İlerici ve Aydınlar Neden Çatışır?

Cenk DİLER

Kamu Hizmetleri Komisyonu yıllardır bu ülkede konuşulup durulan bir kurumumuzdur. Bağımsızlığı her zaman tartışma konusu olmuştur. Atamaların yapılması yöntemi, “bir usta bir memleket” ilkesinden hareketle olduğundan, sorumluluk hep o atamayı yapana, yani Cumhurbaşkanı’na yüklenmiştir. Geçtiğimiz günlerde Bakanlar Kurulu’nu ziyaret eden Cumhurbaşkanı, Başbakan’a “KAMU HİZMETİ KOMİSYONU VE GENEL SEKRETERLİĞİ ÖRGÜTÜ (KURULUŞ VEÇALIŞMA ESASLARI) YASATASARISI”nı sunmuştur. Dikkat edenler, Başbakan’ın oradaki yüz ifadesinden dünkü açıklamasını tahmin etmeliydiler. Bu yasa tasarısında Cumhurbaşkanı seçme ve atama yetkilerini çok büyük oranda aşağıda bahsi geçen kurum ve kuruluşlara devrediyor:  

  • Cumhurbaşkanı tarafından atanacak birüye,
  • Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu tarafından önerilecek üç kişi arasından Cumhurbaşkanınca atanacak bir üye,
  • Üniversitelerarası Akademik Koordinasyon Kurulutarafından önerecekleri üç kişi arasından Cumhurbaşkanınca atanacak bir üye,
  • Kamuda örgütlü sendikalar, öğretmen sendikaları ve Kamu Kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının (Tabibler Birliği ve Kıbrıs Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği), kendi tüzükleri doğrultusunda belirleyecekleri adaylar arasında ortaklaşa yapacakları referandum yoluyla önerecekleri üç kişi arasından Cumhurbaşkanınca atanacak bir üye,
  • Yüksek Adliye Kurulu ve Yüksek Savcılar Kurulu ortaklaşa önerecekleri üç kişi arasından Cumhurbaşkanınca atanacak bir üye.

Bundan iyisi “Şam’da kayısı” dediğinizi çok rahatlıkla duyabiliyorum. Peki, bu durum karşısında Sayın Başbakan ne diyor? “Kamu Hizmeti Komisyonu’nun demokratikleşmesi gerekiyor. Her partinin de kendine özgü bir çalışması var. Toplumcu Demokrasi Partisi’nin de bir yasa çalışması var. Cumhurbaşkanı Akıncı aldı bunu, değişikliğe uğrattı, getirdi ve Bakanlar Kurulu’nun önüne koydu”. Bu kadar basit ha? Diyelim ki aynen Başbakan’ın dediği gibi oldu. Fena mı? Buna karşı çıkmanın amacı ne ola ki? Başarının Cumhurbaşkanı hanesine yazılacağı korkusu mu? Ne yazar? Kime ne? Popülizm mi? Kıskançlık mı? Bunlar çocukça şeyler. Önemli olan HALKIN kazanması, partizanlık ve HALK YARDAKÇILIĞININ kaybetmesi değil mi? DOĞRULAR, nereden ve kimden gelirse gelsin dikkate alınmalı. Yakışmadı hiç!