginlikte olan bir kitap okuyorum. Onur Öymen’in yazmış olduğu; Bir Propaganda Silahı Olarak Basın, Dünyada ve Türkiye’de Sansür, Baskı ve Yönlendirme. Okudukça gülümsüyorum. Aklıma neler geliyor neler. Gözümün önünde neler canlanıyor, bir bilseniz! Hayatını belli bir felsefe üzerine kurgulayanların, bunun tam tersi savlar için yani; 3 kuruş için düştükleri haller hal değil. Şakşakçılık ve yalakalık kolay değil. Hakkınızda söylenenler demek ki boş değil. Gravat takmakla adam olmak eş değil!