Homofobi nedir? Ne değildir?

Homofobi olarak ifade edilen durumun fobileri açıklamak üzere geliştirilen yaklaşımla ilişkisi olmadığı, patolojik bir korku süreci olmaktan ziyade öğrenilmiş olumsuz bir tutum olarak heteroseksüelliği norm ve normal kılma sürecinin güçlü bir destekçisi olarak işlediği görülmekte.

Nüket Paksoy Erbaydar Kaos GL Dergisi’nin “Queer Çalışmaları” dosya konulu 144. sayısına yazdı:

Psikolojik olduğu varsayımı üzerine kurulu olan homofobi, irrasyonel korkuların bir göstergesi olarak gelişen ölçüsüz tutumlardan kaynaklanır ve lezbiyenlere, gey erkeklere yönelik düşmanca tepkileri ifade etmek için kullanılır. Ancak günümüzde lezbiyen ve geyleri toplumda farklı bir yerde görüp bir takım tutumlar geliştirmenin psikolojinin boyutlarının ötesine geçtiği de açıktır. Bu nedenle lezbiyen ve gey bireylere yönelik olumlu ya da olumsuz tutumların daha iyi ifade edilmesini sağlayacak eskisine göre kompleks bir yaklaşıma ihtiyaç olduğu da açıktır. Türkçe’de de oldukça yaygın kullanılan bu kavramla ilişkili sorunların queer literatürü, cinsel haklar ve psikiyatri bilgisi bağlamında belirlenmesi ve tartışılması ve asıl olanın LGBTT bireylerin ayrımlanması, dışlanması ve ötekileştirilmesi olduğunun anlaşılmasında fobi yaklaşımının yol açtıklarının açıklığa kavuşturulması amaçlanmaktadır.

Homofobi teriminin çıkış hikayesi için homoseksüel terimine bakmak

Homoseksüellik terimi, heteroseksüellik terimi ile yakın zamanlarda ortaya çıkmıştır. Çünkü biri olmadan diğerinin var olması mümkün değildir. Oruçoğlu’nun ifadesine göre dile önce homoseksüellik sonra heteroseksüellik terimleri girmiştir. Homoseksüel sözcüğü ilk kez Almanca olarak Macar yazar Karl Maria Kertbeny tarafından 1869 yılında türetilmiş, 1892 yılında Charles Gilbert Chaddock tarafından da İngilizceye aktarılmıştır.1 Heteroseksüellik teriminin ise homoseksüel olmayanı ifade etme ihtiyacından dolayı yaklaşık sekiz yıl sonra dile girdiği belirtilmektedir.2 Bu sözcüklerin Türkiye’ye gelişleri ise daha kısa bir zaman öncesine rastlamaktadır. Homoseksüel sözcüğü Türkçeye “eşcinsel” olarak çevrilirken, heteroseksüel sözcüğünün Türkçe karşılığı yoktur.

Bu terimlerin dile girişinin tarihine bakılınca o zamana kadar insanların böyle bir tanımlamayı ya da sınıflamayı bilmedikleri, dolayısıyla o dönemde cinselliğin bu boyutu ile ilgili tecrübe edilenlerin adlandırılmasının daha farklı olduğu düşünülebilir. Özellikle Antik Yunan dönemi hem heterokseksüellik hem de homoseksüellik alanında yazılı ve görsel özellikte oldukça zengin bir arşive sahiptir. Konuya homoseksüellik bağlamında bakıldığında bugünkünden faklı bir isimlendirme kullanılmış olup Antik Yunan’da hem erkek hem de kadın homoseksüelliğine dair geniş bir bilgi günümüze ulaşmıştır. Antik Yunan’da erkek homoseksüelleri tarif etmek için “erastes” “eromonos” gibi terimlerin kullanıldığı görülür.Modernizmin temel anlamlandırma biçimlerinden birisi dikotomiler kurarak kavramsallaştırmadır. Bu kavramsallaştırma süreci cinsellik alanında da çeşitli biçimlerde karşımıza çıkar ve kişiyi tanımlamak için ötekilerden yararlanılır. Candansayar’a göre cinsellik terimi Herman Boerhaave tarafından Institutiones Medicae (1708) adlı eserde kullanılmıştır. Boerhaave oluşturduğu cinsellik teorisini biyolojiye dayandırmış ve mastürbasyonu cinsellikle ilgili bir hastalık olarak tanımlamıştır. Boerhaave’a göre mastürbasyon erkek üreme hücrelerinin boşu boşuna harcanarak gereksiz bir enerji boşalımına neden olduğu için bitkinlik, zayıflık, harekete zorluğu ve aptallaşmaya yol açan bir hastalıktır.3

