Külah nasıl giydirilir...

Ediz TUNCEL

Hükümet ani bir kararla akaryakıta tarihte görülmemiş düzeyde okkalı bir zam yaptı.

Tabi yerle bir olmuş, aslında olmayan ekonomimiz bir darbe daha aldı,  bu zamla birlikte gündelik yaşamda kullanılan her türlü mala da okkalı bir zam daha gelmesi kaçınılmaz oldu.

Döviz yerinde sayıyor, petrol fiyatları da artmış değil, tam tersine geriye doğru hafiften bir düşüş de var...

Peki neden yapıldı bu zam, durduk yerde!!!

Neden olacak, tabi ki üç ay sonra ödeyeceği 13. maaşlara kaynak yaratmak için, bana sorarsanız!

Bütçe kevgire dönmüş durumda, Türkiye zırnık kaynak aktarmıyor, sağlık sistemi sürünüyor, okullar dökülüyor, öğretmen açığı hat safhada, okullar tuvalet kağıdını ve sair temizlik malzemelerini velilerden talep ediyor...

Üç ay boyunca zamlı tarifeden satılacak akaryakıt sayesinde devletin kasasına en az 200 milyon lira, hatta daha da fazlası girecek, bu rakam da 13. maaşların ve diğer “avantam nerdeeeee” diye bör bör bönüren ve her biri dipsiz bir kuyudan farksız olan, tek dertleri halkın cebinden söğüşleneni yutmak ve her sene yaptıkları işlerde zarar eden hayvancılık, tarım, turizm gibi “dipsiz kuyu sektörlerin” sözde zararlarının  ödenmesine yeterli olacak, üstüne üstlük bir da artan faiz oranları sayesinde akaryakıt vurgununu bir da faize yatırırlarsa, değmeyin keyiflerine,  üç ayda devletin kasasına sağlam para girecek demektir...

Kısacası araç kullanan, işine araçla gidip gelen özel sektörde çalışanların ve memurlarla emeklilerin cebinden benzin yoluyla fazladan alınacak paranın bir kısmı, üç ay sonra memura ve emekliye 13. Maaş olarak geri ödenecek, geriye kalan da her sene zarar eden ama devletten kaptıkları avantalarla Mercedeslerde gezen, villacıklarında oturan “garibanlara” ödenecek.

Nasıl yöntem ama, millete ödeyeceğin parayı önce millete peşin peşin ödet, sonra da günü geldiğinde marifetmiş gibi geri öde, kahraman ol, ama bu arada, kendi halinde yaşayan garibanın da cebinden çal ve diğerinin keyfine keyif kat....

Yani  önce devlette çalışan Ali’nin külahını al,  Veli’ye giydir, sonra tekrar Veli’den alıp Ali’ye giydir, ama özel sektörde çalışan ve hayatının hemen her günü grak grak eden, borç harç içinde yüzen, hiçbir sosyal devlet güvencesi olmayan Ahmet’in külahını da kamuda çalışan veya emekli olan Ali ile Veli’ye giydir, Ahmet de cascavlak ortada kalsın...

Kısacası hükümet ne yapacağını şaşırmadı, çok iyi hesapladı, kitapladı,  doğrudan halkın cebine saldırdı.

Nasılsa et de ellerinde, bıçak da ellerinde...

Bizim burnunun ucunu bile göremeyen, gözüne gözüne sokulan kazzıkları toz zannedip sineye çeken millet de gıkını çıkarmadan manzarayı seyretsin...

Bu arada, nerede o sendikacıklar, nereye kayboldular!!!

Gündüz siyasilerle kavga edip gece hırsızlığa beraber çıkan sendikacıklar, yoksa bu okkalı akaryakıt zammının günün sonunda üç ay sonra ceplerine geri döneceğini bildiklerinden mi susuyorlar...

Yine bu arada, ana muhalefet partisinin başında halen duran Hüseyin Özgürgün hükümeti beceriksizlikle suçluyor, belli ki ekonomik krize çare olacak formül cebinde, banka hesaplarına milyoncukları aktaran “iyiliksever” ahbaplarına güveniyor olsa gerek...

Tabi ya!...Şip Şak!

Gelsin paralar iyiliksever vatandaşlardan, düzelsin ekonomi!

Değil mi ama...

Vallahi kıskanıyorum, keşke benim de öyle iyiliksever arkadaşlarım, dostlarım filan olsa, benim hep ekside olan banka hesapçıklarıma da bir iyilik yapsalar...

Ne güzel olur ama, değil mi!

