Kazanmak mı dediniz!!!

Ediz TUNCEL

Hem Türkiye’de genel ve cumhurbaşkanlığı seçimleri,  hem de bir vesikalık fotoğrafın bile nasıl olması gerektiğine karar veremeyen bizim eğreti devletçikte yerel seçimler yapıldı.

Bırakın herşeyi bir tarafa,  İlahiyat koleji diplomalarında vesikalık fotoğrafın nasıl olacağına karar veremeyen bir devlet seçim yapsa ne olur, yapmasa ne olur…

Ne olduğunu ve bundan sonra da ne olabileceğini gördük.

İktidar ortakları CTP-TDP-HP ve DP sözde UBP’ye karşı işbirliği yaptılar ama daha başından çuvalladılar.

Bir tek CTP-TDP işbirliği Lefke ve Lefkoşa’da işe yaradı, hepsi o kadar.

Çok muhtemeldir ki CTP kendi adayı ile Lefkoşa’da seçime girseydi UBP kılpayı da olsa bu seçimi alacaktı.

Ancak Harmancı’ya hatırı sayılır bir destek veren CTP’nin duruşu, akmasa damlar pozisyonunda olan TDP’nin desteği,  biraz da Harmancı’nın başkanlığa geldikten sonra tam anlamıyla batış durumunda olan amiral gemisini su üzerinde tutmayı başarmasıyla ortaya çıkan olumlu durum, Harmancı’nın bu seçimi almasını sağladı.

Demek ki iyi yöneticilik kısmen de olsa takdir görebiliyor, o kısmen takdirden gelecek oy da seçimdeki kritik dengeleri değiştirebiliyormuş.

Lefke’de ise durum bambaşkaydı, UBP’nin geçmiş belediye başkanı Mehmet Zafer’den tam bir enkaz ve borç batağında bir belediye alan, borçları ödeyecek diye ter ter tepinen CTP’nin adayı Aziz Kaya’nın icraatlarından memnun olanlar vardı, olmayanlar vardı, ancak UBP’nin çıkardığı aday Lefke bölgesinde her türlü dengeyi değiştirdi,  UBP’nin fanatik milliyetçi ayaklarına yatan, sokaklarda Mehter Marşı çalarak “şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganlarıyla dolaşan Ülkücülerle kol kola yürüyen UBP  adayı kazanmasın da kim kazanırsa kazansın moduna girildi.

Sadece Lefke bölgesi halkı değil, tüm Kıbrıs Türkü ABD güdümlü PKK terörünün yaptıklarına hiçbir zaman sempati ile bakmamıştır  ama sokaklarında hesaplaşma, yaygara görmek isemez, martaval dinlemek de istemez, hele hele de Kıbrıslı Türklerin bu oluşumların içinde kendisine yer bulmaya çalışmasına da asla sıcak bakmaz.

Netice olarak UBP’nin adayı sadece kendisi gibi fanatik milliyetçilik taslayan küçük bir kesimden oy aldı, UBP’nin kemik oyları dışında kimse UBP’nin adayına oy vermeye yanaşmadı, UBP’lilerin bir kısmı da misilleme olsun diye gitti CTP’nin adayına oy verdi.

Dahası, DP’nin  HP’nin adayını destekleyeceğini açıklayan Serdar Denktaş’ın tam tersine, DP seçmeni de başkanını zerre kadar sallamadı, gitti CTP’nin adayına oy verdi.

HP ise sadece Lefke’de değil, tüm bölgelerde fena halde çuvalladı, zaten eğreti yöntemlerle şişirilen ve sürekli hava kaçıran balonu bu kez pat diye patladı.

Bütün bunların bir tek açıklaması vardır: Eğer partilerinizde kendi çaplarınızda tek adamcılığa oynarsanız, çevrenizde ve ülkenin her bölgesinde düzgün ve akil insanlardan sürdürülebilir ekipler oluşturmazsanız, sürekli fırsatçılığa oynarsanız, seçim zamanı da geldiğinde elinizin altında “ne kaldıysa” onlardan birşey çıkarmaya çalışırsanız, olacağı budur, tam anlamıyla çuvallarsınız, bir sonraki seçimde de hasbelkader tepki oylarıyla alabildiğiniz Meclis sandalyelerini de kaybedersiniz…

Bu seçimde iktidar ortaklarından bir tek CTP kısmen karlı çıktı, gerisi tam anlamıyla çuvalladı.

Meclis üyesi adayları bu seçimde sadece CTP listelerinden seçime girebilen, yıllar yılıdır argümanlarıyla yaptıkları bir türlü örtüşmeyen, bu yüzden de aynı ideal ve ideolojileri paylaşanların desteğini sürekli kaybeden  ve nal toplayan TDP bu sefer de Lefkoşa’yı aldı ama bunu da CTP’nin büyük desteğine borçlu, hepsi o kadar.

Bunun haricinde TDP, HP ve DP yerel seçimde tam anlamıyla çuvalladılar.

Diğer büyük şehirleri alan UBP’nin gücüdür.