Cinsellikle ilgili meselelerin ve özellikle homoseksüellik Hıristiyan dünyada günah yasak vb gibi ifadelerle tanımlanırken modern tıp biliminin gelişmesi ile birlikte tıbbın ilgi alanına girdiği görülür. Modern tıp cinselliğe bir dönem biyolojik perspektiften bakarken, sonrasında daha çok psikoloji ve psikiyatri perspektifini kullanmıştır. Cinsiyet meselesinde heteroseksüellik batı kültüründe tıp tarafından normal olan olarak ele alınmış ve cinsiyetlerin erkek ve kadın olarak tanımlanarak bedenleri düzgün bir biçimde cinsiyetlendirme müdahalesi olarak şekillenmiştir.4

Norm ve normal olanın varlığı diğerlerinin normal olmayan ve hasta olarak nitelenmesinin kapısını açar. Tıp bu yaklaşımla heteroseksüelliğe karşı homoseksüelliği ruhu dejenere eden hastalık olarak tarif etmiştir. Olguların tıbbileştirilmesi aynı zamanda onların tıp yoluyla tedavi edilmesi ve düzeltilmesinin de yolunu açmıştır. Dinsel dünyada günah ve yasak olan tıbbi dünyada ruhun patolojisi haline gelmiştir. Geçen yüzyılın başlarında tıbbın homoseksüelliği açıklamak için kullandığı teoriye göre bu durum,  bir cinsiyetin fiziksel/ anatomik özellikleriyle diğer cinsiyetin duygusal ve cinsel yanıtlarını taşımasından kaynaklanmakta olup üçüncü bir cinsiyet içinde bulunmaktadır. Homoseksüel kadınlar kadın bedeni içine hapsolmuş erkekler, homoseksüel erkekler ise erkek bedenine hapsolmuş kadınlardır. Bu dönemde Paul Moreau (1887), Kraft-Ebing, Alfred Adler gibi hekimlerin homoseksüelliğe dair farklı açıklamaları olmuştur. Homoseksüelliği ruhsal ve fiziksel bir hasara bağlayan, doğuştan ya da sonradan olma durumlarını tartışan, homoseksüelliğin erkeklerde ruhsal hastalıklar ve zeka geriliği ile birlikteliğini göstermeye çalışan, kadın homoseksüelliğini santral sinir sisteminin kalıtsal bir hastalığı olarak tanımlayanların olduğu görülür. Alfred Adler kadın homoseksüellerin erkeklerden nefret ettikleri için kadınları tercih ettiklerini söyler.3

Freud’un homoseksüelliğe dair açıklamasına bakıldığında, Freud, insanın biseksüel olarak doğduğunu düşünür. Ona göre insanlar cinsel gelişim süreci içerisinde homoseksüel ya da heteroseksüel olurlar.  Freud, homoseksüelliğin cinsel kimlik gelişiminde erkek çocuklar için anneye saplanıp kalma, kız çocuklar için penis hasretini aşamamaya bağlı olarak geliştiğini söylemiştir.3

