Ne yaparsınız Adımız gazeteci... Bu meslek zor meslek... Gazeteciler, herkesin dertlerini sayfalara aktaran, haksızlıklar için hesap soran, hatta bazen bu yaptıklarına karşılık, dövülen, horlanan, öldürülen insanlardır. Tüm bunlara karşın, hesap soramadıkları, seslerini çıkaramadıkları bir durumları var ama. Kendi sorunları.. Yani gazetecilerin... Genelde sözleşmeleri olmaz. İnsanlar iyi para kazandıklarını zanneder ama birkaç köşe dönmüş dışında asgari ücret ya da asgari ücretin birazcık üzerinde bir maaşa talim eder çoğu. Günde 12 saat, haftada 6, bazen 7 gün çalışır durur gazeteci. Genelde sigortasız, ihtiyat sandığı yatırımımı hayal bile edemeden… Ama patronlaryine de her fırsatta toplantı düzenleyip, “Özveriler” başlıklı nutuklar çeker basın emekçilerine... “Nerede bizim haklarımız” sorusunu soramaz gazeteci… Hesabı sorulacak onca hak varken gazeteciye mi kalmış sıra? Ne yapalım? Ama dert değil... Çünkü gazetecilerin dağlar gibi örgütleri vat öyle değil mi? Basın Emekçileri Sendikası, Gazeteciler Birliği vesaire, vesaire… Çalışkandır basın emekçilerinin örgütleri... Seçilir seçilmez, taban teper, kapı kapı resmi ziyaretler düzenler... Etkinlikler, yarışmalar falan tertipler... Hatta bu etkinliklerde, basın emekçilerinin sorunları bile tartışılır. Basın siteleri falan yaparlar... Bildiriler yayınlar, iki toplumlu temaslarda bulunurlar... Balolar, ödül törenleri düzenlerler Ama... Bir basın emekçisi, patronun keyfi doğrultusunda kapı önüne konarsa, elleri kolları bağlıdır... en fazla yapacakları, bildiriler dosyasına bir A4 daha atmaktır… O beğenmediğimiz İş Yasası’nın bile öngördüğü sözleşmeler, sosyal güvenceler yerine getirilmez de, gıkı çıkmaz örgütlerin. Hoş çıksa ne olacak? Ne yaptırım gücü var ki? Yatırmayan sosyal güvenceler nedeniyle, “meslek icra ettiğinizi kanıtlayacak yatırımınız yok” der Basın Kartı Komisyonu ve “meslek kartvizitiniz” iptal edilir. Yatırımı yapmayan patronun, onu denetlemekten devletin ve basın örgütlerinin acizliği ve günahı gazetecinin boynuna sarmalanır. Boynu vurulan gazeteci olur, hem de günde 12 saat kölelik yaptıkları biline biline... Ne yapalım, örgütler de haklı... Otursun oturduğu yerde basın emekçileri, hak falan sormasın işte… “Boynumuz kıldan ince” deyip, vatandaşların gaspedilen haklarının peşinden koşsunlar. Gazeteci ne ki hakkı ola? Susun işte! Hem örgütlerin yapacakları çok daha önemli işler var önlerinde... Balolar, etkinlikler, törenler var hazırlanıp düzenlenecek ve ne kadar “gözü kara olduklarını” kanıtlayacak bildiriler var yazacak… Unutmadan, en son kapanan gazetenin işsiz emekçileri hala son 1.5 aylık maşlarını almamıştı… Basın emekçilerinin sendikası olduğunu her platformda ısrarla vurgulayan bir örgüt de 1-2 bildiri yayınlayıp, “takipçisi olacağız” demişti… Sahi, hala takip ediyorlar mı acaba?