Bir kaza dört ölüm…

Ediz TUNCEL

Adı batasıca ölüm, Azrail’in insan kılığındaki uşaklarının eliyle geldi mi kaçış yok…

Son günlerde üst üste adına “trafik kazası” denen katliamlar oluyor…

Birinde süratten bir genç gitti…

Anayolu ikiye ayıran doğru düzgün bir bariyer olsaydı, çok muhtemeldir ki o kazayı ölmeden atlatabilirdi…

Çakma devletin çakma yolunda çakıldı kaldı.

Birinde dikkatsizlikten, ATV dedikleri saçma sapan, bedava verseler evimin kapısından içeri koymayacağım bir aracı süreyim derken yaşlıca bir adamcağız gitti, hem de bu kez bariyerlere çakılıp gitti…

ATV denen araç, tüketim deliliğinin, ve hatta, zırdeliliğinin bir ürünüdür ve asla yollarda yer almamalı, sadece arazi yollarında, o da çok gerekliyse sürülmelidir…Bana kalsa, hiçbir şekilde kullanılmamalıdır da…

Amma ve lakin, en mühimine sıra daha gelmedi…

Bunların arasında en ölümcül olanı, bu memlekete üç kuruş ekmek parası kazanmak için bulaşıkcı diye gelen ve eline taş yüklü kamyon verilen “şöfördür” ve onun eline o kamyonu vererek onu potansiyel bir trafik canavarına çeviren işverendir...

Kendi yolunda giden adamcağızın birinin üzerine çıktı, canını aldı…

Adamcağızın karısının kalbi yaşadığı travmaya, çektiği azaba dayanamadı, o da hayatını kaybetti…

Geriye birkaç haftalık bir bebek, 8 yaşında bir çocuk kaldı…

Aslında onlar da artık “öldüler”, öldü sayılırlar, hayatta daha başından kaybetmiş iki yaşayan ölüdürler…

Anlayan anlar, ne demek istediğimi…

Bir kaza dört ölü…İkisi çocuk üstelik!

Kimin yüzünden?

Hesapsız kitapsız iş yapan bir işverenin yüzünden…

Başta Ulaştırma Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı denen iki lüzumsuz bakanlığın ve en az onlar kadar lüzumsuz olan ve adına KKTC denen kokuşmuş devlet ve bu kokuşmuş devletin bu şekilde gidişatına çanak tutan kokuşmuş, küflenmiş beyinler yüzünden…

Bu çocukların daha hayatlarının daha başında anneleri ve babaları ile birlikte katledildiklerini onlara kim anlatacak şimdi?

Kim diyecek onlara, “sizin anneniz ve babanız bizim aymazlığımız, sorumsuzluğumuz, beceriksizliğimi yüzünden öldüler ve sizi yalnız bıraktılar”?

Tek derdi populizm olan Ulaştırma Bakanı mı?

Yoksa, yoksa tek derdi sadece koltuğu ısıtmak olan Çalışma Bakanı mı?

Yoksa, en önemli derdi kime ne rant sağlayacağı, kime ne peşkeş çekeceği olan hükümet mi?

Yoksa, lafgüzarlıkta birbiriyle yarışan, topunu toplasan ve bostana korkuluk diye diksen kargaların bile “grak grak” diyerek kafasına edeceği muhalefet mi?

Yoksa, bu haliyle Hababam Sınıfı senaryolarına taş çıkartan Meclis mi?

İkisi mezarda, ikisi yaşayan ölü olan bu insanların günahının bedelini, vebalinin ceremesini, çektikleri azabın hesabını kim verecek!!!

Yüreğiniz var mı, o kazayı gerçekleştiren şöförün eline o taş dolu kamyonu verip de bu katliamı gerçekleştiren işveren müsveddesinin elinden herşeyini alın, donuna kadar soyun, elde ettiğiniz her kuruşu da artık sayenizde yaşaya ölüye dönen o iki çocuğun eğitimi ve geleceği için bir bankaya yatırın, günü geldiğinde kullanabilsinler…

Var mı yüreğiniz, hade varsa görelim!

Eğer yoksa…

Breh! Breh! Breh!

Allah sizi de bildiği gibi, ama bin beterinden yapsın…

Ha, sakın yanlış anlamayın, ben bu düzeni yaratanlara sadece bu olay için lanet okumuyorum…

Yıllar yıllar önce, bir Pazar günü evimize misafirliğe gelirken bir manyağın yüzünden, üstelik de sebep olduğu katliamdan sonra sadece birkaç ay yatıp da sokağa tekrar dalan bir manyağın yüzünden katledilen dört sevgili insanımdan biri olan sekiz yaşındaki melek yüzlü kız çocuğunun Lefkoşa morgunda ezim ezim olmuş yüzüne bakakaldığım, sevgili arkadaşımın her tarafı kırılıp geçirilmiş cesedine bakakaldığım ve yüreğimde, ruhumda asla geri kazanamadığım şeyler kaybettiğim andan beri bu düzeni yaratanların tümüne lanet okuyorum…

Allah bu düzeni yaratanları, yaratıp da seyredenleri, sessiz kalanları bin beter etsin, cehennem bile onlara dar gelsin…