Ancak psikolojinin patoloji olarak tanımladığı durumların tedavisini üstlenen psikiyatrinin homoseksüelliği nasıl tedavi edeceğine dair bir tedavi şemasının olmaması, olgu düzeyinde yaptığı müdahalelerin de başarısızlığını getirmiştir. Altmışlı yıllardaki özgürlük hareketlerine bağlı olarak ortay çıkan ve homoseksüel bireylerin haklarını savunan harekete bağlı olarak 1974 yılında psikiyatri, homoseksüelliği hastalık kategorisinden çıkarmıştır. Bu tarihten sonra homoseksüellik terimi yerini “cinsel yönelim” (sexual orientation) terimine bırakmış olup cinsel yönelim tiplerinin hiçbiri psikopatolojik olarak değerlendirilmemekte ve tedavi edilmeye çalışılmamaktadır. Kaldı ki günümüzde hala ruhsal hastalık olduğu kabul edilen durumlara dair tanı almış kişilerin dahi tedavisinin bu bireylerin rızaları dışında yapılmamalıdır yaklaşımı yaygındır.  Tıp bugün homoseksüellik söz konusu olduğunda sınırlı durumlarda ve psikolojinin patoloji durumunda olduğunun tespit ettiği durumlarda müdahil olmaktadır ve bu müdahillik durumu homoseksüelliği değil birlikte olan psikopatolojinin sağaltımını sağlamaya yöneliktir. Günümüzde tıp ve psikoloji bilimine göre heteroseksüel ve homoseksüel davranışlar evrenseldir ve cinsel yönelimler insan kimliğinin ve bilincinin modern tezahürleridir.

Fobiler ve insanlar

Homoseksüel teriminin dile girişinden bahsettikten sonra fobi (phobia) sözcüğüne bakılması uygun olur.  Fobi kelimesi, Yunanca Phobos kelimesinden gelir. Phobos, Yunan mitolojisinde korku tanrısına verilen isimdir. Buradan anlaşılacağı üzere fobi, korkunun psikopatolojik boyut kazanması durumudur. Korku, bireylerin varlıklarını tehdit eden varlık ve durumlardan içgüdüsel olarak kaçınmasını sağlayan bir savunma mekanizmasının bilinç düzeyinde algılanış biçimidir ve sağladığı uyarılarla yaşamı tehdit edebilecek durumlardan korunulabilir. Yaşamın sürdürülmesi için gerekli olan ön-uyarı sistemiyle uyum sağlanamaz ve korku denetlenemez hale dönüşürse, kişi sürekli endişe ve korku içinde kalır ve bu durum onun günlük yaşamını engeller. İçinde bulunduğu bu psikoloji, bireyin iradesine hükmeden bir dış güç haline gelir ve yaşama hizmet eden korku, yaşamı engelleyen irrasyonel bir duruma yani fobiye dönüşür. Bireyin varlığını tehdit eden pek çok dış unsur olması nedeniyle, pek çok korku ve bunların psikopatolojik biçimi olan fobiler vardır. Psikiyatrik hastalıkları kategorize etmek üzere Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından geliştirilen Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’nda fobiler “Anksiyete Bozuklukları” kısmında sınıflanmaktadır. Fobiler durum (açık alan fobisi), nesne (hayvan, kan fobisi vb.) ya da işlev (sosyal fobi) fobisi biçiminde olabilmektedir. Bir korkunun fobi olarak tanı alması için şu özellikleri olmalıdır:

A-    Özgül bir nesne ya da durumun (uçakla seyahat etme, yüksek yerler, hayvanlar, enjeksiyon yapılması, kan görme gibi) varlığı ya da böyle bir durumla karşılaşacak olma beklentisi ile başlayan aşırı ya da anlamsız, belirgin ve sürekli korku.

B-    Fobik uyaranlarla karşılaşma hemen her zaman birden başlayan bir anksiyete (kaygı) tepkisi doğurur, bu da duruma bağlı ya da durumsal olarak yatkınlık gösterilen bir panik atağı biçimini alabilir. (çocuklarda anksiyete; ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma, sıkıca sarılma olarak dışa vurabilir.)

C-    Kişi, korkusunu aşırı ya da anlamsız olduğunu bilir. (çocuklarda bu özellik bulunmayabilir)

D-    Fobik durum(lar)dan kaçınılır ya da yoğun anksiyete ya da sıkıntıyla bun(lar)a katlanılır.

E-     Kaçınma, kaygılı beklenti ya da korkulan durum(lar) da sıkıntı duyma, kişinin olağan günlük işlerini, mesleki (ya da eğitimle ilgili) işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini bozar ya da fobik durumun tekrarlanacağına ilişkin belirgin bir sıkıntı vardır.

F-     18 yaşın altındaki kişilerde süresi en az 6 aydır.

