NE KADAR EGEMENİZ..

Arif Alasya

Son günlerde toplumun tartıştığı iki konu var.

Yerel seçimlerin tarihi.

İki toplumlu görüşmelerin yeniden başlaması.

Yerel seçimlerimizin normal yapılması gereken tarih.

Yüksek seçim kurulu ölçtü biçti Üniversite giriş sınavları ile örtüşecek diye seçim tarihini değiştirdi. Bu gayet doğal bir durum. Tabi ülkenizi siz yönetirseniz.

Gözden kaçan da şu; Türkiyede seçimler de ayni tarihte. Ama orada tersi yapılıyor ve sınav günü değiştiriliyor. Bu kez sınav günü yine bizim yerel seçim tarihi ile ayni güne geliyor.

Seçim tarihini geriye çeksek bu kez Türkiye ile ayni günde seçim olacak.

Recep Akdağ’ın ifadesine göre 100000’in üzerinde TC’li çift uyruklu seçmen var. Yani bu seçmenlar ayni gün iki farklı ülke için oy kullanacağından ciddi sorunlar yaşanacak.

Kısacası seçim tarihi arap saçına döndü.

Doğrusu şu Recep Akdağ beyefendiye bir sorulsun.

‘’Patron biz seçimlerimizi hangi tarihde yapalım?’’

Nasılsa her konuda talimat alıyoruz da bunda mı almayacağız..

İki toplumlu görüşmelerin başlaması konusunda Çavuşoğlu adamıza teşrif ettiler.

Önce Cumhurbaşkanı ile bir süre görüştüler sonra toplantıya siyasi parti Başkanları da katıldı.

Daha önce da yazdığım gibi maalesef partilerimizin başlaması muhtemel görüşmeler üzerine oluşturulmuş bir parti politikaları yok. Bu bir kez daha gün yüzüne çıktı.

Enteresan olan şu ki;

Çavuşoğlu masaya ‘’ KONFEDERASYON VEYA İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM.’’ Formülünü koyup, Rum tarafı çözüm istemediğine göre biz de masadaki tezimizi değiştirelim diyor.

Cumhurbaşkanı Akıncı ‘’Ben kesinlikle bu güne kadar görüşmelerin temelini oluşturan Federasyon formülü dışında Konfederasyon veya iki Devletli çözümü görüşmem” diyor.

Siyasi parti başkanlarına koltuk tatlı ya yuvarlak cevaplar laf ebeliği. Sadece TDP Başkanı bizim PM kararımız Federasyondan taraf diyebiliyor.

Enteresan olan partiler cevap vermemek için kıvranırken, Kıbrıs TMT Mücahitler Derneği Başkanı Yılmaz Bora hemen bir basın açıklaması yapıyor.

“Barış diye diye bizi çatışmaya, refah diye diye bizi çöküntüye, özgürlük ve çağdaşlık diye diye ve de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin eşit ve egemen ortağı olarak uluslararası hukukun bir parçası olduğumuz halde başımıza neler geldiğini unutturarak bizi yeniden karanlık günlere götürmeye çalışılmaktadır. Çare yabancıların telkinlerine göre değil, haklı ve meşru Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne sahip çıkmak ve tanıtılması için derhal harekete geçmektir”

Şimdi bir kez daha düşünün.

Biz bir bağımsız ülke miyiz?

Basit bir seçim tarihinden tutun, en önemli konumuz olan Kıbrıs sorununda söz sahibi olamayacak ve de karar veremeyeceksek ne kadar özgürüz.?

Diğer ülkelerin bize “Türkiyenin alt yönetimi”tanımına neden itiraz ediyoruz.

Bal gibi egemenliğin bizde olmadığı bir ülkeyiz..