• BIST 1.441
  • Altın 485,056
  • Dolar 8,2228
  • Euro 9,9825
  • Lefkoşa 36 °C
  • Mağusa 35 °C
  • Girne 29 °C
  • Güzelyurt 31 °C
  • İskele 35 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 17 °C

KSP, BMBP'nin eylemini desteklemediğini açıkladı

KSP, BMBP'nin eylemini desteklemediğini açıkladı
KSP, BMBP'nin eylemini desteklemediğini açıkladı

KSP'den yapılan açıklama:

BMBP’nin 24 Nisan Günü Düzenleyeceği ‘Federasyon Yolunda Büyük Yürüyüşünü’ Desteklemiyoruz!

Kıbrıs Sosyalist Partisi olarak ülkemizde barış ve cözümün gereğine herkesten fazla inaniyor ve mücadele ediyoruz!

Barış ve çözüm için mücadele ancak ülkemizde barışa ve çözüme engel olan güçleri karşımıza almakla ve onlara karşı tavizsiz bir mücadele vermekle mümkündür.

Ne yazık ki yıllardır bu mücadelede karşımıza çıkan en önemli engel kendilerini ülkemizin barış ve çözüm güçleri olarak tanımlayan siyasi parti ve örgütlerden gelmektedir.

Bir kez daha özetleyecek olursak, ülke ve halk olarak yaşadığımız olgular şunlardır:

1. “Toplumlar arası” sorun olarak isimlendirilen Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla 1968’den beri, yani tam 51 yıldır, BM gözetiminde sürdürülen toplumlar arası görüşmeler, iki ‘toplum lideri’ ve 3 ‘garantör’ devletin (Türkiye, Yunanistan ve Britanya) dolaylı ve dönem dönem direk katılımıyla yapılmaktadır.

2. Belirli aralıklarla da, yine aynı güçlerin ve son dönemlerde “gözlemci statüsüyle AB’nin de katıldığı “zirveler” düzenlenmektedir.

3. Her bir zirve öncesi ve sırasında Kıbrıs halkı (Rum ve Türk) beklentiye sokulup, “çözüm oluyor” havası estirilmekte, sonucunda ise halk hayal kırıklığına uğratılmaktadır.

4. 1968’den bu yana çözüm bulunacağına, tersine sorun içinden çıkılmaz hale getirilmiş, iki toplum birbirine savaştırılmış ve ülke ikiye bölünmüştür. Yani, “barış/çözüm” diye çıkılan yolda, tersine savaş ve ayrılık ortaya çıkarılmıştır.

5. 1974 yılında garantörlerden biri olan Yunanistan, meşru cumhuriyete ve cumhurbaşkanına karşı darbe düzenleyerek, korumak ve yıkılırsa tekrardan tesis etmekle yükümlü iken, Kıbrıs Cumhuriyetini yıkmıştır.

6. Diğer bir garantör ülke olan Türkiye, bu gelişmeler üzerine, adaya harekat düzenleyerek, Kıbrıs’ın kuzeyini işgal etmiştir. Kuzey ile güney arasına sınır çekerek ülkeyi ikiye bölmüştür. Ardından da, nüfus aktararak, zaman içinde çoğunluğu elde etmiş, ekonomiyi, güvenliği kendi kontrolüne sokacak yasalar ve uygulamalar devreye sokmuştur.

7. Bu gelişmelere ne yerli “barış ve çözüm” güçleri sesini çıkarmış, ne de barış meleği kesilen emperyalist devletler karşı çıkmıştır. Türkiyenin yerli işbirlikçisi siyasiler, Türkiyesiz bir yere varılamıyacağı savıyla, Türkiye’ye ters hiç bir adım atmamaya, Kıbrıs’ın kuzeyindeki fiili varlığına karşı çıkmamaya büyük gayret göstermiş, her bir olumsuzluk durumunda ise suçu yerli sağ güçlerin boynuna asacak politikalar yürüterek, bir yandan sağa karşı rekabet ederken, diğer yandan ise esas sorumlu olan TC’ye ise “zeval gelmemesi” için azami gayret sarfetmişlerdir.