G-    Özgül bir nesne ya da duruma eşlik eden anksiyete, panik atakları yada fobik kaçınma, Obsesif kompulsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, ayrılma anksiyetesi bozukluğu (okula gitmekten kaçınma gibi), sosyal fobi (utanacak olma korkusu yüzünden toplumsal durumlardan kaçınma gibi.), agorafobi ile birlikte panik bozukluğu ya da panik bozukluk olmadan agorafobi gibi başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamaz.

Fobiye yol açan durum, nesne ya da işlevden kaçınılamadığı durumda bireyde şiddetli kaygıya bağlı olarak çarpıntı, yüzde kızarma, yüzde kaşınma, yanma hissi, titreme, soğuk terleme, bulanık görme, nefes darlığı, ağız kuruluğu, yutkunma güçlüğü, mide bulantısı, tansiyonda düşme, bilinç kaybı ya da bayılma gibi belirtiler görülebilir.

Homofobi, transfobi, bifobi ve diğerleri nerden üretiliyor?

Homoseksüel, transseksüel ya da biseksüel sözcükleri daha çok tıbbi sözcüklerdir ve köken ve yaygın kullanım itibarıyla da tıbbi literatürde göze çarparlar. Tıp alanı dışında bu cinsel yönelimler ifade edilmek istendiğinde daha çok lezbiyen, gey vb terimlerinin kullanıldığı görülür.

“Homofobi”  (homophobia) sözcük olarak homoseksüel bireylerden hoşlanmama onlara karşı önyargılı olma anlamında kullanılmaktadır.5 Sözcüğün kökeni 1960’lı yıllara gitmektedir ve homosexual- phobia sözcüklerinden köken almaktadır.  Akademik Google taraması son beş yılda bu sözcüğü kapsayan makale, kitap ve atıf sayısını 15 900 olarak vermektedir. Transfobi ve bifobi de benzer şekilde transexual ve bisexual sözcüklerinin phobia ile birleşmesi sonucu ortaya çıkar.

Homofobinin sosyoloji ve insan hakları açısından ele alınışı

Homofobi, sosyolojide homoseksüellikten korku ve nefret olarak ifade edilmekte ve gey ve lezbiyenlere yönelik ön yargılı tutumlar ve gey olduğundan şüphelenilen kişilere yönelik açık düşmanlık ve şiddet gösterileri olarak tanımlanmaktadır. Sosyolojide homofobinin belirli gruplara yönelik diğer olumsuz ön yargılar gibi öğrenilmiş bir tutum olduğu ve bunların bireylerin kendilerini tanımlama biçimlerine gömülmüş olduğu ifade edilmektedir. Homofobi ile bireyler toplumsal cinsiyet rollerine uyumlanmaya zorlanmaktadırlar. Homofobi gey bireyler çevresinde çeşitli mitler oluştururlar. Bu mitlerden birine göre geyler doğru insanları yoldan çıkarma arzusu duyarlar. Yapılan araştırmalara göre homoseksüel erkeklerin heteroseksüel erkeklere göre daha fazla cinsel suç işlediklerini gösteren herhangi bir bulgu olmamasına rağmen bu inanış nedeniyle bazılarının geylerin çocuk tacizcisi olduğuna dair yanlış düşüncelere sahip olmalarına yol açar. Lezbiyen ya da gey ebeveynlerin çocukları üzerinde olumsuz etkileri olduğunu düşünmekte diğer mitlerden biridir. Oysa ebeveynlerinin çocuklarıyla olumlu ilişkiler kurabilme becerisi onların cinsel yönelimlerinden daha önemlidir. Geylerle ilgili bir diğer mit de onların beyaz oldukları ve daha çok artistik işlerle ve kuaförlük gibi meslekler yaptıklarına dairdir. Bu mit, gey ve lezbiyenlerin her ırktan ve sosyoekonomik gruptan gelebildiklerini, bazılarının dar gelirli ve yoksul kesimlerden oldukları ve çok farklı meslekleri olabileceğinin görülmesini engellemektedir. Geyler ve lezbiyenler de yaşlanırlar ancak her ne hikmetse onların hep genç yada orta yaşta oldukları düşünülür. Bu benzeri mitler herhangi bir bilgiye dayalı olmayıp homofobik tutumlara bağlı olarak geliştirilir. Homofobiye dair sosyolojinin bu açıklamaları, homofobinin psikopatolojik bağlamından koptuğunu göstermektedir.6

