AA’dan görüş: “Kıbrıs sorunu ve Türkiye'nin enerji güvenliği”

KKTC ve Kıbrıs Rum kesiminden uzmanlar ve teknik heyetlerin de katılımıyla yürütülen müzakerelerin, çözüm yolunda son şans olduğu kanaati yaygın.

Adadaki soruna çözüm bulunması amacıyla İsviçre'de devam eden Kıbrıs müzakerelerinde kritik bir dönemece girildi. Türkiye, Yunanistan, İngiltere ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Kıbrıs Rum kesiminden uzmanlar ve teknik heyetlerin de katılımıyla yürütülen müzakerelerin, çözüm yolunda son şans olduğu kanaati yaygın.

"Ekonomi, Avrupa Birliği, Mülkiyet, Yönetim-Güç Paylaşımı, Toprak ile Güvenlik ve Garantiler" olmak üzere 6 başlık altında yürütülen müzakerelerin sonucu, başta enerji olmak üzere Türkiye'nin güvenlik öncelikleri bakımından da hayati önem taşıyor.

Doğu Akdeniz dünya tarihi boyunca sorunlarıyla, kaynaklarıyla, ticarete geçiş sağlayan deniz yollarıyla her dönemin merkezi olmayı başarmış, milletlerarası meselelerin başlıca belirleyicisi olmuş ve olmakta olan bir bölge. Kıbrıs, dünya enerji rezervlerinin ve üretiminin büyük kısmını barındıran Ortadoğu’yu ve Akdeniz aracılığı ile Doğu ve Batı pazarlarının irtibatını sağlayan Süveyş kanalını kontrol edebilecek bir konumda. Gelinen noktada Kıbrıs, temel olarak Yunanistan ve Türkiye arasında bir sorun ve iki ülke arasındaki ilişkilerin belirleyici unsurlarından. Adada üsleri bulunan Birleşik 
Krallık da sorunun tarafları arasında yer alıyor.

KIBRIS SORUNUNUN TARİHSEL GELİŞİMİ

Türkiye, Venediklilerden 1571’de devraldığı Kıbrıs’ın, hükümranlık hakkı mahfuz kalmak kaydıyla, İngiltere'ye devredildiği 1878’e kadar tek hakimiydi. Yunanistan tarafından hiçbir zaman sahip olunmamış adada 20’nci yüzyılın ilk yarısından itibaren Yunanistan’ın kışkırtmaları ile Rumların Türk aleyhtarı ve Yunanistan’a bağlanmaya yönelik faaliyetleri oldu. İkinci Dünya Savaşı sırasında eylemlerini artıran Yunanistan ve Rum tarafı bir yandan meseleyi BM’ye “self determinasyon” temelinde taşırken, diğer yandan Kıbrıslı Türkleri yerlerinden edecek gayretlerini de sürdürdüler.

Mesele Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın da taraf olması ile 1959 Zürih Garanti ve İttifak Antlaşmaları ile 1959 Londra Muhtırası temelinde imzalanan 1960 tarihli Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma bağlamında bir çözüme kavuşturuldu ve Kıbrıslı Türkler ve Rumlar’a haklar sağlayan, Yunanistan, İngiltere ve Türkiye’nin garantör olduğu bir devlet ortaya çıktı.

Türkiye’nin fedakârlıklarla kabul ettiği şartlara dahi razı olmayan Yunanistan ve Rum kesimi oluşturulan devletin yaşamasını mümkün kılmadığı gibi, Türk halkının can ve mal güvenliğine de zarar verdi. Adadaki Türklerin haklarına defalarca tecavüze tahammül eden Türkiye, Rum cuntasının adayı Yunanistan’a bağlama hayaline ve Türklere karşı uygulanan katliama 20 Temmuz 1974’ta başlattığı Barış Harekâtı ile son verdi.

Türkiye, çözüm uğruna, gerek 1974’e kadar olan süreçte, gerekse 1974’ten bugüne Kıbrıs’ta çözüm için her seferinde fedakârlıkta bulunan taraf olmasına rağmen her seferinde Rum tarafı ve Yunanistan’ın adaletsizliklerine maruz kaldı. Avrupa Birliği de sorunlar çözümlenmediği halde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni, tüm adayı temsilen AB üyesi yapmakla sorunun bir parçası oldu.

