Böyle de bir durum var..

Derviş DOĞAN

Bu anlaşmayı duyunca, aha belki emsal olur demiştim.

Heycanlandım tabi.

Bir savaş ve/veyahut savaş durum daha bitecek, yerini sukunete, barışa bırakacaktı.

Masada imzalar atıldı, eller tokalaştı.

İş bu antlaşmayı yürütecek olan halklara kalmıştı.

Halk oylamasına gidildi.
Ve Kolombiya hükümeti ile Farc arasında imzalanan ve dün halk oylamasına sunulan barış anlaşması, yüzde 50.24 oyla reddedildi.
Referanduma katılım oranının % 37’de kaldı.

Referandum da 13 milyon seçmen oy kullandı.

Elbette bu oran oldukça düşük.

Lakin oranın düşük olması da aslında bu antlaşmaya karşı duyulan güvensizlikti.

Bu tabi ki sandıklara da yansıdı.

Nitekim  “hayır” ve “evet” arasındaki fark yaklaşık 63 bin civarında oldu.

Küçümsenmeyecek bir fark.

Sonuç olarak Kolombiya ile Farc arasında masada varılan mutabakat ve imzalanan antlaşma halk tarafından reddedildi.

Reddedenlerin çoğunluğu coğrafi olarak bölgedeki savaştan etkilenmeyen kesimler.

Barış isteyenler ise bire bir savaşın içinde olanlar, savaşın karanlık yüzünü görenler.

Dolayısı ile savaştan etkilenmeyen bölgelerde yaşayan insanlar savaş devam etsin derken, savaş ile  iç içe yaşayan insanlar bu savaş artık bitsin dediler ama güçleri barışı getirmeye yetmedi.

Peki neden?

Elbette bunun bir çok nedenini uzun uzadıya konuşabilir, yazabiliriz.

Lakin en büyük nedeni ve en basiti ile bunun izahı Kolombiya’da sınıfların belirgin düşünce ayrılıkları yaşamalarıdır.

Belli ki taraflar masada görüşüp mutabakat sağlarken halkın büyük bir çoğunluğu konuya adapte olamadı.

% 37 oranında bir katılımla yapılan halk oylaması sonucunda ortaya çıkan bu.

Peki katılım yüksek olsaydı bu oran değişir miydi?

Yani 13 milyon seçmen yerine 50 milyon seçmen katılım gösterseydi  bu oylama da  bir şeyler değişir miydi?

Belki.

Belki red cephesi 50.24 oyla değil 70.24’lerle irade ortaya koyardı.

Belki “evet” ve “hayır”arasındaki fark 63 bin değil 100 binlerce olurdu.

Zira bu oylamaya katılmayan çoğunluğun da bana göre dolaylı da olsa destek verdiği “hayır” oldu.

Demek ki Kolombiya’da savaşın acımasız yüzünü gören insanlarla, savaşın yaşattığı acılardan bir haber olan insanlar var.

İşte o bir haber olan insanlar, savaştan olumsuz etkilenen insanların halinden anlamadılar.

Anlamadılar ki savaşın devamı anlamını taşıyan bir irade ortaya koydular.

Ve dönelim halkoylaması bağlamında  benzeri bir durumun da bizlerin hem yakın bir geçmişte, hem de günümüzde yakın bir gelecekte karşı karşıya kalma durumumuza..

Yakın bir geçmişte Kıbrıs’ın Kuzey’inde bariz bir üstünlükle çıkan “ evet” yanında Kıbrıs’ın Güney’inde yine bariz bir çoğunlukla çıkan”hayır” karşılığı.

Tükenen umutlar.

Kaybeden toplumlar.

Ve yıllar sonra şimdi bugün  ortaya konan bir çaba söz konusu.

Ve bu çabanın sonunda görünen kuvvetle muhtemel halkların onayına sunulacak yeni bir çözüm metni.

Güney’e bakıyorum 2004’de reddettikleri çözüm planından bu yana şimdi ortaya çıkacak çözüm planında duruşlarında  değişen bir şey olacak mı diye?

Açıkçası evet(e) yöneldikleri söylense de ben bundan pek emin olamıyorum.

Zira mevcut yaşam kalitelerinde bir sıkıntı yok.

Uluslararası tanınmışlığın keyfi üzerlerinde.

Dünya’da her türlü siyasi ve ekonomik ilişkiyi yürütebiliyorlar.

Uluslararası hukukun içinde yer alan bir devlete sahiptirler.

Kısacası tuzları kuru.

Kuzey’e bakıyorum 2004’teki “evet” kararlılığı aynen durur mu diye?

Maalesef ondan da çok emin değilim.

Zira burada da artık savaşın büyük zararlar verdiği, telafisi olmayan kayıplara uğrattığı bir halk çoğunlukta değil.

Uzaktan gazel okuyan, savaşı bilmeyen, savaştan zarar görmeyen herhangi bir kayıp yaşamayan, savaşlardan dolayı mağdur olmayan, ülkesini terk etmek zorunda kalmayan, yakınlarını sevdiklerini kaybetmeyen kraldan daha kralcı bir çoğunluğa doğru gidiyoruz Kuzey’de.

Dolayısı ile onların da tuzu kuru.

Hiç bir gerçekle yüzleşmeden her türlü imkana sahip oldukları bu coğrafyada kendilerine bahşedilen bu düzeni bozmak istemedikleri bir gerçek.

Savaş görmediler, yaşamadılar.

O yüzden barışın, çözümün ne anlama gelebileceği konusunda da en ufak bir öngörüye sahip değiller.

Dolayısı ile adada gidilecek bir halk oylamasında yeni bir hayal kırıklığı yaşama olasılığımız yok değildir.

Tabi bunlar benim kişisel görüşlerim.

Ve tabi ki yanıladabilirim.

Ki umarım yanılırım.

Lakin 2004’den bu yana aradan 12 yıl geçti.

Bugün 2016’nın da son aylarına doğru ilerliyoruz.

Bu süre zarfında müzakere masasının dışına gerektiği gibi çıkamadık ada halkları olarak.

Halkların yakınlaşması diye tabir edilen gelişmeleri sağlayamadık.

Masa dışında ufak tefek çabalarla hayata geçirlebilecek ve toplumlar arasında karşılıklı güven başta olmak üzere bir çok alanda iyleştirmeyi sağlayacak işler de yapamadık.

Kısacası bu coğrafya üzerinde var olan ortak paydalarımızı müşterek olarak öne çıkaramadık, bunu başaramadık.