Büyüklerin sıkıcı hikayeleri ve çözüm ihtiyacı

Oshan SABIRLI

Cumhurbaşkanlığı seçiminin bir gün öncesiydi, seçimin tansiyonu doruk noktasındaydı ve Detay Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olarak sandığa gidip neden oy kullanacağımı kaleme almıştım.

Seçim günü çıkan köşe yazımda “Doğmamış oğluma mektup” başlığını kullandım.

Ülkenin tarihinin ve kötü kaderinin değişmesi için, bu topraklara huzur ve barış gelmesi için oy kullanacağımı belirtmiştim.

O günkü yazımda “Bugün sandığa gidip oy kullanırken, oyumu senin geleceği için kullanacağım. Bu topraklarda kök salmamız adına, Ait olduğu değerlerin benim ve annenin değerleri olması için oy vereceğim. Bu sabah oy kullandığımda, bana üzerinde yaşayacağın coğrafya hakkında sorular sorduğunda utanmamam için, daha özgür olman, dünyalı olman, bir çok yabancı dil bilmen ve sana vereceğimiz eğitimin, kültürün, insan sevgisinin daha güçlü olması için oy kullanacağım” demiştim.

O gün gidip, inandığım adaya oy verdim.

Daha doğmamış çocuğum için kullandım oyumu.

Aradan tam 13 ay geçti ve ben bir kez daha umutlanmaya başlıyorum.

Dün ara bölgedeydim;

Ara bölgede saksılardaki zeytin ağaçlarının yanında onlarca çocuk vardı. Yaşanan kriz ortamı sonrasında, liderler yeniden bir araya gelmiş ve benim, çözüm yönünde çok ciddi darbe yiyen umutlarım, bir ayda yeniden filizlendi dün.

Dün, bu ülkede barışın neden önemli olduğunu bir kez daha uzun uzun düşündüm. Kanla sıvanmış Kıbrıs’ın tarihinde, barbarlıklarla, tecavüzlerle, ölümler ve kayıplarla yazılmış bir geçmişimizde dini, dili, ırkı, cinsiyeti önemli olmayan, özgür, geleceğe sağlam temellerle bakabilen çocuklara ihtiyacımız olduğu gerçeği ile yeniden yüzleştim.

Ne acıdır ki ganimet kültüründen beslenen, nefretin yeşerdiği bedenler var. Ne acıdır ki güvensizliği, tarihi bahane gösteren, kötü insanlar çözümün önüne taş koymaya çalışıyor.

Ne acıdır ki, küçük hesaplarda gelecekleri, umutları, hayalleri tüketenler var.

Oysa barutun, dikenli tellerin, gözyaşlarının ve şiddetin olmadığı, karşılıklı yapılan hatalarla yüzleşildiği bir ülkede kendimizi temize çekebileceğimiz bir coğrafyadayız. Dün ben umutlandım.

Liderler 2016’da çözümün olabileceğini, çalışmaların bu yönde devam edeceğini kaydederken bir kez daha ateşten gömlek giydi.

Kırgınlıklarım yok mu? Elbette var. Üstelik hem ülkemin hem de güneyin bir çok siyasetçisine kırgınım.

Ama artık babalarımızın, dedelerimizin bizlere defalarca anlattığı, bu defalarca anlatış yüzünden “çok sıkıcı” diye düşündüğümüz kendi hikayelerimizi anlatma zamanındayız. Çocuklarımızın, “sıkıcı” diye nitelediği bizim hikayelerimizde “geçmişte dikenli teller vardı, sınırlardan kimlik kartı göstererek geçerdik. Dünyalı olamamıştık o zamanlarda” denilen ve geleceğe güvenen bireyler olmamız, çocuklarımızı da böyle yetiştirebilmemiz gerek.

Şimdi sizinde umutlanmanız, çocuklarınız için zeytin ağaçları dikmeniz gelecek için çalışmanız gerek…