Bu şartlarda bu üç partinin başkanları derhal günah çıkarıp, parti başkanlıklarını bırakmalıdırlar, ama nerde…

Tekmeyle bile oturdukları yerden kovamazsınız, bulundukları makamlara gelebilmek için nelere katlandılar, neleri sineye çektiler, neleri feda ettiler…

Gitmemek için de şeytanla bile işbirliği yapmaktan geri durmazlar.

Böyle bir durumda hade bakalım, çuvalladınız, doğru eve derseniz, ayıp olur ama, değil mi!!!

Bir sonraki seçimde UBP kendi eteklerindeki taşları döksün de görün siz KKTC’nin kaç bucak olduğunu… UBP’nin başına Faiz Sucuoğlu gibi aklı başında ve soğukkanlı bir adam gelirse ve her bölgede ciddi ekipler oluşturursa, seyredin siz alemi…

Mevcut şartlarda bile bir sonraki seçimde altı boş olan ve iktidarda olmalarına rağmen iktidarsız iktidar pozisyonunda olan,  güçlenmek için de kılını kıpırdatmayan, sadece günü geçirmeye bakan, kör topal gitmeyi marifet sayan TDP, DP ve HP silinip gidecekler, UBP’nin karşısında bir tek CTP ayakta kalabilecek,  o da eğer Tufan Hoca kendisine çok güçlü ve ciddi bir ekip kurarsa…

YDP seçmeni de güçlü bir UBP’nin yanında durmayı tercih edecektir.

Bu şartlarda Tufan Hoca oturduğu yerden seyretmeye devam ederse ve gün gele harman ola modunda giderse, gelecek seçimde kabuk değiştiren bir UBP akılcı bir siyasetle Meclis’in çoğunluğunu bir daha kaybetmemek üzere ele geçirir.

Kısacası, bu seçimin kazananı yok, kaybetmeyeni UBP, kısmen kaybedip kısmen kaybetmeyeni CTP, kaybedenleri de TDP, HP ve DP…

………………………….

Şu anda ekonomik ve siyasi açıdan tam bir çıkmaza girmiş olan, toplumsal olarak da kamplara bölünmüş olan Türkiye’deki seçimlerin sonucunda da dağ fare doğurdu.

AKPliler ve Erdoğan batık geminin kaptanlığını yeniden ele geçirdikleri için sevindiler, on defa denedikleri ama tutmayan yöntemlerle geminin kaptanlığına aday olan CHP ise bir daha çuvalladı.

Bu seçimde de manipülasyonlar ve entrikalar dönmüştür ama aradaki farkı bu kadar büyütecek oranda mutlaka ki olmamıştır, dolayısıyla bu sonuç AKP için zafer, CHP için hezimettir.

Bu aşamada CHP yönetiminin yapacağı tek birşey vardır, o da topyekün istifa etmek ve ayak altından çekilmek.

Bu aşamadan sonra ne mi olur?

Eğer Türkiye’de siyaset ekonomik akılla yapılmaya başlanırsa, çevre ülkelerle olan ilişkiler düzelirse, yerle bir olan turizm canlanmaya başlarsa, Türkiye yeniden güvenli ülke statüsünü kazanmaya başlarsa,  en erken 10 yıl sonra düze çıkılmaya başlanır, yok AKP bildik teraneleri okumaya devam ederse, memleketi cemaat aklıyla yönetmeye devam ederse, darphane karşılıksız para basmaya devam eder, birkaç ay sonra enflasyon iki katına çıkar, Türk lirasının değeri yerle bir olur, şu an hammadde ve bazı temel gıda maddeleri açısından dışa bağımlı olan Türkiye alım gücü düşeceği için çok ciddi bir darboğaza girer,  bir seneye kalmadan da Türkiye resmen iflas bayrağını çeker, Ecevit döneminde olduğu gibi maaşları bile ödeyemez hale gelir,  millet cami avlusunda dilenmeye başlar, hükümet de IMF kapısında sürünür, Osmanlı döneminden kalma kapitülasyonlar dönemi geriye gelir.

Zaten şu anda darboğazda olan yerli yatırımcı yabancı sermayeye hisse satmakta, ekonomik darboğazı yabancı sermayenin desteğiyle hafifletmeye çalışmaktadır ki bu da milli sermayenin dışarıya bağımlı hale gelmesinin devamı demektir.

Bu böyle devam ederse ve ülkenin yerli ekonomik gücü hepten dışa bağımlı hale gelirse, yeni başkanlık sistemi de ekonomik açı ve akıldan altı boş olacağı, parlamentonun esamesi bile okunmayacağı için havada asılı kalır, sonra da top gibi yere vurur, çöker gider.

Sürdürülebilir ekonomik güce dayanmayan hiçbir siyasi güç ayakta kalamaz, bugüne kadar kalmamıştır, bugünden sonra da kalamaz, mümkün değildir.

Ha, bu arada, tüm olumsuzluklara rağmen beklediğinden daha büyük bir başarı gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan mevcut durumdan cesaret alır da birkaç ay sonra bir erken seçim çağrısı daha yapar ve MHP’nin kaypak zeminde duran desteğinden kurtulmaya ve mutlak gücü kusursuz şekilde ele geçirmeye çalışırsa, hiç şaşırmayın.