YUNANİSTAN VE GKRY'NİN TEK TARAFLI TASARRUFLARI

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan, sorunu ortaya çıkaran ve büyüten taraflar olmalarına rağmen, uluslararası ve bölgesel örgütlerin ve devletlerin zafiyetlerinden yararlanmak suretiyle haksız tutum ve anlayışlarını sürdürmekteler.

Bu çerçevede GKRY ve Yunanistan, bariz bir şekilde Kıbrıslı Türklerin temel hak ve özgürlüklerini (ticaret, seyahat, mal edinme vs) kısıtlıyor. Hakları olmadığı halde GKRY, tüm adayı temsil ettiği iddiasıyla uluslararası örgütlerde yer alıyor, anlaşmalar imzalıyor. Yapılan haksızlıkları sadece Kıbrıslı Türklere karşı değil, Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı da sürdürüyor.

Uluslararası hukuk belgeleri aynı denizi çevreleyen devletlere koordinasyon ve işbirliği içinde hareket etmeyi gerekli kıldığı halde, deniz ve altında bulunan kaynaklarda hak iddia etmek, bunları işletmek ve başkasının işletmesine izin vermemek adına GKRY 2004’te Akdeniz’de 24 mil genişliğinde bitişik bölge ve 200 mil genişliğinde Münhasır Ekonomik Bölge ilan etti ve bu ilanın sağladığı hakları kullanma konusundaki haksız gayretlerini devam ettiriyor. Adanın güneyinde varlığı tespit edilmiş denizaltı enerji kaynaklarının tespiti, çıkarılması ve pazarlanması konusunda devletlerle ve şirketlerle anlaşmalar yapıyor. Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin aleyhinde faaliyetlerde bulunuyor.

TÜRKİYE'NİN ÖNCELİKLERİ

Öte yandan, öncelikle adada yaşayan, tarihi sorumluluklarımız ve temel insan hakları zaviyesinden her şeyden önemli olan Türk halkının can ve mal güvenliği, adada var olan, Türk ve Rum taraflara haklar sağlayan devletin kuruluş şartlarına göre veya yeniden belirlenecek ve adaletle tesis edilecek şartlarda devamının temini, ülke güvenliğinin kara sınırlarından başlamayacağı anlayışıyla, deniz yetki alanımız içinde kalan bölgenin ve dolayısıyla Türkiye’nin güvenliğinin temini, Kıbrıs sorununda Türkiye açısından önem arz eden hususlar olarak öne çıkıyor.

Doğu Akdeniz seyrüsefain emniyet ve serbestiyetinin temini, Türkiye’ye müteveccih ve Türkiye’den uluslararası deniz ticaretinin emniyeti ve Türkiye’nin deniz yetki alanları içinde yer alan ve buna ilave olarak Kıbrıs Türk halkının da hakkı olan, Kıbrıs adasının güneyinde tespit edilmiş deniz altı enerji kaynaklarının çıkarılması, işletilmesi ve pazarlanmasının güvenliğinin sağlanması da müzakerelerde Türkiye'nin stratejik öncelikleri arasında.

Türkiye'nin, çözüm müzakerelerindeki temel stratejik hedeflerinin karşılanması Türkiye’nin Kıbrıs sorunu özelinde garantörlüğünün devam ettirilmesi, eğer bir ortak devlet söz konusu olacaksa, yönetimin adil paylaşılması, Kıbrıs Türk halkının söz hakkının korunması, Kıbrıs Türk halkının kazanılmış toprak ve mülkiyet haklarının muhafazası, Kıbrıs’taki Türk askeri varlığının sürdürülmesi, Türkiye’nin deniz yetki alanlarının korunması ve denizaltı enerji kaynaklarının adil paylaşımı konularında anlaşma sağlanabilmesine bağlı.

