Kabotaj Bayramınız kutlu olsun

Oya GÜREL

Henüz ilkokul sıralarındayken, “Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nı” okul bahçesinde törenle kutladığımızı hatırlıyorum… Okul idari binası önüne tüm öğrenciler, önlerinde sınıf öğretmenleri olmak üzere asker düzeninde sınıf sınıf dizilir, Müdürümüzün, bazen de dışarından gelen “büyük bir adamın” bize bu bayramla ilgili çektikleri nutukları dinler, anlatılan kahramanlık öyküleriyle şişerdik… Aslında ne “kabotaj” sözcüğünün, ne de bayramının ne olduğunu pek anlamaz ama “bayram kutlanacak” konutu bizim için yeterli olurdu. Aslında Fransız kökenli bir sözcük olan Kabotaj, bir devletin kendi limanlarına deniz ticareti konusunda tanıdığı ayrıcalık anlamına geliyor. Büyüklerimizin ‘vatan, millet, Sakarya’ nutukları arasında kutladığımız Kabotaj Bayramını ise “hazreti Google’a” sorduğumuzda karşımıza şu açıklama çıkıyor: Türkiye’de, 20 Nisan 1926 Tarihinde kabul edilmiş olan kabotaj Kanunu, 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe girmiş ve bu Kanun, “Türkiye Limanları ve sahilleri arasında yük ve yolcu taşınması ile kılavuzluk ve römorkaj hizmetleri, Türk Vatandaşları ve Türk Bayrağı taşıyan gemilerce yapılır” hükmünü getirerek daha önceden yabancılara açık olan bu faaliyetleri bundan böyle sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yapabileceğini belirtmiştir. Bu nedenle her yıl 1 Temmuz gününü “Denizcilik ve Kabotaj Bayramı” olarak kutlanıyor”. Kısacası Türkiye Cumhuriyeti’nin deniz hukuku ile atmış olduğu bir adımın yıl dönümü. Ne fazlası, ne azı… Ama anası aksırdığında salya-sümük-öksürük zatürreeye yakalanan bizler, bunun da suyunu çıkarmayı iyi bilmiyoruz doğrusu… Kabotaj işi aklıma nereden geldi derseniz, anlatayım. 1 Temmuz’da “Türkiye’de olduğu gibi” biz de Denizcilik ve Kabotaj Bayramı kutlayacakmışız. Tören programına bakacak olursanız, “anıta çelenkler sunulacak ve saygı duruşu yapılacak. İstiklal Marşı’yla bayraklar göndere çekilecek, subaylar günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapacak, ardından şiir okunacak. Duyan da “Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nda” kahramanlık destanları yazıldığını sanacak… Eh… Zaten büyüklerimiz de ilkokulda bize kahramanlık öyküsü anlatmıyorlar mıydı? Hani “işin suyunu çıkarmak” derler ya… Anladığım o ki biz bunun ustası, hatta, doktoru ve hatta profesörü olmuşuz… TC’nin her bir bayramını kutlamayı öylesi alışkanlık haline getirmişiz ki… Dua edelim de TC’nin kurtuluş günlerini falan da kutlamıyoruz. Üşenmedim saydım… Tam 244 kurtuluş günü var TC’de… Artık sokaklar, meydanlar resmigeçitten, anıtlar çelenkten geçilmezdi maazallah!