Homofobi ve insan hakları

İnsan hakları yaklaşımına göre artık homofobi bireysel bir korku olmaktan farklılaşıp sosyal yönden küresel bir soruna işaret eder hale gelmiştir. Örneğin Latin Amerika ülkelerinde iki günde bir, bir gey erkek öldürülmektedir. Toplumun tamamının geylere yönelik olumsuz tutumları değişmeden devletlerin yaptıkları kanunların tek başına yeterli olması mümkün görünmemektedir. Dünyada bırakın gey ve lezbiyenlerin insan haklarının garanti altına alınması hala 80 ülkede homoseksüellik yasaktır ve İran, Suudi Arabistan ve Nijerya gibi ülkelerde ölüm ile cezalandırılan bir suçtur. Muhafazakarlık ve aşırı dindarlık, homoseksüel bireylerle herhangi bir sosyal karşılaşmanın olmaması ve sapıklık olarak görme vb gibi nedenlerle bireyler homofobik olabilmektedir. Homofobinin toplumun günlük hayatındaki etkileri, kötü niyetli dedikodular, isim takmalar, rahatsız edici bakışlar, internet üzerinden zorbalık etmeler, Vandalizm ve hırsızlığa maruz bırakma, ayrımcılık, izolasyon ve red etme, cinsel ve fiziksel saldırı ve bazı durumlarda öldürme şeklinde ortaya çıkabilir.

Ne olsa daha iyi olurdu, yoksa böyle daha mı  iyi?

Buraya kadar homofobinin sözcük olarak kökenine, queer, sosyoloji ve insan hakları bağlamındaki boyutlarına değinildi. Homofobinin köken aldığı psikolojinin bireysel patolojiye ilişkin açıklamaları geçerli olsaydı, homofobik birey homoseksüel biriyle karşılaşmamak için uğraşır, karşılaşmak zorunda kalırsa duyduğu aşıra kaygıya bağlı olarak çarpıntı, yüzde kızarma, hisleri ile boğuşurken bir yandan da titreyip, soğuk terler döker, görmesi bulanır, nefesi daralıp ağzı kururken tükrüğünü yutamaz hale gelip, ani tansiyon düşmesi neticesinde de yere düşüp bayılırdı. Bu fobi kişinin günlük hayatını sürdürmesini engelleyebilirdi ve bu durumda kişiye davranışçı tedavi ile fobik nesneyle kontrollü karşılaşma çalışmaları şeklindeki davranışçı tedavilerin ve başta antidepresan ve anksiyolitikler olmak üzere psikiyatrik ilaçların başlanması gerekebilirdi. Oysa homofobi olarak ifade edilen durumun fobileri açıklamak üzere geliştirilen yaklaşımla ilişkisi olmadığı, patolojik bir korku süreci olmaktan ziyade öğrenilmiş olumsuz bir tutum olarak heteroseksüelliği norm ve normal kılma sürecinin güçlü bir destekçisi olarak işlediği görülmekte ve daha çok Yahudi düşmanlığı, İslam düşmanlığı, kadın düşmanlığı gibi düşmanlık olarak ifade edilmesi uygun düşmektedir.

Kaynaklar

1) Oruçoğlu E. Tıbbın Kollarında Eşcinsellik. KAOS GL Dergi. Sayı: 126, Sayfa: 16-19.

2) Vicinus MJ, Duberman MB, Chauncey Jr G (2001) Tarihten Gizlenenler: Gey ve Lezbiyen Tarihine Yeni Bir Bakış çev. Serkan Göktaş, Ankara: Phoneix, 2001. s. 37.

3) Candansayar S. Tıbbın (eş)cinselliğe Bakışı İçin Bir Arkeoloji Denemesi. Cogito: Cinsel Yönelimler ve Queer Kuram. Bahar 2011(65-66), s.158.

4) Şeker, B.  İnterseksüellik ve Cinsiyetin İnşası. Cogito Bahar 2011 (65-66); 124-131.

5) http://www.oxforddictionaries.com/definition/english/homophobia

6) Andersen ML, Taylor HF. Sociology.Understanding a Diverse Society. USA, 2008.346-348.