• BIST 92.709
  • Altın 211,699
  • Dolar 5,4835
  • Euro 6,1905
  • Lefkoşa 14 °C
  • Mağusa 17 °C
  • Girne 19 °C
  • Güzelyurt 11 °C
  • İskele 17 °C
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 3 °C

Zihin İle Beden Arasındaki Köprü

Melin ULUÇ

Hastalık, çocukluktan beri olduğunuz kişiyi nasıl sevmediğiniz ve nasıl benimseyemediğinizin kanıtıdır. Erken çocukluk deneyimlerimizi hatırlamasak ya da unuttuğumuzu zannetsek de, iliklerimize kadar işleyen izler olarak yaşam boyu peşimizi bırakmadığını söylemek mümkündür. Yetişkin olarak, bedenimizi nasıl hissettiğimiz, ilişkilerimizde nasıl davranışlar, tutumlar sergilediğimiz, öfke, hüzün, mutluluk duygularını hissettiğimizde bedenimizde olanlar, bir topluluğun önünde konuşma yaparken bedensel olarak hissiyatlarımız hatta ruhsal rahatsızlıklara olan tolerans seviyemiz bebeklik döneminde oluşmaktadır. Stres tepkisini düzenleyici ve duyguların işlenmesi için önemli olan beyin bölümlerinin en hızla olgunlaştığı dönemimiz çocukluk evresidir. Bu nedenle bebeklik dönemindeki ruhsal işleyiş hafife alınmamalıdır. Bu nedenle bebeğe bakım veren birincil kişinin bebeği iyice kavrayıp tanıması onu en iyi şekilde aynalayarak bebeğin kendini ifade repertuvarını geliştirmesi sağlıklı olma hali için büyük önem taşımaktadır. Bebek ilk yıllarında, kendisine birincil derece bakım veren kişinin duygularına çok duyarlı ve hassas olur. Çünkü hayatta kalabilmesi bu kişiye bağlıdır. Böylece bebek yavaş yavaş farkında olmadan ancak bedenin daimi farkındalığı ışığında kendisine birincil derece bakım veren kişiden gördüğü modeli devralır. Dolayısı ile bu süreçte ne kadar çok duygu ile tanışır ve onları ifade edebilirsek yetişkin olduğumuzda duygu körlüğü deneyimleyerek kronik ağrılardan muzdarip olma oranımız o denli az olur. Kimi zaman çocukluktaki bu eksikliğin ilerde fiziksel bir ağrı olarak baş göstereceğini kavramak güç olabilir. Fizyolojik bedene alınan besinlerin posası gibi duygusal bedene alınanlar da dışarı atılmalıdır. Hayat çoğumuz için bir problemler silsilesi şeklinde sürer ve biz insanoğlu bunun içerisinde gitgel yaşarız. Problemleri çozdükçe rahatlayacağız sanıyoruz ancak durmadan yenileri ekleniyor ve nefes alamaz duruma geliyoruz. Yaşadığımız onca duygusal problem ve stres de kronik beden ağrısı olarak bize varlığını belli etmektedir. Modern tıp da bu konuda hemfikirdir. Örneğin; bebeklik ve erken çocukluk döneminde yeterince dokunulmayan bedenlerin, dünyaya yönelik davranışlarında özgüven eksikliği bulunmakla birlikte bu kişilerde sıklıkla kronik sırt ve omuz ağrısı gözlemlenmektedir. Dokunma, bebeğe destek verir, güven sağlar, stres hormonlarını azaltır, büyüme ve bağlanma hormonlarını serbest bırakır. Dokunma noksanlığını, erken dönemde deneyimlemiş yetişkinler stres uyarıcı bir uyaranla karşı karşıya kaldıklarında kendilerini nasıl sakinleştireceklerini bilemediklerinden yeterince sevilmediklerini ve desteklenmediklerini hisseder ve genellikle kronik sırt ve omuz ağrısı duyumsayabilirler. Sürekli hayatımızın kalitesini düşüren baş ağrısının en önemli sebeplerinden biri gün içerisinde yaşanan stres, bu stresten kaynaklı kasılmalar ve rahatlayamama, düzensiz nefes almak ve beyne giden oksijenin azalması olarak düşünülebilir. Aynı çalışmaya göre kronik boyun ağrısının arkasında insanları