KIBRIS TÜRKÜNÜN KURTULUŞ MÜCADELESİNDE KADININ YERİ VE CEMALİYE HOCAOĞLU ( ikinci ve son bölüm)

Hatice İNTAÇ

Geçen hafta ilk bölümü yayınlanan yazımla, üzerinde yaşadığımız bu toprakları kaybetmemek için Kıbrıs Türk halkının verdiği özverili mücadeleden; Kıbrıslı Türk kadınlarının vatan savunmasındaki önemli rolünden; cesur, yürekli kadınlarımızdan ve bunlardan biri olan  Cemaliye Hocaoğlu’ndan bahsetmiş; onu tanımayanlara tanıtmak, tanıyanlara yeniden hatırlatmak istemiştim. Şunu da belirtmek isterim ki bu yazı dizisinde kendi araştırmalarım ve bilgilerim yanında çeşitli yazılı kaynaklardan,  yıllar önce onunla yapılan kayıtlı röportajlardan da yararlandım, alıntılar da yaptım. Esasen tarihe mal olmuş gerçek olaylar ve kişiler hakkında yazılanlar anlatım tarzından başka ana tema olarak birbirlerinden ne kadar farklı olabilirler ki?..  

Geçen bölümde daha çok, Cemaliye Hocaoğlu’nun ailesinden, çocukluğundan, eğitiminden bahsetmiş ve zamanı 1963 lere kadar taşımıştım. Bu bölümde daha çok onun kurtuluş mücadelesindeki katkılarına yer vermek istiyorum.

                                                   *****  

Cemaliye hanımın Avrupa ülkelerinde aldığı halk sağlığı eğitimini tamamlayıp ikinci kez adaya dönmesi 1963 yılına denk gelir. Eşi Halim beyle Limasol hastanesinde göreve başlar. Bir süre sonra da Limasol ve Baf bölgelerinin sağlık sorumluluğu ile görevlendirilir. Yüzlerce köyün halk sağlığından, teşkilatlarından, çalışanlarından ve sistemin sağlıklı yürümesinden sorumlu tutulan Cemaliye Hanım’ın bu görevi,21 Aralık olaylarının patlak vermesi ile birlikte son bulur çünkü çatışmalar devam etmektedir ve ne o görevi yürütmesi ne de Rumlarla ayni hastanede çalışması artık mümkün değildir. Bu yüzden Türk bölgesinde bir hastaneye ihtiyaç vardır.

Limasol’a dönen Cemaliye hanım arkadaşlarıyla birlikte, bir düğün salonunu hastaneye çevirirler. Tam teşekküllü olmasa da bir hastane kurmayı başaran Türk doktor ve hemşireler, yıllarca yokluk içinde meşakkatle çalışırlar. 1963 sonrasında gelişen kötü olaylarda sağlık çalışanlarına pek çok iş düşer. Yaşanan acı olayların ardından Cemaliye Hanım, kısıtlı olanaklarla uğraş vererek halk sağlığı merkezlerinin kurulmasında öncü olur. Oluşturulan merkezlerin denetimi yanında, ebelerin kontrolü, ana-çocuk sağlığının, aşıların denetimi ve hastanedeki ebelerin yöneticisi durumundadır. Türk köylerini gezerek yaptığı denetimlerle sağlık sisteminin sağlıklı yürümesi için uğraş verir, kötü dönem geçirenlere yardım için bıkmadan, yorulmadan çalışır..

Eylül 1969 da oğlu Cem’i dört yıl sonra da kızları Mevhibe’yi dünyaya getirir. Hocaoğlu ailesinin artık iki çocuğu vardır ama anne baba olarak onlar devamlı çalışmak zorunda olduklarından çocuklarını bakıcılarla büyütürler.  Bu çalışma temposu 20 Temmuz 1974 e kadar yıllarca böyle devam eder.  

                                                             *****

Temmuz 1974’de Türkiye’nin adaya çıkarma yapılacağını öğrenen Cemaliye Hanım, yine görevinin başındadır. Bu haberle birlikte adanın her yerinde olduğu gibi Limasol’da da heyecanlı bir bekleyiş vardır ancak Türk ordusu adanın güneyine çıkmaz. Limasol’da yaşayan yaklaşık 4 bin Türk, Rum kontrolündeki bölgede kalır. Korkunç bir savaşın yaşandığı bu dönemde Rumlar Limasol’da yaşayan erkeklerin tamamını esir alırlar. Türk mahallelerine saldırırlar, evleri talan eder, bayrakları yırtar ve etrafa korku saçarlar. Önceleri esirlerin nerede olduğunu öğrenemeyen halk daha sonra onların okullarda tutsak edildiğini öğrenir. Rumlar, Türk askerinin korkusuyla onları öldürmekten korkarlar ama işkence etmekten de geri kalmazlar.

