Siyasetimizin tepesi son 3 gündür pervane olmuş TC’li Bakan Mevlüt Çavuşoğlu’nun etrafında dönüp duruyor. Siz bakmayın resmi haber ajansının bizim yüksek rütbeli devlet zevatının Çavuşoğlu’nu “kabul ettiğini” yazan haberlerine… Bizler o zevatın değil TC’li bakanlar, yardım heyeti memurlarının önünde de nasıl ceket iliklediklerine, tanık olduk zamanında… Günlerdir gazete sayfalarımızı, aslında yıllardır söylenenleri yeniden ısıtıp önümüze süren Türkiyeli Bakanın demeçleriyle doldurup durduk. “Türkiye sürece destek veriyor”, “Maraş bütünlüklü çözümün parçası”, “Çözüm zamanı gelmiştir” falan filan… Cumhurbaşkanlığından Meclis Başkalığına, Meclis Başkanlığından Başbakanlığa, Başbakanlıktan Başbakan Yardımcılığına, oradan Dışişleri bakanına, ardından siyasi partilere mekik dokuyup durdu Sayın Bakan. Pek azınlıkta olmadığını düşündüğüm bir kitle gibi ben de “Çok lazımdı. Müzakere üzeri gövde gösterisi işte. Ne yapacaklarsa yapsınlar, bir an önce gitsin, biz de normal gündemimize dönelim” diye düşünüyorum. Ama, Türkiye’den gelen bu yüksek zevatın her gelişinde beni çileden çıkaran bir uygulama var ki sözünü etmeden geçmek istemiyorum. İstemiyorum da ona değinmeden önce bir iki hatırlatmada bulunayım önce. Örneğin, Hollanda Başbakanı Rutte. Hani fert başına düşen milli gelirde dünyada 16. Sırayı alan ve “zenginler” listesinde olan ülkenin başbakanını. Bırakın konvoyları, korumalı makam arabalarını, adam ofisine gitmek için bisiklet kullanıyormuş. İngiliz Başbakanı David Cameron, metroda yolculuk yapıyor. Bizimkilerin ise makam araçları her yıl en son çıkan modeller bazında yenilenip duruyor. Tam bir az gelişmiş ülke örneği... Vatandaş sağlıktan eğitime, ulaşımdan haberleşmeye birçok konuda adam gibi hizmet alamazken gösterişe yapılan yatırımlar… Ama var ya… Bir de konuk bakan geldi mi iş o zaman tam zıvanadan çıkıyor. “Ayranı yok içmeye, tahtırevanla gider döner yemeye” misali… Üç gündür sayın konuğun ziyaret programıyla birlikte trafikte tam bir terör yaşanıyor… Önce polis motosikletleri o kulak tırmalayan sirenlerini sonuna kadar açıp dalıveriyor şehir trafiğine. Ardından en az saatte 100 kilometre hızla seyreden konvoy araçları vızır vızır. Hem öyle bir-iki tane de değil. En az 6-7 en lüksünden araç… Yolda birileri varmış kimin umurunda… Koskoca bakan bu boru mu? Bir yaşlı adam ya da kadın o anda yolun bir yanından diğer yanına geçmeye çabalıyormuş… O hızla kim durabilir ki… Vurun gitsin... Bakandan daha mı değerli… Çocuk, yetişkin ve hatta kedi ya da köpek? Dedik ya… Bakan bu hem de konuk… Göstermek gerek bağlılığı, sadakati… Varsın bu rezilliği gördüğünde sokaktaki vatandaşın yüreği öfkeyle kabarsın… Bir “şükran” bin oya bedeldir icabında… Varsın trafikte “şükran terörü” essin… Varsın vatandaş telef olsun… Yeter ki sayın seçilmişlerimiz, “En iyi şükranı kim çeker” yarışında ipi göğüslesin.