Kalbimizdeki en kalıcı yaralar sevdiklerimizin açtığıdır

Hatice İNTAÇ

“Bilmez insan kendi güneşinin sadece ve sadece kendini ısıtabileceğini; diğerlerine de yetmek ister… Bencillikten kaçıp paylaşmak ister her şeyini!..”

Geçen yazımda hayatın bir serüven olduğundan; her insanın yaşam öyküsüyle bu serüveni farklı biçimlerde yaşadığından dem vurmuş; farklı hayatları yaşasak da birbirimizle bir anlamda yollarımın kesişeceğinden bahsetmiştim.  

Yazımın başına aldığım, kime ait olduğunu bilmediğim ama benimsediğim kavrama rağmen, toplu halde yaşayan; sosyal bir varlık olan insanın böyle bir öneriye pek uyum sağlayamayacağını da biliyorum. Çünkü bencillik her insanın doğasında olmakla birlikte başka insanlarla; genellikle de aile fertleri, arkadaşlar, dostlar ve sevilen kişilerle paylaşacağı olgular ve duygular da vardır.

Herkesle paylaşılacak şeyler farklıdır. Paylaşımlar birisiyle memleket meseleleri, bir başkasıyla ekonomi, bazılarıyla magazin haberleri olabilir. Birileri de vardır ki onlarla duygularınızı, sırlarınızı, mahreminizi paylaşacak kadar güvenir ve inanırsınız. Bu güvenin sebebi bazen karşımızdakinin doğruluğu, sadakati, dürüstlüğü gibi somut nedenler olsa da bazen de içgüdülerimizdir. İnsanız ya!. Bazen turnayı gözünden vurur yanılmayız, bazen de beşeriz ve şaşarız…

                                                                    *****

Hangi nedenle olursa olsun hepimizin hayatında özel meselelerimizi paylaşacak kadar güvendiğimiz insanlar vardır. Önemli olan doğru insanı bulmaktır. Ancak gerçek duygu ve düşüncelerini maskelemekte uzmanlaşmış, içi başka dışı başka öyle hilekâr insanlar da vardır ki herhangi bir nedenle gerçek yüzlerini gösterdikleri zaman şokları yaşar; saflığımıza ve ona nasıl güvendiğimize hayıflanır, kendimize kızarız. Bununla da kalmayıp bir zamanlar benimsediğimiz, kalbimizde yer verdiğimiz o insanın ruhumuzda kapanması hayli zor olan yaraları da iyileştirmeye çalışırız.

Kolay değildir inandığımız bir insanın arkamızdan konuştuğunu, yalancı, nankör  riyakar ve hain olduğunu öğrenip bir anda sindirebilmek..Hele onu uzun zaman dostumuz, akrabamız, sevdiğimiz, güvendiğimiz biri olarak benimsemiş ve kalbimizde yer vermişsek hiç kolay değil.  Onun eski samimiyetini hatırlarken samimi olduğuna inandığımız günleri hatırlar sanki bir yanımız eksilmiş gibi hissederiz. Bugünkü halini düşünürüz, onu da yüreğimiz kabul etmez. Zamanla geçip geçmeyeceğini kestiremediğimiz bir bocalama dönemi yaşarız. “Acabalar” gelir dayanır düşüncemize ve sorarız kendimize. “bir insana sonsuz güven duyabilmek en büyük şansımız mı yoksa hatamız mı?” diye…

                                                                      

Akrabalık ve arkadaşlıklarda olsun, ilişkilerde olsun kayıpların en kötülerinden biridir güven kaybı. O kaybı yaşadığımız biriyle artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz. Bu yüzdendir ki böyle bir kayıp sevdiği bir insanı kaybetmek gibi etkiler insanı. Bundan daha da kötüsü, güven konusunda mağduriyet yaşamış olanın güvenme duygusunu yitirmesine, kendine samimi olarak yaklaşanlardan şüphe duyup,  hayatının etrafına bir duvar örmesine sebebiyet vermesidir. Bu yüzden karşılıklı güven, insanoğlu için ilişkilerin temel unsuru olmalıdır. Yaşadığımız dünyada ve zamanda güven konusunda en ufak bir zedelenme o ilişkiyi sadece yokuşa sürmekle kalmaz yeri geldiğinde de yok eder.

                                                    *****

Güven, insanlar arasındaki ilişkilerde en temel duygu ve ayni zamanda bir ihtiyaçtır. Ancak böylesine önemli ihtiyaç olan bu duyguyla ilgili hep sorunlar yaşarız. Ya çok kolay güven duyarız ya da yoğun güvensizlikler yaşarız. Her iki halde de etkenler farklıdır ve kökenini çocuklukta aramak gerekir. Sağlıklı bir ailenin çocuğa kazandırdığı ilk temel duygu da bu olmalıdır. Doğduğu andan itibaren bir bebek annesinin kokusunda,sesinde güven arar.Her ağladığı anda ihtiyaçlarına cevap verilen,sevildiğini ve değer verildiğini bilerek büyüyen çocuklar özgüven duygusu yüksek bireyler olarak yetişirler.Çocuğun ailede gördüğü kabul,ona verilen sorumluluk, ahlaki değerler ve duyulan güven,çevresiyle dengeli ilişkiler kurma becerisi kazanmış, kendine güvenli bir yetişkin olarak toplum içinde yer almasını sağlar.Bireyin doğumla getirdiği mizaç özellikleri sağlıklı ve dengeli bir aile yapısı içinde şekillenir.Onu diğer insanlardan ayıran temel karakteri olur. Güven duygusu edinmenin bir diğer önemli ayağı da her zamanki gibi eğitim ve okullar ve öğretmenlerdir.. Toplum için dürüst ve güvenilir nesiller yetiştirmek,  temeli sağlam atmakla mümkündür.