Limasol’da yaşayan erkeklerin esir edilmesiyle birlikte Türk toplumu arasında bir boşluk yaşanır. Bu dönemde toplumdaki birlikteliği sağlamak için Dr. Ayten Berkalp Sancaktar, Cemaliye Hanım da Sancaktar Yardımcısı olarak görevlendirilir.  Ayten Hanım ile Cemaliye Hanım, esir olan erkeklere yiyecek ve giyecek götürmek için Kızılhaç’tan özel izin alarak haftada bir bu görevi yerine getirirler. Ambulansı kullanacak kimse olmadığından onu artık Cemaliye hanım kullanmaktadır. Dr. Ayten hanımla birlikte hem Limasol esirlerini hem de bölgedeki köyleri gezerek ihtiyacı olanlara yardım ediyor; yiyecekler arasına koydukları radyolar ile de onların haber almalarını sağlıyorlardı. Onların bu çalışmaları sadece Limasol ve çevresi ile sınırlı değildi. O dönemde Baf’ta hastalara ve yaralılara bakacak doktorlar olmadığı için Baf yetkilileri Limasol hastanesi doktorlarından yardım istemek zorunda kalıyorlardı.  Cemaliye ve eşi Halim Hocaoğlu Bafa gitmek ve onların da yarasına merhem olmak fedakârlığından da kaçınmıyorlardı.

Gözü pek iki genç kadın olarak tehlikeli işler başaran Cemaliye Hanımla Ayten Hanım, Kuzeydeki Türk Yönetimi ve askeri yetkililerle koordineli şekilde haberleşiyor ve Kuzey’e haber aktarıyordu. Cemaliye hanımın Rumca ve İngilizceyi ana dili gibi konuşması da barış gücü ve Rumlarla irtibatı kolaylaştırıyordu. Yakalanmaları sonucunda öldürülme riskini bile göze alarak Limasol’daki askeri faaliyetlerden ve Rumların çalışmalarından gözlemlediklerini Kuzey’e aktarıyorlar, Kuzey’e geçişi sağlayacak yolların tesbiti için sürekli çalışma yapıyor; korkulu dakikalar yaşamalarına rağmen güneyde mahsur kalan insanları sağ salim kuzeye geçirmenin yollarını arıyor ve canları avuçlarında olsa da bundan kaçınmıyorlardı. Mahsur kalanların bir kısmını dağlardan, bir kısmını gizli yollardan araba bagajlarında Kuzeye geçiriyorlardı. 

O dönemde Rumlar Baf Türklerinin emin bir yere sakladığı Baf sancaktarını öldürmek gayesiyle köşe bucak arıyorlardı. Kuzeydeki yetkililer bunu bilmiyor ve onun yaşayıp yaşamadığı konusunda endişe duyuyorlardı. Bunu öğrenmenin yolu Bafa gitmekti ve bu görev de Cemaliye hanıma verilmişti.  Baf Kasabasındaki ailelerinin hasta olduğunu ve oraya gitmeleri gerektiğini sebep gösteren Cemaliye hanım ve hemşire arkadaşı Mukaddes hanım Barış gücünden izinli olarak Baf’a giderler ve sancaktarın yaşadığını ancak tehlike içinde olduğunu kuzeye bildirirler. Onu oradan kaçırmak görevi de bu mücadelede en az eşi kadar fedakâr ve vatansever olan merhum doktorumuz sevgili Halim Hocaoğlu’na düşer. Arabasıyla sancaktarı ingiliz üslerinde bulunan merhum Ziya Rızkı beye teslim eder.

                                                              *****

O zor günlerde eşinden dahi gizlediği istihbarat görevi yanında kendi görevini de yürüten Cemaliye Hanım, kendi kullandığı ambulans ile köy köy gezerek sağlık hizmetlerini de sürdürüyordu. Stavrovunno köyünü ziyarete gittiği günlerden birinde Türk yetkililerden biri Cemaliye Hanım’a Baf’tan Magosa’ya silah taşıyıp taşıyamayacağını sorduğunda sancaktar yardımcılığı görevini de yürüten Cemaliye Hanım, bu teklifi kabul eder. Bu görev çerçevesinde binlerce A4 ve çeşitli silahlar, mermi ve el bombasını ambulansı ile Magosa’ya taşıyan Cemaliye Hanım, pek çok erkeğin bile çekinerek yapabileceği bir görevi gözünü kırpmadan yerine getirir. Tehlikelerle dolu bir dönemde, her an Rumlar tarafından deşifre edilme tedirginliği ile görevini sürdüren Sister Cemaliye yerine getirdiği görevlerin kendisini hiç korkutmadığını ve ne Rumdan ne de ölümden hiç korkmadığını her zaman gururla söyler. Eşi Dr. Halim Bey’le birlikte ölümü düşündükleri anlarda tek rahatsızlıklarının çocukları olduğunu ifade eden Cemaliye Hanım, ölmeleri halinde onları Fransız bakıcılarına resmen evlatlık verdiklerini kanıtlayan bir belge bile imzaladıklarını anlatır.

O, benim iki ablamdan ayırmadığım çocukluğumun kahramanı.. Ona duyduğum sevgi, hayranlık ve gurur sadece dayımın kızı olmasından ibaret değil; bu vatan için yaptıklarındandır. O, içinde bulundukları ortamda ölümün çok doğal, sıradan bir olay olduğunu ve herkesin bunu kabullenmesi gerektiğini vurgulayan, vatanı için her  tehlikeyi göze alan; adı Kıbrıs Türk Mücadele tarihine altın harflerle yazılan, cesur yürekli muhteşem bir kadın..