Geçtiğimiz cumartesi, “Deccal’ın evinde” başlığıyla bir yazı yazmış ve bir zamanlar birlikte yürüdüğü, ancak daha sonra yollarını ayırdığı Mustafa Kemal Atatürk için, ‘Deccal” yani İslam inancına göre “ahir zamanda, Mesih’in ikinci kez yeryüzüne gelmesinden önce insanları dini inancından saptırarak kötülüğe ve sapkınlığa yönelteceğine inanılan ve şeytanı temsil eden varlık” tanımlamasında bulunan Saidi Nursi ile ilgili bir konferansın Atatürk’ün adını taşıyan bir kültür merkezinde yapılacak olmasını eleştirmiştim. Önceki gün, söz konusu konferansın düzenleyicilerinden olan Hizmet-Sen yetkilileri gazeteyi arayıp beni sormuşlar. İçeride olmadığım için konuşma fırsatı bulamadım. Belli ki eleştirimden rahatsızlık duymuşlar. Olabilir. Bu bir görüş. İsteyen istediği konuda konferans yapabilir ama yer seçimi bence özellikle bu konuda son derece önemli, hatta manidardı. Dün, aynı sendikanın bir başka açıklaması düştü ajanstan. 5 Haziran Perşembe akşamı Mağusa’daki Buğday Camii’nde müzik konseri verilecek olmasını kınıyordu sendika. Saidi Nursi konferansının düzenleyicilerinden olmasalardı, “bu bir görüş” der katılmasam da anlayışla karşılayabilirdim. Ancak iki olay üst üste gelince “olmadı” dedim Sendika Genel Başkanı Mehmet Kurumanastırlı, yayınladığı bildiride, “Ülkemizde başka bir yer kalmamış gibi, müzik konserlerini ibadethanelerde yapmak, inanan milyarlarca insanla dalga geçmektir” demiş. Ne kadar büyük bir çelişki! Siz istediğinizde Mustafa Kemal Atatürk’ün adını taşıyan bir mekânda, onu yerden yere vuran bir kişi ile ilgili konferans vereceksiniz ama iş Buğday Cami’de konsere gelince karşı çıkacaksınız. Üstelik o orijinalde bir cami de değil. 1359 yılında Lüzinyan döneminde Simon Nostrano adlı zengin bir tüccar tarafından yaptırılmış bir katedral. Saint Peter &Paul Katedrali. Şimdi sorarım size; eğer dini mekânların başka amaçlar için kullanılmasına karşı çıkıyorsanız, o zaman neden Bellapais Manastırı’nın konser salonu olarak kullanılmasına da karşı çıkmıyorsunuz? (bu konuda bir rahatsızlığım olmadığını belirtmeliyim). Yoksa ibadet özgürlüğünü sadece kendi dininize mi özgü görüyorsunuz? Tarihi değeri olan birçok şapel, kilise, manastır ağıl haline gelirken neden sesiniz çıkmıyor? Birtakım hakları kendinize layık görürken, ‘ötekileri’ görmezden gelmek hangi demokratik anlayışta var? Yoksa ‘hak’ anlayışınız başkaları söz konusu olduğunda farklılaşıyor mu?