Ne Kazandık, Ne Kaybettik

Hatice İNTAÇ

NE KAZANDIK, NE KAYBETTİK?..

Hayat ne kadar garip!.. Bu gariplik daha çok, insanın aklına hayaline gelmeyen olaylarla daha da zenginleşiyor. Hayatımız boyunca acı, tatlı, kederli, sevinçli birçok şey yaşadık. Bunların birçoğu kişisel olsa da toplumsal olanlar da yadsınamayacak kadar çoktu. Kişisel olanları kendimiz ve belki yakın çevremizle paylaştık da toplumsal olanlarda düşünce ve fikir ayrılıkları yüzünden çoğu kez bocaladık; hala da bocalıyoruz.

Düşünüyorum da, eskiden bu fikir ayrılıkları, bocalamalar, kararsızlıklar bu boyutlarda değildi. Mesela, 1963 Aralığında başlayan ve uzun süre devam eden Türk-Rum çatışmalarında insanların çoğunluğu arasında dayanışma, paylaşma, yardımseverlik gibi toplumu bağlayıcı unsurlar vardı ve insanlar bundan güç alıyor, o zor şartlara bu şekilde dayanabiliyordu. Bir kısmımız göçmen olmuştuk o yıllarda. Daha önce hiç tanımadığımız insanlarla ayni yerlerde barınmak zorunda kalmıştık. Önceleri bundan rahatsızlık duymuştuk belki ama sonra zor bulduğumuz bir bardak suyu paylaşacak kadar kaynaştık. O günlerden bu günlere dostluk ve kardeşliğin en katıksızını taşıdık. Sadece bu mu?.. Bu toplum daha neler gördü, neler yaşadı ama yine ayni birlik ve beraberlik ruhuyla hepsinden iyi kötü kurtuldu.

Lafı uzatmanın anlamı yok. “Geçmişe mazi derler” O zamanlar öyleydi; şimdi de böyle..1974 ten yani ganimet döneminden sonra desem yanlış mı derim?.. Birileri kızar mı bana?.. Kızarsa kızsın!.. Bıçağın kemiğe dayandığı bu zamanda herkesin bildiğini birileri kızacak diye gizleyemeyiz ki..

Kimler mi kızar?.. Tabii ki foyası meydana çıkacak olanlar, ta ilk zamanlardan Rumdan kalan malların üstüne oturanlar.. Bir taneyle doymayıp kaç tane villa, arsa, tarla alanlar..Et elinde bıçak elinde olanlar o zamanlar böyle başladılar haksızlığa,adaletsizliğe,hırsızlığa.. Kimlerdi onlar?.. Savaşta başkalarını ateşin üstüne sürerken masa altına saklananlar; ileri gelenler(!..) Bölgelerin sözüm ona idarecileri. Bu belli ki zamanla alışkanlığa döndü ve hâlâ da sürüyor. Hani derler ya; “alışmış kudurmuştan beterdir” diye; tam da öyle oldu. Sonradan bunu başlatanların yerini genelde evlatları aldı. Eeee… ne olacaktı..? O alışkanlık miras gibi babadan oğula geçti. Hem de misliyle artarak..Bir bakın en eski iktidarlara ve şimdikilere Yenilerin sayısı belli, eskilerin veliahtları her zaman daha çok değil mi?..

İşte bu şekilde tüketildi bu ülkenin zenginlikleri. Saltanatı sürdürmek ve daha çok kazanç için üst makamlarda olmak gerekirdi. Bunun yolu da taraftar bulmaktı. Akılları sadece kendi menfaatlerine çalışan bu ileri zekâlılar ona da çare buldular. Almak için vermek gerekirdi. Kendilerinden artanları da bu maksatla etraflarında toplananlara dağıttılar ve iktidar satın aldılar. Hem de başkalarının hakkını yiyerek, başkalarının malıyla.. Zaman geçtikçe işler daha da çığırından çıktı. Adanın kuzeyinde kaçakçılık, hırsızlık, gasp, tecavüz, cinayet ve daha birçok yasa dışı olaylar gelişti.  Bir baktık etrafımıza güneyde asılacak dalı olmayanlar holdingler, galeriler, alışveriş merkezleri açmışlar; multi milyarder olmuşlar. Nasıl olmuşlar? Neyle olmuşlar? Soran yok… Sorması gerekenler soramaz ki!..Vergi de vermez bunlar veya verse bile gelirini az gösterip bir memurun aylık maaşından kesilen vergi kadar verir. Hem de yıllık olarak.

Şimdilerde ülke ve toplum olarak adı covit -19 olan bir virüsün tüm dünyada etkisini gösteren gazabına uğradık.  Sağlığımız ve ekonomimiz gerek sürecin iyi yönetilememesinden, gerekse bazı insanların tedbirsizce davranışlarından iyice bozuldu. Böyle bir zamanda tabii ki sağlık her şeyden önce gelir. Bu son günlerde virüsün hızlı yayılması, sayıları her gün artan hastalara yetecek sayıda sağlık görevlisi ve ekipmanın bulunmaması, ülkede sayısız üniversite ve özel hastane varken onlardan yararlanmanın reddedilmesi, hastaların tespiti için gerekli miktarda testin yapılmaması, yönetenlerin sistemsiz çalışması,  “ben bilirim, ben karar veririm” egosuyla bu konuda bilir kişi olan insan kaynaklarının kullanılmaması, sağlık üst kurulunun tam kapatma önerisini ekonomik sebeplere; halkın böyle bir kapanma sonucunda evine ekmek getiremeyeceği sonucuna dayandırarak dikkate almaması vb. yanlış uygulamalarla toplum olarak yarınımız ne olacak korkusu ve endişesi içindeyiz artık.

Hükümet tarafından insan sağlığı ve canı maalesef riske atılmakta; tam anlamıyla kapatmaktan kaçınılmaktadır. Bu yüzden de bulaş her gün daha da artmakta ve toplumu sosyal, ekonomik ve psikolojik yönden çaresizliğe sürüklemektedir. Kapanmayı engelleyen tek sorun bazı sektörlerin ve insanların maddi olanaksızlıkları ise;  bir süre evde kalıp hem kendilerini hem de başkalarını korumaları için gerekli ihtiyaçları karşılanamaz mı? Devletin bu kadarcık gücü yok mu? Eğer devletin kasasında para kalmamışsa bu parayı bir şekilde bulması gerekmiyor mu?  Her ay maaşından vergi kesilen memurun; çalıştığı süre boyunca vergisini ödeyen emeklinin maaşından yasal olmamasına rağmen salgın dolayısıyla kesinti yapılabiliyor da yüklü miktarda kazancı olanlardan, peşkeşle zenginleşenlerden, yıllardır vergisini ödemeyenlerden vergi kaçakçılarından tahsil edilemiyor mu?

 Yoksa onlardan istemekte bir sakınca mı var?.

Biz toplum olarak böyle değildik eskiden..Anlatılamayacak kadar değerli olan o birlik, beraberlik, dayanışma, paylaşma ruhunu ne yazık ki kaybettik. Kaybettik de; onların yerine acaba ne kazandık?..