Ben bu tür işlerde bile bir sınır olduğunu düşünürdüm hep… Ama yokmuş. İşin kötü yanı bunu anlamam için yarım asır geçtiğine göre, “Neler oluyor hayatta?” sorgulamasının yanıtlarını alamadan göçüp gideceğim bu dünyadan… “Siyaset sevmem” ifadesi öteden beri beylik bir ifade gibi gelir bana… Eğer sözlük karşılıklarından biri olan “davranış biçimi” açısından yaklaşacak olursak, Sonunda bir çocuğun çilekli dondurma yerine çikolatalı dondurmayı tercih etmesi bile bir siyaseti gerektirir. Demek istediğim, yaşamın her alanında olan bu meretten soyutlanmak o kadar kolay değil… Kaldı ki belli bir görüşe, eğilime doğru meyil veriyorsak, dışında olduğumuzu iddia etmek abesle iştigalden öteye geçemez… Ama siyaset adına – ki burada halk arasındaki yaygın anlamıyla siyasetten söz ediyorum, hani politikacıların yaptığı şeyden- yapılanlara gelince iş tümden değişiyor… Bana genelde siyaset adına yapılanlarla ilgili görüşüm sorulduğu andan itibaren midemde kelebekler uçuşmaya başlar… Önce 1-2 derken, milyonlarcası üşüşüyor mideme ve kasılmalar alır başını gider… Gerisini anlatmasam da olur… Her seçimde yaşadıklarımızın bende uyandırdığı duyguyu anlamak için “kelebekler” tanımlaması bile yetersiz kalıyor ne yazık ki… Solucanlar, yılanlar, çıyanlar dolsa mideme bu kadar kötü hissedemezdim herhalde… Hangi birinden söz etsem ki? Küfür, tehdit dolu zafer nutukları mı? Zafer kutlamasında “Braveheart” rolü oynayanlardan mı, yoksa ev sahibini bastıran “çabuk hırsızlardan” mı? “Bu kadarı da olmaz” dediğim bir noktada, “sen de öyle san avanak” dercesine ötesini gösterenler mi? Bir seçim daha yaklaşıyor, ardından bir başkası daha Böyle gelmiş, bundan da öteye gidecek - demokrasi öyle buyuruyor. Değil mi ki demokrasi seni kimlerin becereceğini seçme özgürlüğü… O zaman erk bir ellerinde et ve bıçak da öbür elinde… Mandıra ise babalarının malı… Alışmışlar bir kere suç onların mı? Suç alıştıranlarda!.. Ve de bütün bunları, kendilerine yakıştıranlarda… Yerseniz!