Kumdaki izler

Oshan SABIRLI

Gündem başlıklarımızın hızla değiştiği dönemlerdeyiz. Geçtiğimiz haftalarda kürtaj skandalı ile ilgili ülkemiz büyük bir şok yaşadı. Ardından ise artçı depremler şeklinde skandaldan detaylar kamuoyunun gündemine geldi.

Ne acıdır ki doktorluk mesleği ile ilgili olarak, hoş olmayan tatsız tartışmalar da zaman zaman sokağın nabzında konuşuluyor. Oysa tüm bunların içerisinde hayatımızın anlamını da belki bir kez daha sorgulamamız gereken zamanlardan geçiyoruz.

Göz doktorumun kliniğindeydim ve konu dönüp dolaşıp ayni muhabbete döndü. O sohbet sırasında göz doktorum başından geçen bir olayı anlattı ve doktorların sizinle bu olayı da paylaşma gereği hissediyorum.

Aslında konu kürtaj ile alakalı değildi.

Şu an ismini anımsamadığı Afrika’nın sıcak bir bölgesinde doktorumun başından geçen bir olaydı yaşanan.

Doktorum özel bir misyon ile çöl sıcaklarının olduğu bir bölgedeki savaş mağdurlarına sağlık hizmeti vermek için bulunuyordu. Kısıtlı miktarda bavul izinleri olduğu için asgari miktarda kıyafet ve azami miktarda ilaç taşımaları gerekiyordu doktorların. Doktorum daha fazla kıyafet ve ayakkabı götürmek yerine ilaç götürmenin çok daha insani olduğu bilincinde valizlerini tıka basa ilaç ile doldurarak ülkeye ziyaret gerçekleştirdiklerini ifade ediyordu.

Tek bir çift ayakkabı götürmüştüm diye aktardı doktorum.

Biz gün içerisinde ne kadar çok hastaya yardım, muayene edebiliyorsak yapmaya çalışıyorduk ve gerçekten stresli bir için içindeydik diye belirtti.

“Üstelik hijyen sorunu olmaması için ayakkabımızı sağlık hizmeti verdiğimiz çadırın dışında bırakıp, yalınayak çadırda muayenelerimizi gerçekleştiriyorduk. Bir gün çadırın dışına çıktığımda ayakkabılarımın olmadığını fark ettim” dedi doktor.

Tek bir çift ayakkabı götürdüğü için çalınan ayakkabıları için inanılmaz şekilde öfekeldiğini de aktardı.

Bir anda avazı çıktığı kadar bağırmaya başladığını, bu bölgenin insanlarına tamamen yardım amaçlı orada bulunduğunu ve ayakkabılarının çalınmasına felaket öfkelendiğini kaydetti. Hemen çevrede bulunanların ona hani camilerden bildiğimiz altı tahta pabuçlardan ayarladıklarını da dile getirdi.

Öfke ile “bu insanlar hiçbir şey hak etmiyor, ben onlara yardım etmek için buradayım” diye dile getirirken, sıcak kumun inanılmaz şekilde ayaklarını yaktığını da belirtmiş o çadırın hemen dışında.

Bölgenin deneyimli doktorlarından birisinin hemen yanına geldiğini, koluna girdiğini ve ona bir şey gösterdiğini de ifade etti.

Çadırın hemen arkasında, bir çift ayak izinin gözlerine takıldığını ve aslında o ayak izleri ile ve çıkışından dolayı utandığını kaydetti.

Çadırın hemen arkasında, yaşı 4-5 olan, bir çocuğa ait olduğu tahmin edilen, bir çocuğa ait çıplak ayak, gelen ve giden ayak izi vardı.

Çocuğun kızgın kumda yalınayak şekilde gelip ayakkabılarını aldığını ve gittiğini. Bölgede çok büyük fakirlik olduğunu, çocukların yalınayak hayat ile mücadele ettiğini ve aslında bazen fotoğrafa insani pencereden baktığımızda gerçeklerin her zaman göründüğü gibi olamayabileceğini anımsadığını söyledi.

O sohbetimizde ayakkabılarını geri aldı mı? Veya yeni bir ayakkabı bulabildi mi diye sormak aklıma gelmedi. Önemi de yoktu.

Özetle; Her doktoru ayni kefeye koymak lazım;

Bazı hatalar affedilebilir ancak bazı hataların affedilmemesi gerektiğini unutmamak gerek.

Yaşanan son gelişmelerin yargı süreci sonrasında değerlendirilmesi çok daha sağlıklı olacak…