ENERJİDE TRANSİT BÖLGEDEN KAYNAK BÖLGEYE

Kıbrıs sorununun çözümünde bir teferruatmış gibi görülen ancak potansiyeli itibariyle daha çok önemi hak eden hususların başında enerji güvenliği ve paylaşımı geliyor. Mevcut durum itibariyle Doğu Akdeniz bir enerji transit bölgesi. Dolayısıyla deniz güvenliği ticaretin ve denizlerin serbestçe kullanımı açısından bir önem ifade ediyor. Ancak Kıbrıs Adası’nın güneyindeki deniz alanında tespit edilen petrol ve doğalgaz rezervinin 30 milyar varil ve bunun yaklaşık 1.5 trilyon dolar değerinde olduğunun açıklanması, bölgeyi enerji bakımından transit bölgesi olmaktan kaynak bölgesi durumuna getirecektir ki bu da, çevre ülkelerin iktisadi ve enerji güvenlikleri açısından büyük önem arz etmesi anlamına gelecek.

Dolayısıyla enerji meselesi Kıbrıs sorununun çözümüne doğrudan etki eden parametrelerin başında geliyor. Kıbrıs’ta garantör devletlerden biri olan Türkiye’nin sözü edilen enerji kaynakları konusunda durumu takip etmesi, kendisinin ve KKTC’nin haklarını koruması bir hukuki gereklilik olarak da ortaya çıkmaktadır. Bu noktada GKRY’nin enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda İsrail, Mısır ve Lübnan gibi devletlerle anlaşmalar yapma gayreti aslında bir yönü ile o devletleri de Kıbrıs meselesine dolaylı olarak müdahil kılma ve Türkiye aleyhtarı pozisyon geliştirmelerini sağlama gayretleri olarak görülebilir.

Türkiye bu durumun fakında olarak Deniz Kuvvetleri unsurlarıyla Doğu Akdeniz'de, Türk deniz yetki alanlarında denizde durumsal farkındalığa sahip olmak, deniz güvenliğine katkı sağlamak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin deniz yetki alanlarındaki hak ve menfaatlerini korumak maksadıyla 1 Nisan 2006 tarihinden itibaren Akdeniz Kalkanı Harekâtı icra etmektedir. Türk Deniz Kuvvetleri, bu sayede Yunanistan ve GKRY’nin Doğu Akdeniz’de, özellikle Kıbrıs Adasının güneyindeki enerji kaynaklarının bulunduğu alanlarda haksız uygulamalarına izin vermemiştir.

ADADAKİ TÜRK ASKERİ VARLIĞI

Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bir yandan egemenlik hakları konusunda gerekli tedbirleri alırken, bir yandan da Yunanistan ve GKRY tarafından yürütülen bütün bu haksız uygulamalara karşın hâlâ Adada çözüme katkı sunma gayretindedir. Ancak, gelinen noktada Yunanistan’ın da, GKRY’nin de, İngiltere’nin de, Birleşmiş Milletler’in de Türk tarafının geri çekilebileceği noktanın işaret edilen hususlar çerçevesinde şekillendiğini idrak ettikleri düşünülmektedir. Aksi takdirde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti varlığını sürdürecek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti de Kıbrıs Türk halkının ve kendinin güvenliğini, deniz hak ve menfaatlerini koruyacak, başkalarının bu hakları gasp etmesine engel olacaktır.

Bütün bu sayılan hususların yerine getirilmesini teminen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kıbrıs’ta güvenliğin teminatı olarak güçlü bir silahlı kuvveti adada bulundurması ve yine hem Kıbrıs Türk halkının, anavatanın ve enerji kaynakları ile ticaretinin güvenliğini sağlamak bakımından güçlü ve çok yönlü bir Deniz Kuvvetine sahip olması ve bu unsurları ile bölgeyi kontrol altında bulundurması bir zorunluluktur.

[Dr. Fatih Erbaş. Uluslararası güvenlik stratejileri uzmanı. 1986-2014 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve NATO Güney Kanadı Komutanlığı Napoli'de farklı birlik ve karargah görevlerinde bulundu. Harp Akademileri Komutanlığı ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nde öğretim üyeliği yaptı]

*** “Görüş” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansı’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir