“LANET OLSUN”

Ayşegül Garabli

Basit bir burun ameliyatı için Türkiye’de bir hastaneye yatıyorsunuz.

Tetkikler yapılıp, ameliyata hazırlandıktan sonra küçücük bir kemik ve et parçasının alınmasıyla rahat nefes alabileceğiniz anların hayalini kurarak ameliyata götürülmeyi bekliyorsunuz.

Saatler bir birini kovalıyor ama sizi götürmeye gelen yok.

 Heyecan yerini  gerginliğe bırakıyor.

Nihayet odaya  doktorunuz giriyor  ve “Yapılan tetkiklerde MS hastası olduğunuz tespit edildi. Bu durumda narkoz almanız riskli” diyor.

O an büyük bir şok yaşıyorsunuz ve dünya başınıza yıkılıyor.

İçinizi garip bir hüzün ve belirsizliğin büyük hüznü kaplıyor ancak üzüntünüz kendiniz için değil.

Sonuçta mücadele edeceksiniz ve ne olacaksa olacak; hüznünüz çevrenizdeki yakınlarınızın yüzünde beliren yıkılmışlık ifadesine.

Annenizin, çocuğunuzun, eşinizin ve kardeşlerinizin gözlerine dolan ve akmasına müsaade edilmeyen göz yaşlarına hüzünleniyorsunuz.

Sanki size bir şey olursa hepsi öksüz ve çaresiz kalacakmış gibi hissediyorsunuz.

Kısa da sürse bir ömür gibi gelen bu şoktan sonra kendinize geliyorsunuz ve hemen araştırma içerisine giriyorsunuz.

Ellerde telefonlar herkes internetten araştırmaya başlıyor.

MS hastalığı ne?

Belirtileri neler ve tedavisi var mı?

Bu konuda ne yapılabilir ve nerede daha iyi bir tedavi var diye adeta bir seferberlik başlıyor.

Yurt içi ve yurt dışı tüm imkanlar devreye sokulup doktor doktor gezmeye başlıyorsunuz.

Siz konulan tanıya çare ararken, aslında konulan tanının doğru olmadığı ve MS hastası olmadığınız çıkıyor ortaya.

Ayrı ayrı gittiğiniz doktorlar tarafından MS olmadığınız ama beyninize giden bazı damarlarda tıkanma olduğu söyleniyor ancak siz üzülmeyip aksine Ölümü görüp sıtmaya razı olmuş gibi  MS olmadığınız için seviniyorsunuz.

Sonrasında düşünüyorsunuz bu durumda kime kızmalı, suçlu kim diye.

Bir insanın sağlığını hiçe sayıp, hem o kişinin hem de yakınlarının hayatını cehenneme çeviren doktora mı?

Yoksa eğitim sisteminin içini boşaltıp , bırakın mesleki bilgileri insan ilişkilerinin dahi öğretilmediği bir sistemi bilinçli bir şekilde  yaratan siyasilere mi?

Bütün yetişmiş beyinlerin göç edip gitmesine sebep olanlara mı?

Türkiye’nin getirildiği durumu görmeyip hala daha “şehir hastaneleri ve yolları”  Türkiye’nin geliştiği anlamında görüp Türkiye’yi bu hale getirenlere oy verenlere mi?

Yoksa yaşanan ve yapılan her olumsuzluğu duyarsızca normal kabul edip sessiz kalan bizlere mi?

Tacize sessiz, tecavüze sessiz, cinayete sessiz, yanlış teşhis ve yanlış tedaviye sessiz…..

Çocuklar doğum yapar; “lanet olsun ”

Doktor, hemşire öldüresiye darp edilir; “ lanet olsun”

Kadınlar, çocuklar, tecavüze uğrar, öldürülür; “lanet olsun”

Yanlış tanı ve yanlış tedavi ile ya insanlar öldürülür, ya sakat bırakılır ya da hayatları karartılı; “ lanet olsun”

Katliam yapılır ; “ lanet olsun”, Ülke soyulur; “ lanet olsun”

“ lanet olsun” demeden öteye geçemeyen lanetli bir millet olduk adeta.

Her olanı küçümseyen ve olumsuzlukları kabullenen “lanetli ve illetli” bir toplum.

Şimdi bu yaşanılan olay karşısında bile, “böyle birkaç doktor var diye genellememek lazım, çok iyi doktorlarımız da var” diyecekler çıkacaktır.

Elbette ki çok iyi doktorlarımız da var.

Ancak çok iyilerin olması çok kötülerin olmasını aklamaz.

Eğer söz konusu insan sağlığı ise, tek bir doktor dahi bu şekilde olmamalı.

Ateş düştüğü yeri yakıyor ve her insan kendisine ve sevdiklerine değerlidir, o yüzden kimse insan hayatına mal olabilecek olan hataları, ya da insanların hayatlarını cehenneme çeviren davranışları hoş görme/ normal kabul etme hakkına sahip değildir.

Çünkü bu tür olaylar bireysel hatalar değil, sistemin ( sistemsizliğin) ta kendisidir.

Düşünsenize şu an yeteri bilince ya da yeterince imkana sahip olmayan kim bilir kaç kişi eğitim ya da sağlık sisteminde yaratılan bu yanlışlıklardan dolayı mağdur?

Kaç hayat böyle karartıldı?

Bu sistem kaç suçlu yarattı ve yaratıyor?

Ve bu işin ucu bize dokunmuyor mu?

Lanet olsun!!

Gerçekten lanet olsun ama bu sistemin parçası haline gelip, olan biteni normalleştiren bizlere de yazıklar olsun!!!