Tekerleme

Oya GÜREL

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler top oynarken eski hamam içinde... Ben deyim şu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu bir kuş uçtu; kuş uçmadı, Gümüş uçtu. Gümüş uçmadı, Hamit uçtu. Uçar mı, uçmaz mı demeye kalmadı; anam düştü eşikten, babam düştü beşikten... Biri kaptı maşayı, biri aldı meşeyi; dolandım durdum dört köşeyi... Bir varmış bir yokmuş… Memleketin birinde istemediğin her bir halt çokmuş Sorduğun sorulara cevap veren yokmuş… Minareyi çalanlar kılıf hazırlamakla kalmazlar, Kılıfı da içine sokacak bir çuvalı bulup buluştururlarmış… Çuvalda delik açılsa kılıfın ucu görünse, kılıf delinse minarenin şerefesi fırlasa… Kırk dereden getirilecek suları bolmuş… Minare kılıfta, kılıf torbada, torba çalanın sırtında, Bu köşe yaz köşesi, bu köşe kış köşesi diye koşuştururmuş gözleri hep uzaklara bakanlar… Geriye kalanlar ise az gider uz gider dere tepe düz gider… Soğuk sular içerek, altı ayla bir güz gider… İçtikleri soğuk suyla kalıverirlermiş ortada… Peri padişahının ülkesi desem değil, Zümrüdü Anka kuşunun diyarı desem hiç değil… Bir yandan keloğlanlar, keleş oğlanlar dolanır, Diğer yanda edilen, eyleyenler yanında her görenin dili tutulur da Deveyi hamutuyla götürenlerin enseleri bile terlemezmiş… Terlemek ne kelime! Öyle bir itibar kazanırlarmış ki yaptıklarından ötürü… Keloğlanlar keleş oğlanların dillerinde tüy bitermiş de, Onların tüyü bitmemiş yetimlerin aşına bile attıkları elin sonu gelmezmiş… “Ye kürküm ye” hükmünde sürerken günler aylar seneler, Kürkü olmayanlar ağızlarını havaya açıp uçan kuştan medet beklerlermiş… Ama ne demiş âdemin biri? “Kafasına kuş ettiğinde şans oyunu oynayan ahali, ağzına edenleri de baş tacı etmez mi?” Eh o zaman Ya ağzın açık bakacaksın, ya da kanadını kaldırıp uçacaksın… Sesini çıkaramayacaksan eğer, koynuna sabır taşı takacaksın… “Verilecek kuluna vermiş, bize de versin Yaradan” deyip şansını başka diyarlarda arayacaksın… Dedik ya… Bir varmış, bir yokmuş Evvel zaman içinde, kalbur saman içimde Pire berber iken deve tellal iken Ben ebemim beşiğini tıngır mıngır sallar iken Kara kedi miyav miyav dedi, Tangur tungur kazanı devirdi birden ebem ağlayarak uyandı, Beni tokaç ile kovaladı. Az gittim uz gittim… Dere tepe düz gittim… Bir de baktım ki ne göreyim… Dönüp dolaşıp gene minarecinin köyüne konmuşum!