Tüketici de seçmen!

Oya GÜREL

Zaman zaman haberlerde okuyoruz… “İthali yasak olan falanca sebze ya da meyve toplatıldı” diye… Mevsimine göre bazı sebze meyvelere getirilen ithal yasağını anlayabiliyoruz… Üreticiyi korumak… Âlâ… Üretici tabi ki baş tacımız… Tabi ki korunmalı ve varlığını sürdürebilmesine destek olunmalı… Sade sebze-meyvede değil, diğer yerli ürünlerde de hassasiyet gösterilmesi gerektiği görüşünü canı gönülden destekleyenlerdenim… Örneğin özellikle temizlik ürünleri konusunda yerli üreticilerimizi oldukça başarılı buluyorum ben… Zaman zaman aralarından bir-iki çürük elma çıksa da işlenmiş et ürünleri konusunda da öyle… Mesela ithal edilen işlenmiş et ürünlerinin çoğunu, içlerindeki onlarca katkı maddesi ve bolca nişasta nedeniyle kedilerim bile yemezken, yerli işlenmiş et ürünleri neredeyse “annenizin yaptığı yiyecekler” tadında… Doğrusu süt ürünlerimize de diyecek yok… Hemen hepsi de kaliteli ve lezzetli… Ama… Evet ya “ama”… Bu işin bir de öteki yüzü var… Yani şu sebze-meyve yüzü… Dedik ya mevsimine göre üreticinin korunup kollanması için bazı sebze ve meyvelere ithal yasağı geliyor… İthal yasağı geliyor gelmesine de, üreticiye de, “sen de tüketiciye kaliteli mal sunmakla yükümlüsün” denmiyor… “Pazarda tek kaldın diye tüketiciye bozuk, çürük kötü mal verirsen yasak kalkar ha!” denmiyor… Ne oluyor o zaman? Şimdi olduğu gibi... Bir markete, manava gidip 1 kilo domates almak istiyorsanız, domates kasalarının önde en az 10 dakikanızı harcamanız gerekiyor… Kıpkırmızı, sert, parlak domates bulmaktan geçtik… O iş imkânsıza yakın neredeyse ama çürüğü, vuruğu olmayan, düzgün bir domates bulmak bile mesele… Örneğin ben yıllardır korkumdan üzüm yiyemez oldum… Arkadaşlar erken olgunlaşsın diye basıyorlar kimyasalları, piyasaya erken versinler diye daha yeni zehir atılmış ürünü hemencecik toplayıp soframıza sürüyorlar. “Denetim var” deniliyor ama yok işte… Ispanak alırsınız yaprakların yarısı çürük, Patates alırsınız, ödediğiniz ücretin yarısını patatesin üzerindeki çamura verirsiniz… Maydanoz demetinin üçte biri ot… Rokanın büyük bir bölümü çoktan kurtların midesine gitmiş, geriye kalan delikli yapraklar demetlenip bize satılıyor… Limonda hiç söz etmeyelim… Kuru kabuk! Eee? Nerede bizim, yani tüketicinin hakkı? Üreticinin derneği, birliği var, örgütlenmiş seçmen yani… O nedenle sattığı çürük mallara karışan görüşen yok… Sevgili ve de yüce devletimizin bileri de düşünmesi için ne yapmalı? Acaba toptan bir “Seçmenler Birliği” oluştursak işe yarar mı dersiniz?