Havadaki türbülans süresi küresel ısınmayla arttı

İngiltere'de yapılan ve son 41 yılda meydana gelen türbülansların süresinde yüzde 55'e varan artış yaşandığını ortaya koyan araştırma sonuçlarını değerlendiren Toros, "Daha fazla ısınma, daha fazla havanın hareketi anlamına geliyor.

Havacılık sektörünü yakından ilgilendiren meteorolojik olayların başında havanın ani ve düzensiz hareketi sonucu ortaya çıkan türbülans geliyor. Yoğunluk, basınç, nem ve sıcaklığa bağlı olarak meydana gelen karışık hava hareketi türbülans, uçak yolcuğu esnasında hissedilen ani sarsıntı olarak biliniyor.

İngiltere’deki Reading Üniversitesi’nde bilim insanlarının yaptığı bir araştırma, iklim değişikliğiyle yıllar içinde artan hava sıcaklıklarının türbülans olasılığını tetiklediğini gösterdi. 1979-2020 yıllarına ait verilerin kullanıldığı araştırmada, mevcut yıllar arasında karbondioksit yoğunluğunda kaydedilen yüzde 30'luk artışla, aşırı hava sıcaklıklarının neden olduğu jet akımı rüzgarları (jet stream) arasındaki artış arasında paralellik olduğu belirlendi.

YÜZDE 55 ARTIŞ

Araştırmaya göre dünyada en fazla uçuşun gerçekleştiği rotaların başında gelen Kuzey Atlantik’te 1979’da yıllık 17,7 saat olan şiddetli türbülans süresi, 2020'de 27,4 saate yükselerek yaklaşık yüzde 55 artış gösterdi. Orta şiddetli türbülanslarda ise bu süre 70 saatten 96 saate çıkarak yüzde 37 arttı. Avrupa, Orta Doğu ve Güney Atlantik'teki uçuş rotalarında meydana gelen türbülanslarda da 41 yıllık zaman diliminde değişen oranlarda artışlar gözlemlendi.

İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros, uçak yolcuğu esnasındaki sıcaklık farkının türbülansa neden olduğunu söyledi. Toros, sabah saatlerinde İstanbul’dan Adana’ya gitmek için havalanan bir uçağın Toros Dağları'nın üzerinden geçtiği sırada, dağların eteklerinde biriken sıcak hava ile temas ederek sarsıntıya maruz kalabileceğini, bunun mevcut sıcaklık farkının bir yansıması olduğunu belirtti.

Hava hareketlerinin içeriğinde nem, toz gibi farklıklar varsa türbülansın tahmin edilebileceğinin ancak genel anlamda ve kesin zaman, mekan ölçeğinde tespit edilmesinin zor olduğunun altını çizen Toros, özellikle açık hava türbülansı net olarak tespit edilemeyeceği için tahmin edilemeyen sarsıntılar yaşanabileceğini anlattı.

“ATMOSFERDEKİ TÜRBÜLANS HAVA DURUMUNUN BİR PARÇASI”

Türbülansın, tıpkı yağmur ve kar gibi meteorolojik hadiselerden biri olduğunu vurgulayan Toros şöyle devam etti:

“Dünya yüzeyinin düzensiz ısınması, atmosferde hava akımlarını oluşturur. Rüzgar dağılımı, sıcaklık değişimleri ve fırtına gibi hava şartları, türbülansın oluşumunda ve yoğunluğunda önemli bir rol oynar. Genellikle sıcaklık, basınç ve rüzgar hızıyla birlikte ani değişiklikler olduğunda atmosferik kararsızlıklar oluşur. Hava cepheleri boyunca farklı hava kütlelerinin etkileşimi, gelişmiş türbülanslı bölgeler oluşturur. Fırtınalar, güçlü, yukarı ve aşağı çalkantılı hava akımlarına yol açar. Jet akışları, kutupsal ve tropikal hava kütleleri arasındaki sıcaklık farklılıkları, şiddetli akımlarıyla açık hava türbülansı alanları oluşturabilir. Konveksiyon, yukarı hava akımları ve aşağı hava akımlarıyla ilişkili kümülüs bulutlarının ve türbülansın oluşumuna sebep olabilir.”

“DAHA FAZLA ISINMA, DAHA FAZLA HAVANIN HAREKETİ”

Son yıllarda dünyada rekor sıcaklık seviyelerine ulaşıldığını hatırlatan Toros, “Daha fazla ısınma, daha fazla havanın hareketi anlamına geliyor. Türbülans ile küresel ısınma arasında bir bağ var. Son yıllarda sıcaklıklardaki artışa bağlı olarak türbülansların şiddetinde ve sıklığında bir artış görülüyor. Küresel iklim değişikliği direkt olarak türbülansları etkiliyor” değerlendirmesini yaptı.

İklim değişikliğine yol açan nedenlerin başında yüzyıllardır yer altında biriken fosil yakıtların insanlar tarafından bilinçsiz şekilde çıkarılarak kullanılmasının geldiğini vurgulayan Toros, gelişen teknolojiyle su, rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının tercih edilmesi gerektiğinin önemine değindi.

Toros, sözlerini, “Küresel ısınma ve iklim değişikliğinden olumsuz etkilenmemek için öncelikle uyum sağlamalıyız. Sonrasında ise iklim değişikliğini azaltacak faaliyetlere odaklanmalıyız. Bunun için fosil yakıtların kullanımını azaltmalı, enerjiyi daha verimli kullanmalı ve israf etmemeliyiz” diye tamamladı.