Kıbrıs Türklerinde mizah anlayışı ve Baf’lı Hasan Molla Osman

Hatice İNTAÇ

(Son bölüm)

İnsan, Tanrının yarattığı en akıllı varlıktır ama ne yazık ki geçmişte de günümüzde de bu varlık dünyadaki diğer varlıkların en kötüsü, en acımasızı olmuştur. Tanrının bir ayrıcalık olarak verdiği aklı çoğu zaman akıl almaz kötülükler için kullanmış ve dünyanın düzenini bozmakta hep ilk sırada yer almıştır. Dünya kurulalı beri insanoğlu daima kendi çıkarlarını ön planda tutmuş, bunu sağlamak için de başkalarına zarar vermekten kaçınmamıştır. Her insan az veya çok bencildir ama bencilliğin de bir sınırı olmalıdır. Vicdan ve kişilik sahibi olan bir insan çıkarları uğruna yalan söylemez, haksızlık yapmaz, insanları sınıflara ayırmaz, olaylara empati ile yaklaşmaya çalışır. Eskilerin bir sözü vardır “iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına…” diye. Biz kendimize hiç bir şey batırmıyoruz ama başkasını hançerlemekten de hiç rahatsızlık duymuyoruz. Oysa bunlar insanı küçülten şeylerdir ama bencillik gözümüzü o kadar karartmıştır ki küçüle küçüle kendi öz benliğimizi yok edeceğimizin farkına bile varamıyoruz.

Eski zamanlarla yenilerini kıyaslayınca güzel vasıflarımızı, adet, gelenek ve göreneklerimizi gün be gün daha da yitirdiğimizi anlıyor ve o zaman da, ah o eski günler… Ah o eski insanlar diye geçmişi özlüyoruz. Onların şakaları, esprileri, hikâyeleri bile bencillikten uzaktı, sınırlı olan olanaklarını paylaşmak ve hayata biraz renk katabilmek içindi. Tıpkı Hasan Molla Osman’ın yaptığı gibi…

                                                                                 *****

Birkaç hafta önce ayni başlıkla 5 bölüm olarak kaleme aldığım yazımda mizahtan, savaşlardan, Baf’tan, en çok da babam Hasan Molla Osman’dan ve onun fıkralaştırılmış deyişlerinden, şiirlerinden, nüktedanlığından, hazırcevaplılığından söz etmiştim. Bugün sonuncusu olan bu yazı dizisini de onlardan birkaçı ile bitirmek istiyorum.

MAHKEME

Hasan Molla Osman’ın bahçesinde birkaç keçisi ve tabii ki keçilerin de barındığı bir ağılı vardır. Ayni mahallede yaşayan Saffet Usta, Postacı Hasan, Surullo ve Tikiniş lakaplı şahısların da ayni bölgede ağılları vardır. Belediye adı geçen şahısları, ağıllarının hükümet dairelerine yakın olduğu, bunun da yasak olduğu gerekçesi ile dava eder. Mahkemeye çıkarlar. Her biri ceza öder. Yakın bir zamanda da ağıllarını kaldırmaya mecbur edilirler.

Hasan Efendi kendi kendini savunmaya karar verir ve avukat da tutmaz. Hakim  “Ağılın hükümet               binalarına yakındır. Onun için yakın zamanda ağılını uzağa çekeceksin” der. Hasan Efendi,  “Hakim bey, ben fakir bir adamım. Ağılımı uzağa çekemem. Hükümet zengindir. Hükümet dairelerini benim ağılımdan uzağa çekebilir” der ve cezadan da ağılı çekmekten de kurtulur.

DR. OMİRO

Hasan Efendi bir gün hastalanmış ve o zamanlar Baf’ın en tanınmış doktorlarından olan Omiro’ya gitmiş. Omiro Hasan Efendiyi iyice muayene ettikten sonra:

“GiriyeHasan’i senin hiçbir şeyin yok. Sadece asabisin ve her şey ondan ileri geliyor. Sinirine hakim olman lazım ve bu da senin elinde” demiş. Sonra da muayene için eline çekicini almış ve Hasan Efendiye “sağ ayağını uzat”  demiş. O, sol ayağını uzatmış. Solunu uzat demiş bu sefer da sağ ayağını uzatmış ve bu böyle sürüp gitmiş. Sonunda Dr. Omiro sinirlenmiş ve bağırmaya başlamış.

“Eeee..doktor” demiş Hasan efendi  “niye sinirlendin? Elindeyse hadi sinirlenme..”