Hem fazlalıkları da devletin kasasına aktarırız, hükümet da zam mam derdine düşmez, okullara da tuvalet kağıdı filan yollarız ki çocuklarımızın poposu kirli kalmasın, okula onda dokuzu aç gelen çocuklara da sabah kahvaltı niyetine birer sandviç veririz!

Fena mı olur yani!

..................

Bu arada, çok merak ediyorum, şu Gezici denen muhterem zat yine bir yerlerden nasıl oldu da peydahlandı, memlekette anket yapacak adam mı kalmadıydı, bunun parasını kim ödedi de UBP’nin gelecekteki müstakbel başkanı için anket yaptırdı ve başkanı seçti bile!!!

Bana kalsa memlekete girişini yasaklayacağım bu muhteremin yediği haltları daha önce örnekleriyle yazmış ve yaptığının yalan dolan olduğunu bilimsel analizlerle de vurgulamıştım, hatta kendisini Tvde tartışmaya da davet etmiştim, ama kendisi ahbap çavuşlarının kanalından laf yetiştirmeyi seçmiş, bunu yapmaya çalışırken de kendi kendini bir daha batırmıştı...

Şimdi de yaptığını iddia ettiği anket çalışmasının sonucunun gerçekliği, güvenirliği ve geçerliliği hakkında en ufak bir inancım yok, doğal olarak...

Dahası, ne ilginçtir ki, Lefke, Güzelyurt, Lefkoşa ve Girne taraflarındaki tanıdık UBP delegelerinin hiçbirinin bu anketten haberi yok, ne tesadür,  acaba tümünü Karpaz, İskele ve Mağusa’dan mı seçti!!!

Memleket sorma gir hanı ya, sahtekarlığın da biri bin para ya, isteyen sallasın sallayabildiğin kadar...

Parayı veren düdüğü çalar hikayesi malesef ki batakhaneden farksız olan bu küçük toprak parçasının en acı gerçeklerinden bir tanesi...

....................

Yüksek Mahkeme Başkanı Narin Şefik adli yılın açılışında herkesin bildiği, özellikle de siyasilerin çok iyi bildiği ama bir türlü düzeltmek için kılını bile kıpırdatmadığı bir konuya dikkat çekti...

“Liyakat” dedi, devlette görev alırken liyakatın önemine dikkat çekti...

Anlayana şunu demek istedi aslında, “Artık partizanlığı, adam kayırmacılığını bir tarafa bırakın, devleti liyakat sahibi, nitelikli insanlarla yönetmeye bakın...”

Memleketteki sorunların hemen hemen yüzde yüzü devleti liyakatsiz, niteliksiz insanların partizanca atandığı koltuklardan yönetmeye çalışması yüzünden yaşanıyor...

Arada işini layıkıyla yapanlar da yok değil, var, ama istisnalar kaideyi bozmaz.

Yüksek Mahkeme Başkanı bu uyarıyı yaparken kimse kendisine “dön de aynaya bir bak, sen de o yoldan geldin” diyemez, çünkü geldiği makama liyakatıyla geldi, dolayısıyla da bulunduğu ve aslında devletin üstünde bir statüsü de olan mevkinin öneminin farkında olarak bu uyarıyı hem Yüksek Mahkeme Başkanı olarak yapabilir, hem de durumun vahimiyetini, memleketteki herşeyin çivisinin çıktığını ve hemen hemen tüm maddi ve manevi değerlerimizin yerle bir olduğunu gören bir vatandaş olarak da yapabilir...

Peki siyasilerin tepkisi, çıkardığı sonuç ne mi oldu?

Hiç, kocaman bir hiç...

Çünkü suçlu suçunu kabul etmez, suçu hep başkasında arar, günah keçisi hep başkası olmalıdır!

Bu memleketin günah keçileri de, aslında hep liyakatlı, nitelikli insanlar olmuştur.

Niteliksizler çeteleşmiş, mafyalaşmış, hatta tarikatlaşmış siyaset düzeni yüzünden meydanı doldururken niteliklilere karşı da kesintisiz bir “harekat” düzenlenmiştir.

Adına statüko dediğimiz bu lanet olası sistem nitelikliler niteliksizlerin yerine geçmesin,  onların tekerlerine çomak sokmasın, idealizm partizanlık ve popülizmin önüne geçemesin diye niteliklilerin canına okumuştur, çoğunun da bu ülkeden göç etmesine neden olmuştur...

Halk da buna seyirci kalmıştır...

Çünkü, esasında,  niteliksiz olan halktır...

Bu saptama ağır mı kaçtı yoksa!

Bana kalırsa, hafif bile kaldı...