Hükümete uyarıdır…

Ediz TUNCEL

KKTC artık hiçbir yönüyle güvenli bir ülke değildir, farklı türevleri olan ithal belalar, ki bunlar Türkiye ve Afrika kökenlidir,  her tarafı sarmıştır, ülkenin iç güvenliği yerle bir olmuştur.

Bunun sorumlusu bugüne kadar gelen giden basiretsiz siyasiler ve onların oluşturduğu hükümetlerdir.

Bugün her ne kadar gerçekçi bir güven duygusu vermese ve beklentiler konusunda çita yüksek tutulmasa da, kabul etmek gerekir ki denenmemişlerin de yer aldığı, geçmiş hükümetlerden farklı bir hükümet modeli oluşturulmuştur.

Bu hükümeti bekleyen en önemli sorunların başında trafik, eğitim ve sağlık konularındaki kaos gelmektedir.

Ancak hükümeti kurma aşamasında sokakta, Afrika gazetesi ve Meclis önünde yaşanan “organize anarşiden” görülmüştür ki bu küçük ülkede kendini açıkça gösterebilen, yargıçları bile tehdit edebilecek cesarete sahip,  organize anarşi ve terör örgütleri vardır.

Ne yazık ki, ilahiyat kolejinin ideolojik varlığının ve duruşunun tartışıldığı bu günlerde, esas tehlike gözümüzün içine batan ilahiyat koleji konusu değildir.

Esas tehlike, bu ülkenin her köşesine çöreklenen irili ufaklı anarşi gruplarıdır, ki bunların bir kısmı dernek adı altında faaliyet göstermektedir, diğerleri de cemaatlerin, aşiretlerin, tarikatların uzantılarıdır.

Meclis önünde yaşanan rezilliğe görünüşte Ülkücü geçinen gruplar da karışmıştır ama yıllar yılıdır bu ülkede yaşayan, geçmişte de benim öğrencim olan bir şahısı aradığımda ve bu işte rollerinin ne olduğunu sorduğumda aldığım cevap “Hocam vallahi bizim bundan haberimiz yok, bunları yönlendirenler başkaları, bize bağlı değiller” şeklinde oldu…

Bu da gösteriyor ki, duruşu ve kimliği ne olursa olsun, bu organize anarşi meraklısı çapulcular at iziyle it izini birbirine karıştırmayı çok iyi becerecek duruma gelmişlerdir.

Bunlar belli ki organize bir şekilde ülkenin her köşesine yayılmışlar, ağlarını örümcek gibi itinayla örmüşlerdir.

Bunların etkinliği ülkede organize bir şekilde gün be gün artarken, mafyavari işler gün be gün artarken, ithal ve organize suçlar gün be gün artarken,  ülkenin iç güvenliğinden sorumlu polis örgütünün gücü de gün be gün zayıflamıştır, eleman sayısı giderek azalmıştır, teknik altyapısı giderek zayıflamıştır.

Hükümetin önünde bekleyen sorunların başında eğitim, sağlık, trafik, tarım şu bu gibi sorunlar olabilir, ama en önemlisi, en acili ve en ölümcül olanı iç güvenlik sorunudur.

Bazı siyasiler iç güvenlik zaafiyetini polisin askere bağlı olmasına yoruyor, ancak bu iş bu kadar basit değil.

Bu ülkeye ithal suçluları dolduran, girmeleri için kapıları han kapısı gibi açan, önüne geleni sırf oy ve rant uğruna vatandaş yapan, nüfusu tamamen kontrolsüz hale getiren, paçalarından yolsuzluk, rüşvet akan, hesabını veremeyen servetlerin sahibi olan, mafya ile yeri geldiğinde çıkarları uğruna kol kola yürüyen, sınırdışı edilmiş ipsiz sapsızları oy uğruna ülkeye geri sokan, bugüne kadar siyasilerin ve memurlarının karıştığı yolsuzluk olaylarının bir tekini bile yargıya havale etmeyen, her türlü yolsuzluğa, soysuzluğa kol kanat geren, seçimlerde çatır çatır oy için  rüşvet veren ne polistir, ne de askerdir, maalesef ki, bu rezillikleri ele başıları bugüne kadar gelen giden siyasilerdir…

Şimdi ise, görünüşte geçmiştekilerden daha “temiz” bir hükümet oluşumu var.

Bu hükümetin oluşturduğu zincirin en zayıf halkası da maalesef ki Serdar Denktaş ve DP’dir.

Yine de bu hükümet diğer konuların üzerine giderken iç güvenlik konusuna da eş zamanlı olarak aynı önemi verebilir, ülkedeki kaotik durumu adım adım kontrol altına alabilir.

Tufan Erhürman Başbakan olduktan sonra ilk icraatlarından biri olarak bahis ofisleriyle ilgili bilgi istemiş…

Güzel, polisten de bu ülkeye çöreklenen ve bu ülkenin ve halkının maddi ve manevi değerlerine büyük bir tehdit oluşturan derneklerin, cemaatlerin, tarikatların, mafya gruplarının da hakkında ayrıntılı bir rapor istesin ve hükümet bu organize oluşumlar hakkında gereken tedbirleri almaya başlasın.

Aksi takdirde, bu oluşumlar sinili oldukları deliklerden bir işaretle dışarı fırladıklarında bizi Meclis önünde yaşanan rezilliklerden çok daha fazlası bekler, bu iş sokaklarda kan dökmeye, can almaya kadar gider ve geri dönüşümü imkansız yaralar açılmaya başlar.

………………….

Milli Eğitim Bakanı Cemal Özyiğit’in üniversiteler konusunda söylediklerine gelince, evet, bu ülkede haddinden fazla üniversite açılmıştır ve yerli sermaye ile açılanların haricinde olanların derdi bariz olarak eğitim filan değildir, ya kara para aklama derdidir, ya da Türkiye’den vergi kaçırma derdidir.

Bu konuda kimse kimseye hikaye anlatmasın, KKTC bir sorma gir hanıdır ve isteyen istediği gibi at oynatmaktadır, bu ülkede üniversite filan kurmaya kalkanların öncelikli derdi de bu ülkenin eğitimine, ekonomisine, halkına katkı sağlamak filan değil, bu başıbozuk düzende kendi rantını sağlamaktır.

13’ü YÖK tarafından tanınmış ve onaylı, 3’ü sıra bekleyen fakat faaliyette olan, bunlara giden yaklaşık 100 bin öğrenci ve 16 da ön izin almış olan üniversite vardır…

Nüfusu bile belli olmayan küçücük bir ülkede nedir bu bolluk, nedir bu cevizcinin çuvalından dağıtılan üniversite izinleri, kimler bu izinlerden hangi rantları elde etmektedir, belli değil, Başbakan ve Milli Eğitim Bakanı bunların da üzerine eğilsin ve gerekirse, ki gerekir, üniversite açılması için verilen ve KKTC’de üniversite işini artık maskaralığa döndüren ön izinlerin hepsi iptal edilsin.