8. Bu “solcu, barışçı, çözümcü” partiler defalarca hükümette yer almış, hatta liderlerini cumhurbaşkanı, yani görüşmeci yapmış olmalarına rağmen “çözüm çabaları” hep fiyaskoyla sonuçlanmıştır.

9. Örneğin Talat ile güneyin sözde ‘solcu, barışçı ve çözümcü’ lideri Hristofyas onca görüşmeye rağmen sonuca ulaşamamışlardır. Hatta, süreç sonunda birbirlerini neredeyse çözüm karşıtı ilan edecek noktaya gelmişlerdir. Aynı şey Akıncı ve Anastasiadis döneminde de yaşanmıştır.

10. Halbuki, sorun kişilerde değil, politikalardır. Burjuva politikalar, ekonomide olduğu gibi, işbirliği ve paylaşma üzerine değil, rekabet ve üstünlük elde etme üzerine kurulmuştur. Hele de, 3 “garantörün” ve ayrıca AB ve ABD’nin Kıbrıs ve bölge üzerinde farklı ve birbiriyle çelişen çıkarlarının söz konusu olduğu şartlarda, bu çıkarların hepsini de denk getirmek imkansızdır.

11. Bu gerçeklerin bilincinde olması gereken sözde “çözüm ve barış güçlerinin” burjuva emperyalist çözüm planlarının peşinde koşuyor olmaları, aslında bu sözde çözümcülerin (Türk-Rum) burjuva siyaset gütmeleri, aslında çözüm diye bir dertlerinin, ya da halk yararına uzlaşma, anlaşma diye bir dertlerinin olmadığını göstermektedir.

12. Bu güçler çözüm ve anlaşma konusunda samimi ve ciddiyseler her şeyden önce;

a. Görantörlüklerin reddini, garantörlerin Kıbrıs üzerindeki hak iddialarının reddini savunmalıdırlar.

b. ABD,  AB ve onların yönlendirdiği BM’nin görüşmelerdeki inisiyatiflerini reddetmelidirler. Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk çözüm güçleri kendi ortak çözüm plan ve projelerini yapıp bunu dünyaya ilan etmelidirler. 

c. Kıbrıs sorunu “uluslararası bir sorundur” derken burjuvalar, ABD, AB ve “garantörlerin” müdahale etme hakkını anlarlar. Halbuki biz, Kıbrıs sorununun bu güçlere karşı Kıbrıs halkının kurtuluş ve kendi ülkesine sahip çıkma sorunu olduğuna inanıyoruz. Yani; Kıbrıs sorunu anti-emperyalist birleşik ve bağımsız bir Kıbrıs yaratma sorunudur. Bu ilkeyi benimsemeden çözümcü, anlaşma yanlısı ve barışçı olmak mümkün değildir.

ç. Bu nedenlerle bu sözde çözümcüler, aslında çözümün önünde engele dönüşmüş güçlerdirler ve bu güçlerin çözüm karşıtlığı, emperyalist politikaların işbirlikçiliği teşhir edilmedikçe, gerçek barış güçlerinin bu gerçeği kavranması sağlanmadıkça Kıbrıs sorununa çözüm bulunmayacaktır.

Bu kosullar altinda sorunu yaratan emperyalist güçlerden barış dilenme politikası statükoyu koruyup güçlendirmenin politikasi haline gelmiştir ve barışı elde etmemizin önündeki en önemli engellerden birini oluşurmaktadır.

İste bu nedenlerle BMBP’nin 24 Nisan Cumartesi günü düzenleyeceği  ‘Federasyon Yolunda Büyük Yürüyüşünü’ desteklemiyoruz!

Kıbrıs Sosyalist Partisi

Merkez Komitesi

23/04/2021

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler