Eskiye dönüp baktığımda… Çoook eskiye, Türkiye’deki bazı gazete ve dergilerde yayınladığım yazılarımla karşılaşıyorum… Zaman zaman bunları sizinle paylaşacağım… Paylaşacağım ki hepimiz aradan geçen 10-15 yılda ne kadar az şeyin değiştiğini görebilsin. İşte o yazılarımdan biri: ***** Kaçınızın yaşama dair en eski anılarında silah sesleri vardır? Kaçınızın dedesi gecenin bir yarısında sıcacık yatağından fırlamıştır evinin karşısında ateşe verilen kiliseyi kovayla taşıdığı sularla söndürmek için? Kaçınızın oyunu curfew ile yarım kalmıştı tatlı yaz akşamlarında? Kaçınız kapınızın önünden geçen askeri kamyonlardaki “conilerin” siz aşağılık sömürge çocuklarının önüne attıkları çikolatalara bakakaldınız? Kaçınız köşe kapmaca, kapıcı başı, saklambaç, yakan top oynadınız Eleni’yle ya da Andreas’la? Kaçınız komşu Yorgo’nun meze tabağındaki mis gibi zeytinyağına bandırdınız ekmeğinizi? Kaçınız bir gün okula giderken karşıdan “kesecekler!!!!!” diye bağırarak gelen amcanın önüne düşüp gerisin geriye eve koştunuz ve çılgınlar gibi kapıyı yumrukladınız “kesilmemek” için kimin keseceğini bile bilmeden? Kaçınız en güzel filmleri seyrettiğiniz sinema salonlarının hasır seyirci sandalyelerine uzatılmış dizi dizi şehitlere soran gözlerle bakmak zorunda kaldınız çocuk yaşta? Ve o sinemanın merdiven altında mücahide pişen mücendrayı kaçınız kaşıkladınız açlıkla… Hala silah sesleri duyulurken doğum gününüzü unutmayan babanızın bir yerlerden bulduğu kurtlanmış çikolatayı hanginiz gözyaşlarınıza karışan sümüğünüze bulaştıra bulaştıra yediniz? Kaçınız evinden yerinden oldu… Bir günde kendini üzerindeki çullarla sokak ortasında buldu? Kaçınız yolları çıkmaz kasabalara tıkılıp kaldınız yıllar boyu? Ve o kapalı kutularda “sancaktar”, “bayraktar” diye adlandırılmış padişahların saltanatına kaçınız tanık oldunuz? Sizin kapınızın önünden geçen yaşlı amcayı durdurup, “ye ulan” diye sigarasını yediren “padişahınız” oldu mu? Koyduğu içki yasağını “inadına” deldi diye kasabanın delisini kevgire çevirtip sokak kenarına attıran “şahınız” oldu mu? Ya da kasabanın en alımlı kadınını becerip sonra da adını kasabanın “orospusuna” çeviren padişahlarınız? Gettolarda yaşarken gelen iaşeleri “iç edip” meydanlarda “gerekirsa kiraz da yemeyeceyiiiiiik” diye nutuk sallayan “böyük adamlarınız” da oldu mu? Benim oldu… Benim yaşımda pek çok insanın buna az çok benzer anısı vardır… Böyyüklerimiz “kirazdan” bizim gibiler ise taşlı bulgurdan feragat etti hep bir yerlerde Ve en önemlisi “düşman” bize belletilenlerden ölümüne sakınırken özgürlüğümüzü, kurtarıcı kılığındaki şahlara padişahlara altın tabaklar içinde sunduk istemeden… Ve işte hiçbiri değilse bile elimden alınan, çocuklarıma bile bırakamadığım özgürlüğüm adına istiyorum barışı… Belki torunlarıma bırakabilirim diye!