affedememek ve kin beslemek yatıyor olabilir. Sebepleri halen araştırılmakta olan daha birçok çocukluk temelli duygusal yoksunluklardan kaynaklanan fizyolojik ağrılardan bir diğeri de omuz ağrısıdır. Bu ağrı kişinin çok büyük bir duygusal yükü taşımakta olduğunu göstermektedir. Mecazen kullanılan "problemleri omuzlamak" ifadesi de buradan geliyor olsa gerek. Herkesin sorumluluğunu kendi üzerinize almaktan vazgeçmek, duygularınızı biriktirmeye son verip etrafınızdaki insanlarla paylaşmak, kronik omuz ağrısının en büyük ilacı olacaktır. Başka bir deyişle hissettiğiniz ağrıların ilacı belki de dıştan gelen kimyasallar değil de sizin duygusal olarak sağalmanız dolayısıyla beyninizde doğal yoldan oluşan kimyasalların normal seviyeye taşınmasıdır. Hep diyorum ya çare‘siz’siniz. Mükemmeliyetçilik başa bela! Erken çocukluk döneminde eylemlerine yönelik ebeveynlerinden yeterince takdir görmeyen bireyler yetişkin yaşamlarında her ne yaparlarsa yapsın kendilerini yetersiz görürler ve bunun sonucunda gelişen “mükemmeliyetçilik” hissiyatları ile birlikte dönem dönem kronik baş ağrıları ile baş etmek durumunda kalabilirler. Çocukluktan gelen yetersiz kapsanma ve sevgi yoksunluğu ileriki vadede kendini ‘’değersiz’’ hisseden ve, kronikleşmiş ve fizyolojik nedeni saptanamamış baş ağrıları ile boğuşan bir genç meydana getirmektedir. Elbette her anne baba çocuğunun her anlamda başarılı olmasını hatta bunu hep en ön sıralarda tamamlamasını ister. Peki anne-baba olarak, onun için her şeyin en mükemmelini isterken bazen çok abarttığınızı düşünüyor musunuz? Bence haksızlık. Belki sizin de her alanda en iyisi olmadığınız bu ‘başarılılık’ sıfatını çocuğa bu denli zorlayıcı bir tutumla etiket niyetine sanki öyle olacaksa herşey mükemmel olacakmış gibi yapıştırmaya takmanız çocuğunuzun işleyişine iyice yavaşlatacaktır. Düşünün çok nadir kişinin elde edeceği başarıları elde eden bir çocuk sadece annesi babası memnun olsun diye herşeye aynı özveriyi vermeye çalışıyor. Sonuç? Robot değiller ya illaki bir yerde kırılmalar oluyor. Başlıyor hemen aşağılamalar, eleştiriler, veryansın etmeler. Başlıyor çocuktaki değersiz hissetmeler. Bir de şunu ekleyim çocuk başarı sevgi ve siz arasında bağlantı kurmaya başlar. Sizin onu başarılı olma şartıyla seveceğinizi düşünerekten koşullu sevgi modelini içselleştirmeye başlar. Neden mi çocuk üzerine odaklandım? Çünkü herşey orada başlar ergenlikte değişecekmiş gibi olur fakat kimi aileler onu da elden kaçırır. Bu noktada geriye dönüş çok daha sürüncemelidir. Hem sizin hem çocuğunuz bu gerginlikten arınması için ve sağlıklı bir birey yetiştirmeniz için yapılması gerekenleri özetleyelim; Çocuğunuzu olduğu gibi kabul edin ve ilk önce sadece insan olduğu için değer verin. Olumlu davranışlarına, yapabildiklerine odaklanın. Olumsuzluklarını ortaya koymaktan olabildiğince kaçının. Yeteneksizliklerini ve deneyimsizliklerini başka başarılarıyla gidermeye çalışın.Şunu belirtmek isterim; şuan bunu okuyan ve kendine bulan bir erişkin kişi olsanız bile bu sizin çocukluğuzdan gelen birşeydir. Bu yazım hep sizin bunları kavramanızı hem de çocuklarınıza davranırken bu hususları göz önünde bulundurmanızı esas almaktadır. Bu nedenle fiziksel ağrılarınızdan önce kendinizle başa çıkın derim ben. 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları