Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin (DAÜ) geleceği, seçim hesaplarına ve kısa vadeli siyasi çıkarlara göre şekillendirilemeyecek kadar değerli bir kamu kurumudur. Tam da seçim yasaklarının başlamasına çok kısa bir süre kala Bakanlar Kurulu'nun DAÜ Vakıf Yöneticiler Kurulu (VYK) Başkanı Sayın Şemi Bora'nın görevden alınmasını istemesi, kamuoyunun yanıt beklediği önemli soruları beraberinde getirmektedir.
Bakanlar Kurulu neden seçim yasaklarına bu kadar kısa bir süre kala VYK Başkanı'nı görevden alma ihtiyacı duymuştur? Bu kararın gerçek nedeni nedir? DAÜ'de seçim öncesinde yapılmak istenen yeni münhal ve istihdamların önündeki engellerin kaldırılması mı amaçlanmaktadır?
DAÜ'de yeni münhallerin açılmasını ve yeni istihdamların yapılmasını istediklerini biliyoruz. Sayın Şemi Bora'nın ise bu taleplere DAÜ'nün içinde bulunduğu mali koşullar, yürürlükteki protokolün hükümleri ve özellikle seçim yasaklarına bu kadar kısa süre kala böyle bir sürecin başlatılmasının zamanlaması açısından karşı çıktığı da bilinmektedir. DAÜ-SEN olarak, Şemi Bora'nın bu konudaki tavrını doğru ve sorumlu bir yaklaşım olarak görüyoruz ve destekliyoruz. DAÜ'nün içinde bulunduğu mali koşullar ortadayken, protokolün öngördüğü kadro politikası ve mali disiplin göz ardı edilerek yeni münhal ve istihdamlara gidilmesine karşı çıkılması, üniversitenin geleceğini ve çalışanların kazanımlarını korumak açısından önemlidir.
Bir başka önemli soru da DAÜ'nün sahip olduğu kıymetli gayrimenkullerle ilgilidir. Lefkoşa ve Mağusa'da üniversiteye ait değerli taşınmazların ihale yöntemiyle, ancak kamuoyunda “adrese teslim” olarak nitelendirilebilecek şekilde belirli kişi veya çevrelere aktarılmasına yönelik girişimler var mıdır? Siyaset, Rektör Prof. Dr. Hasan Kılıç aracılığıyla bu gayrimenkullerin satışı, kiralanması veya devrine ilişkin VYK'ya herhangi bir önerge sunulmasını istemiş veya böyle bir girişimde bulunmuş mudur? DAÜ'nün değerli varlıkları üzerinde siyasi çevrelerin herhangi bir tasarruf talebi olmuş mudur?
Ve bütün bu soruların odağında Sayın Şemi Bora'nın VYK Başkanı olarak konumu bulunmaktadır:
Sayın Şemi Bora, siyasi talepler doğrultusunda yapılmak istenen münhal ve istihdamlara ve DAÜ'nün değerli gayrimenkulleriyle ilgili olası tasarruflara engel olan bir VYK Başkanı olarak mı görülmektedir?
Bakanlar Kurulu'nun bu sorulara açık ve tatmin edici yanıt vermesi gerekir. Çünkü mesele yalnızca bir VYK Başkanı'nın görevden alınıp alınmaması değildir. Mesele, DAÜ'nün
yönetiminin seçim hesaplarına göre mi, yoksa hukuk, protokol, mali gerçekler ve üniversitenin kurumsal çıkarları doğrultusunda mı şekillendirileceğidir.
Önceki VYK başkanı ve üyelerinin görevden alınma süreci herkesin hafızasındayken, şimdi de Şemi Bora'nın protokolü, mevzuatı ve üniversitenin mali gerçeklerini gözeterek yeni münhal ve istihdam taleplerine karşı durmasının ardından görevden alınmasının önerilmesi, bu kaygıları derinleştirmektedir.
DAÜ-SEN olarak, Cumhurbaşkanı'nın bu görevden alma önerisine onay vermeyeceğine; değerlendirmesinde liyakati, hukuka bağlılığı ve üniversitenin kurumsal çıkarlarını ön planda tutacağına inanıyoruz. Mevzuata ve protokole sahip çıkmanın görevden alınma gerekçesine dönüştürülmesine izin verilmeyeceğini, DAÜ'nün geleceğinin ve kamu yararının esas alınacağını düşünüyoruz. Cumhurbaşkanı'ndan beklentimiz, kurallara bağlı hareket eden yöneticilerin görevlerini sürdürebilmesini sağlayacak bir tutum sergilemesidir.
DAÜ-SEN protokole sahip çıkacak; seçim hesaplarıyla protokole ve mali gerçeklere aykırı münhal açılmasına ve istihdam yapılmasına karşı duracaktır. Üniversitenin kadro politikası nesnel ihtiyaçlara, liyakate, şeffaflığa ve mali sürdürülebilirliğe dayanmalıdır. Çalışanların maaş kesintileriyle ve artan ders yükleriyle üstlendiği fedakârlıklar ile kamu kaynaklarından DAÜ'ye aktarılan destekle elde edilen kazanımların, seçim hesapları uğruna yeniden tehlikeye atılmasına göz yumulamaz.
DAÜ'de büyük güçlüklerin aşılması için birlikte mücadele ettik; ancak üniversitenin geleceğini tehdit eden popülist ve kötü yönetim anlayışını henüz aşamadık. Sorun kişiler değil, kuralları engel olarak gören bir yönetim anlayışıdır. Oysa kurumları ayakta tutan; kişilere göre değişen tercihler değil, hukuk, teamül, şeffaflık ve hesap verebilirliktir. Liyakatin, kuralların ve kurumsal sorumluluğun hâkim olduğu bir yönetim anlayışını kalıcı kılmak için tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.
Seçim dönemlerinin yarattığı baskılara rağmen üniversitenin mali sürdürülebilirliğini, kurumsal itibarını ve çalışanların geleceğini savunmaya devam edeceğiz. Bugün sessiz kalmak, yarın çok daha ağır bedeller ödemek anlamına gelecektir. Bu nedenle tüm yetkilileri sağduyuya, hukuka ve kurumsal sorumluluğa davet ediyor; DAÜ'nün geleceğinin popülist yaklaşımlara değil, akla, bilime ve kurallara emanet edilmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
DAÜ-SEN