Devrimciler, günün artık 24 saat yerine 10 saate bölünmesini kararlaştırdı.
Her bir saat, 100 dakikadan, her bir dakika da 100 saniyeden oluşacaktı.
Bir haftanın da 10 gün olmasını öngören bu yeni sistem aynı zamanda, zamanın ölçümünü Hristiyanlıktan arındırmayı amaçlayan devrimci bir hamleydi.
Saatleri ondalık sisteme dönüştürme çalışmaları kısa sürede başladı. Belediye binalarına ondalık saatler yerleştirildi ve resmi faaliyetler yeni takvim kullanılarak kayıtlara geçirildi.
Londra'daki Greenwich Gözlemevi'nden bilim iletişimcisi Finn Burridge, bunun hızla sayısız soruna yol açmaya başladığını söylüyor.
Mevcut saatleri yeniden tasarlamak ve dönüştürmek son derece zorlu bir işti. Sistem Fransa'yı komşu ülkelerden izole etti. Ayrıca, kırsalda yaşayanlar 10 günde bir izin yapmaktan nefret ediyordu. Sonuç olarak, ondalık zaman sistemi kullanımı Fransa'da sadece bir yıldan biraz fazla sürebildi.
Bir günde 24 saat, bir saatte 60 dakika ve bir dakikada 60 saniye saymaya nasıl başladığımızı ve bugün hala niye bunu devam ettirdiğimizi anlamak için, çok gerilere gitmek gerekiyor.
Çünkü bizi bu sisteme geçme nedenimiz, en eski sayım sistemlerinden birinin hikayesinde yatıyor.
Bu hikaye aynı zamanda bu garip sistemin, icat eden medeniyetlerden nasıl çok daha uzun süre varlığını sürdürdüğünü de açıklıyor.
60 temelli ölçüm
Sistemin kökeni, MÖ 5300-1940 yılları arasında Mezopotamya'da yani kabaca günümüzdeki Irak topraklarında yaşamış ve şehirler kuran ilk medeniyetlerden biri olan Sümerlere dayanıyor.
Sulama ve pulluk gibi birçok icatın yanı sıra, bilinen ilk yazı sistemini de oluşturdukları kabul ediliyor. Bu sistemde, 60 kavramına dayalı bir sayma yöntemi de vardı.
Elinizi kaldırıp, bir parmağınızı büktüğünüzde üç eklem olduğunu göreceksiniz.
Başparmak hariç, parmaklarınızdaki tüm eklemleri saydığınızda 12'ye ulaşacaksınız.
Bu 12'yi diğer elinizdeki bir parmağı kullanarak "elde var bir" olarak kabul edin ilk elinizdeki eklemleri saymaya devam edin. ikinci elinizdeki tüm parmakları kullandığızda 60'a kadar saymış olacaksınız.
Bu, Sümerlerin ortaya çıkan matematik sistemlerini neden 10 değil de 60'a dayandırdıklarını açıklamaya çalışan çok sayıda teoriden biri. Sümerlerin bu kararı günümüzde hala zamanı nasıl ölçtüğümüzü belirliyor.
Kanada'daki New Brunswick Üniversitesi'ndenden çivi yazısı kültürleri uzmanı Martin Willis Monroe'ya göre, Sümerlerin yazılı sayı sistemini geliştirmelerinin nedeni, giderek daha büyük ve karmaşık hale gelen tarım sisteminin kayıtlarını tutma ihtiyacıydı.
Sayıları kayda geçirmek için genellikle akıllı telefon boyutunda veya daha küçük küçük kil tabletler kullanmaya başladılar, kayıtları yumuşak kile işlediler.
Kısa süre sonra diğer resimli işaretler de ortaya çıktı ve Sümerlerin ünlü çivi yazısı oluştu.
Bu kil tabletler 19. yüzyılın ortalarında keşfedildi ve deşifre edilmeye başlandı. Monroe'ya göre, tabletler Sümerlerin çok çeşitli sayı sistemleri kullandığını gösteriyor. Fakat matematik ve dolayısıyla astronomi ve zaman ölçümü için kullanılan başlıca usül hızla 60'lık sistem diye adlandırılan yönteme dönüştü.
Sümerler 60 sayısını, günümüzde 10 sayısını kullandığımız şekle benzer bir şekilde kullanıyorlardı.
ABD'deki Brown Üniversitesi'nde antik çağ tarihi alanında doktorasını yeni tamamlayan Erica Meszaros, "Dokuz sayısına ulaştığımızda, sola doğru bir basamak kaydırıp, bir yazıyoruz ve sağa sıfır ekliyoruz. Böylece 10 oluyor" diyor.
"Altmışlık sistemde de durum aynı. 59'a ulaşıyorlar ve 59'dan daha yüksek bir sayı yazmak yerine, sadece bir basamak kaydırarak bunu bir olarak kabul ediyorlar" diye devam ediyor.
Yukarıda anlattığımız parmakla sayma teorisine rağmen, Sümerlerin neden 60 tabanlı bir sisteme karar verdikleri net değil.
