Aynı filmler, Aynı numaralar ve O numaraları hap gibi yutan bizler... Kabahat bizlerde zaten... Yıllar boyu denemedik, görmedik mi? “ak” dediler, “kara” çıktı... “pak” dediler “pis” çıktı... “sağlam” dediler, “çürük” çıktı... “taş” dediler, “kum” çıktı... “gül” dediler, “diken” çıktı... “bal” dediler “zehir” çıktı… “Güneş doğacak” dediler Ufkumuz karardı… Her şişirdikleri balon, patladı, Salyaları, suratımıza yapıştı... Ama kabahat bizde... Her seferinde kandık... Her seferinde inandık… Yüzümüze güldüler, Ekmeğimizi elimizden aldılar... Eşeğimizi kaybettirip, Bir nal çivisiyle bizi “mutlu” ettiler... Ağzımıza bir parmak bal çalarken, Ardımıza koca kazıkları dayadılar... Gene de sesimizi çıkarmadık... Onlar söyledi, biz inandık... “İş” dediler ağzımızdaki aşı da çaldılar… “Kucaklayıcı olacağız” dediler tecavüzcüye dönüştüler… Kazıklardan da yalanlardan da usanmadık... Söylendik, homurdandık, sonra sandıkların önüne gidip, Bir lokma aş, bir boktan iş, arka cebe soktukları iki kuruş hatırına, Ak kağıtlara kara mühürler basıp, Her birinin altına, birer koltuk kattık... İşte gene aynı hikaye, işte gene aynı senaryo... Bu filmi bir yerden anımsayan yok mu? “Hiç endişe etmeyin… Devletiniz arkanızdadır… Biz her şeyin icabına bakarız, korkmayın” İşte baktılar, Bakıyorlar, Gene bakacaklar... Ta ki bizler, kendi kıçımızı kaldırıp da, onların “icabına bakmaya” karar verene kadar...