Cumhurbaşkanı Akıncı’ya açık mektup

Arif Alasya

19 NİSAN 2015 Cumhurbaşkanlığın seçimlerinde aktif rol alan birisi olarak Sizin  ‘’Seçim Kılavuzu’’kitapçığında yazıl olan ‘’ÇÖZÜM ODAKLI SİYASET’’ve ‘’TÜRKİYE İLE KARŞILIKLI SAYGI’’başlıklarında yazılı olan ker kelimeyi inanarak gücümün yettiğince savundum. Burada bu iki ana ilkeyi yazmakta fayda var.

ÇÖZÜM ODAKLI SİYASET

‘’Kıbrıs’ta yıllardır çözümsüz kalan sorun ve yarattığı statüko sürdürülebilir değildir. Hem adamızın hem de bölgemizin barış ve huzuru için de ciddi tehlikeler arz etmektedir. Birleşmiş Milletler parametrelerinin öngördüğü ve son olarak 11 Şubat 2014 tarihli ortak açıklama metninde de ifade edilen, iki kesimli iki toplumlu federal bir çözümde, her iki tarafın da kazanacağı çok şey vardır. Böylesi bir çözüm, bölgesel istikrara da katkıda bulunacaktır. Bu bağlamda, çözüm odaklı bir anlayış ve halkın iradesini müzakere masasın yansıtacak bir kararlılıkla hareket edeceğiz.

Kapsamlı görüş uğraşlarının yanısıra, paralel bir süreçte, her iki toplumun günlük yaşamına katkı yapacak güven artırıcı önlemlerin uygulanmasına özel önem vereceğiz. Bu bağlamda kapalı Maraş bölgesinin BM gözetiminde yerleşime açılması ve bu açılışa eş zamanlı olarak Kıbrıslı Türklerin, Ticaret ve Turizm alanında yaşadıkları dar boğazların aşılması ve doğrudan ticaret ile direkt uçuşlar içim Mağusa Limanı ve Ercan Havaalanının kullanılabilmesinin yolları üzerinde uzlaşma aranacaktır. Bunun tüm paydaşlara sağlayacağı ortak yararın yanında kapsamlı çözüm çabalarına da katkı yapacağına inanmaktayız.’’

TÜRKİYE İLE KARŞILIKLI SAYGI

‘’Türkiye ile karşılıklı saygıya dayalı yeni bir ilişkiye ihtiyaç vardır. Karsilıklı yarar temelinde işbirliğini gözeten, kişilikli ilişkiler kurulması her iki tarafın da yararınadır. Kıbrıs Türk yoplumunun iradesinin yönetime doğrudan yansıması ve kendi kurumlarında söz sahibi olması esastır. Bu kurumların gerçek anlamda sahiplenilmesi, iyi yönetilmesi ve KTHY ile Lefkoşa Türk Belediye’sinde yaşananlara benzer durumların yaratıl maması ise yaşamsal önemdedir. İlişkilerin zemini temsiliyet ya da çatışma değil, uzlaşma olacaktır. Uzlaşmanın temeli karşılıklı haklara saygıdan geçmektedir.’’

Bu yazımı 30 Ağutos 2017 taihinde yazıyorum.

Crans Montana’da görüşmelerin çökmesinin ardından Sayın Akıncı’nın beyanatlarına ve de bilgilendirme toplantılarında söylediklerine bir göz atalım.

, “Onurlu bir çözüme eğer yanaşırlarsa, böyle bir çözümde KKTC olarak eşit iki kurucu devletten biri olarak yerimizi alırız. Ama gelmiyorlarsa da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak yolumuza devam ederiz”

‘’ 2 şeyi Kıbrıs Türkü ve örgütleri istememektedir. Bunlardan bir tanesi Kıbrıs Rum tarafının üniter bir devletine azınlık olmayı asla kabul etmemektedir. Bunun yanında Türkiye’nin bir vilayeti olmayı da istememektedir. Türkiye’nin yeni bir vilayete de zaten ihtiyacı yok değerli kardeşlerim. Geriye ne kalıyor? Geriye kalan çok açık ve nettir. Ya siyaseten tek çatı altında buluşacağız, ya da bunu istemiyorlarsa Annan Planı’nda yaptıkları gibi, Crans Montana’da yaptıkları gibi bunu istemediklerini artık içselleştirmişlerse, bize başka bir yol kalmıyor. O zaman yanyana iki ayrı devlet kökleşerek yoluna devam edecek.’’

‘’ Başka bir modalitenin ya da seçeneğin bulunmadığına vurgu yapan Akıncı, Kıbrıs Türkü olarak çok net bir şekilde siyasi partilerle de uzlaşma halinde olduklarını belirtti.’’

‘’ Önce Mont Pelerin’e, ardından Cenevre’ye ve son olarak da Crans Montana’ya gidildiğini ancak her defasında da Rum tarafının “yerim dar, yenim de dar” gibi tavrıyla karşılaştıklarına dikat çekti.’’

Crans Montana görüşmelerinde hep ön plana çıkan Türkiye Dış işleri Bakanı Mevlutoğlu olmuştur. Yanı sorunun çözümündeki anahtar iki maddeye sıra geldiğinde Sayın Akıncının hiçbir insiyatifi kalmamış ve Toprak ve Garantiler konusunda uzlaşma sağlanmadığı için sorun çözülememiştir.

Sayın Akıncı bu tarihten sonra siz kendinizden önce Cumhurbaşkanlığı yapmış kişilerle aynı noktaya gelmiş ve iki yılın sonunda o da Denktaş gibi, Talat gibi Eroğlu gibi çözümsüzlüğün suçunu Rum tarafına yüklemenin gayreti içine girdiniz. Üstelik benim hiç benimsemediğim İki devletli çözümü savunur noktasındasnız.

Türkiye ile olan siyasette başlangıçta yarattığınız hava artık teslimiyetçi bir noktaya gelmiştir. Generale çizmeyi aştığını söyleyen Akıncı bu gün Elçiliğin bir bakanlıkta görvlendirdiği memurun pervasız söylemlerine bile sesiz kalmaktasınız.

İç politikada söylediklerinizin hiçbiri gerçekleşmedi. Ne Kamu Hizmeti komisyonu değişti. Ne Ombustman ne de Sayıştay raporları hayat buldu. Üçlü kararname tayinlerinde dediklerinizi yapmadınız yine onlarca müşavir yarattınız.

 Sonuç olarak Akıncı’nın 2015 seçimlerinde ortaya koyduğunuz vizyona verdiğim destekten dolayı hiçbir pişmanlığım yoktur. Başarmanızı inanın sizden fazla isterdim. Olmadı üzgünüm…..

Gelinen noktada değişen söylem ve davranışlarınızı benimsemiyorum..

Saygılarımla..