Monroe, "60'ın nereden geldiğine dair çok fazla kanıt yok" diyor.
Bazı bilim insanları, 60'lık sistemin Sümerlerden çok daha eski olabileceğini öne sürüyor.
Buna karşın kullanım kolaylığı açık.
Altmış, kesir veya ondalık sayılara ihtiyaç duymadan bir, iki, üç, dört, beş, altı, 10, 12, 15, 20, 30 ve 60'a bölünebiliyor.
Bunu, yalnızca bir, iki, beş ve 10'a bölünebilen 10 ile karşılaştırdığınızda, avantajları daha da belirginleşiyor.
Meszaros, "Muhasebe, vergi veya tarlaları ölçmek ve çocuklarınızın miras payını belirlemek gibi pratik uygulamalar için sayılar geliştiriyorsanız, bu matematiksel işlemleri kolayca yapabilmek gerçekten işleri kolaylaştırabilir" diyor.
Zamanın kökeni
Çivi yazısı kültürleri uzmanı Monroe'ya göre, Sümerlerin zamanı ölçtüğüne dair net bir kanıt yok.
Sümerlerden sonra gelen Babilliler M.Ö 1000 civarında güneş ve su saatlerini kullandığı belgelenen ilk uygarlık. Bundan önce de bölgede zamanın ölçülmüş olabileceği düşünülüyor.
İsviçre'deki Basel Üniversitesi'nden arkeoloji ve astronomi uzmanı Rita Gautschy'ye göre, günü saatlere bölen bilinen ilk uygarlık antik Mısırlılar.
Bunun kanıtları, M.Ö. 2500 civarından kalma dini metinlerde görülüyor.
Gautschy, zaman ölçümüyle ilgili bilinen ilk nesnelerin başlangıçta gecenin 12 saatini referans aldığını söylüyor. Bunlar, M.Ö. 2100 ile 1800 yılları arasında soylu Mısırlıların tabutlarının iç kapağında görülen çapraz yıldız saatleri.
Mısırlıların neden daha sonra günde 24 saatlik güne evrilecek 12 saatlik geceyi seçtikleri bilinmiyor.
Mısırlıların 12 takımyıldızdan oluşan bir döngüsü vardı ancak bu muhtemelen 12 saatlik sistemin ilk olarak referans alınmasından sonra ortaya çıktı. Eklemler ve parmakları kullanılarak 12'ye kadar sayılmış olması da başka bir ihtimal.
Zamanı ölçmek için bilinen en eski aletler olan güneş saatleri ve su saatleri, M.Ö. 1500 civarında Mısır'da ortaya çıktı.
Bazıları günlük işlerde kullanılıyordu ancak Gautschy'ye bunların, "zamanı ölçmekten çok dini ritüellerle ilgili" olduğunu söylüyor.
"Şahsen, bunların çoğunun tanrılara sunulan hediyeler, adaklar olduğunu düşünüyorum" diyor.
Gautschy'ye göre, başlangıçta günlük yaşamın işleyişiyle ilgili metinlerde en küçük zaman birimi genellikle vardiyalardı. Bu da genellikle sabah veya öğleden sonra olarak düşünülüyordu. Ancak Antik Mısır'daki Roma hakimiyeti dönemine (MÖ 30'dan itibaren) gelindiğinde, saatler standart hale geldi ve yarım saatler de ortaya çıkmaya başladı.
Dakikaların gelişi
Bu arada Babilliler de saat kullanımını geliştiriyorlardı. Saati çok daha küçük birimlere ayıran ilk uygarlık da onlar olacaktı. Fakat bu zaman ölçümü amacıyla değildi.
M.Ö. 2000 ile M.Ö. 540 yılları arasında gelişen Babilliler, çivi yazısını ve altmışlık sayı sistemini Sümerlerden aldılar. Meszaros'a göre, yaklaşık M.Ö 1000 civarında, güneşin gökyüzünde aynı konuma geri dönmesi için geçen süreye dayalı bir takvim geliştirmişlerdi. Bu süre 360 günden biraz fazlaydı.
Bu, zaten 60 tabanlı bir sayma sistemi kullanan bir medeniyet için kullanışlı bir sayıydı.
Babilliler, Mısırlılar gibi, hem gündüzü hem de geceyi 12'ye bölen, günlük kullanım için pratik bir zaman ölçme sistemi geliştirdiler.
Bu "mevsimsel saatlerin" uzunlukları, gündüz ve gecenin uzunluğuna göre değişiyordu. Meszaros, "Günü 12'ye böldük çünkü gece gökyüzünü 12 aya ve 12 burca bölüyoruz" diyor.
Birçok diğer eski medeniyet mevsimsel saatler kullandı ve bunlar 15. yüzyıl Avrupa'sında ve 19. yüzyıl Japonya'sında hala kullanılıyordu.
Ancak çivi yazısı uzmanı Monroe'nun belirttiği gibi, bu mevsimsel zaman ölçümü hiç pratik kullanım için daha küçük birimlere bölünmedi.
Monroe', "Bu aslında erken modern döneme kadar pek bir şey ifade etmiyor. Mezopotamya'da ve diğer antik kültürlerde mevcut değil, çünkü buna gerçekten ihtiyaç yoktu" dedi.
Babilliler ayrıca, günlük kullanım için olmayan, astronomik olayları hesaplamak ve ölçmek için başka bir zaman ölçme yöntemi geliştirdiler.
Bu sistem, günü 12 "beru"ya bölüyordu. Bu da günümüzdeki iki saate eşdeğer olarak düşünülebilir. Babil, bu sistemi kullanan tek antik kültür değildi. Antik Çin ve Japonya'da da ortaya çıktı.
Hesaplamalarında daha fazla ayrıntıyı ölçme ihtiyacından hareketle, Babilliler bu beru çift saatlerini, her biri günümüzdeki dört dakikaya eşit olan 30 antik dakikaya (ush) bölmeye başladılar.
Bunlar daha sonra 60'a bölünerek, her biri yaklaşık dört modern saniyeye denk gelen ninda adı verilen daha küçük birimlere ayrıldı.
Ancak Monroe'nun belirttiği gibi, Babilliler bunu "zamanı alt bölümlere ayırmak" diye düşünmüyorlardı.
"Gökyüzündeki mesafeyi veya gezegenlerin hızını ölçen sayıları alt bölümlere ayırmak olarak düşünüyorlardı."
Gautschy, tüm bu antik gelişmelerde kimin kimden ilham aldığını tam anlamıyla söylemenin zor olduğunu belirtiyor.
"M.Ö. 330'dan itibaren, İskenderiye'deki yeni bilim merkeziyle Mısır, insanların ve onlarla birlikte tüm bölgelerden gelen fikirlerinin birleştiği bir erime potası haline geldi" diyor.
"Buna Helenistik dünya diyoruz" diye açıklıyor.
Yine de, Meszaros'a göre, eski Yunanlıların Babil astronomik zaman sistemini benimsediği açık:
"Aynı bölümlemeyi korudular çünkü bu, mevcut gözlemlere yeni gözlemler eklemelerine olanak sağladı. Bu, Babilliler için faydalı bir sistemdi ve onlardan sonra gelen medeniyetler de astronomik verileri ve gelenekleri almak için bunu olduğu gibi benimsedi."
Saniyeleri saymak
Yunanlılar saraylarında "insanların konuşmak için aynı süreye sahip olmalarını sağlamak" amacıyla kum saatleri kullanıyordu.
Gautschy'ye göre, benimsedikleri Babil zaman ölçme sistemi yalnızca astrologlar tarafından kullanılıyordu ve "günlük yaşam için pek de önemli değildi".
Ancak Helenistik kültürlerin kaynaşmasından ortaya çıkan saat, dakika ve saniye kavramları yüzyıllar boyunca günümüze kadar aktarıldı. Bununla birlikte, zaman ölçme cihazlarının dakika ve saniyeleri ölçebilecek kadar hassas hale gelmesi sadece birkaç yüz yıl önce gerçekleşti.
Saniye artık sayısız bilimsel tanımda kullanılıyor ve saniyeden daha küçük zaman birimlerini saymaya başladığımızda, bilim insanları metrik sisteme geçerek bunu milisaniye ve mikrosaniye (saniyenin binde biri ve milyonda biri) olarak ayırdılar.
20. yüzyılda, atom saatleri bilim insanlarının saniyeyi daha hassas bir şekilde yeniden tanımlamalarına olanak sağladı.
Güneş'in dönüşlerine dayalı tanımlamadan, sezyum-133 atomlarının mikrodalga radyasyonunu emmesini ve yaymasını temel alan hassas ölçüme geçildi.
Bugün, küresel atom saatleri ağımız, internetten küresel konum belirlemeye, süper hassas MRI görüntülemeye kadar her şeyin arkasında yer alıyor.
Ancak zaman ölçümünün tarihini izlemek, aslında insanların kararlarıyla belirlenen bir süreç olduğunu gösteriyor.
Saatler, dakikalar ve saniyeler, bir dizi seçim, tesadüf ve rastlantı yoluyla bize ulaştı.
Ancak yüzyıllar boyunca faydalı bir miras olarak bizimle kaldılar. O kadar derinden yerleşmiş bir gelenek ki, sistemi şimdi değiştirmek muhtemelen başa çıkılması çok zor bir iş olurdu.
Fransa'nın 18. yüzyıldaki zamanı ondalık sisteme geçirme girişiminde bile, yeni sistem pratikte neredeyse hiç kullanılmadı. Oysa genç cumhuriyetin mesafe ölçümlerini ve para birimini ondalık sisteme geçirme yönündeki uğraşları benimsendi ve günümüze kadar kullanılıyor.
Ondalık zaman ölçümü sadece 17 ay sürdü, ancak takvim yaklaşık on yıl boyunca bir ölçüde kullanımda kaldı.
Burridge, "Denendi ama başarısız oldu, tutmadı" diyor.