Palavralar ve gerçekler

Ediz TUNCEL

Bu hükümetin ortaklarının iktidara gelmeden önce verdikleri vaatler, söyledikleri şeyler hala kulaklarımızdadır.
Neydi bunların en önemlileri, hatırlayalım; bet ofisleri kapatılacaktı, gece kulüplerindeki seks köleliğine son verilecekti, vergi sisteminde düzenleme yapılacak ve adaleti getirilecekti, ülkeye giriş çıkışlar kontrol altına alınacaktı, siyasette popülizme son verilecekti, önceki dönemlere ait yolsuzluklardan hesap sorulacaktı, ilahiyat koleji kapatılacaktı, falan filan...
Vaatlerin hepsini yazmaya kalksak herhalde dört partinin manifestosunu bir daha yazarız.
Öncelikle şunu belirtelim, bu vaatlerin büyük bir çoğunluğu palavradan öteye geçemedi, geçmeyecek de…
Bet ofisler kapatılırsa vay efendim oralarda çalışan birkaç yüz kişi ne olacakmış!!!
Ne istersa olsun!
Bet ofislerde hayatı kararan onbinlerce kişi, doğrudan etkilenen aileleri, batağa sürüklenen binlerce öğrenciler ne olacak peki!!!
Kadınların seks kölesi haline getirildiği ve pazarlandığı gece kulüpleri kapatılamazmış, devlete vergi ödüyorlarmış, memurların ve vekillerin maaşlarının bir kısmı o vergilerle ödeniyormuş!!!
Vay efendim, ne büyük marifet!
Pezevenkliğin yeni kılıfı kadın satarak, kadının bedenini haşatı çıkana kadar sömürmek ve bunun sonucunda da sözde vergi ödemek!
Amma ve lakin bu verginin içinde kadınları pazarlayarak alınan paraların vergisi yok, zaten olamaz da, olursa pezevenklik ve kadın pazarlama aleni hale gelmiş olur… Vergi dedikleri leş parasının içine  sadece içilen içkilerden elde edilen gelirin vergisi var, böylece iş tamam, değil mi ama!!!
Ne de akıllısınız be refikler, alem ahmak, bir siz akıllı!
Ülkede ortalık turist olarak veya endek göndek sebeplerle verilen çalışma izniyle buraya gelen veya getirilen insanlarla ve onların eş, dost, akrabalarıyla dolu...
İş bulabilen ve nefsine hakim olan namusuyla çalışıyor, bulamayan ise kısa süre içinde potansiyel bir suçluya dönüşüyor, ülkedeki suçlara ve suçlulara yenisi ekleniyor, böylece ülke tam bir suç ve suçlu cennetine döndü...
Ön izinle gelip çalışanlar ne ala, turist vizesiyle sorma gir hanına girenler ise tam bir bela kaynağı...
Kardeşim sorsana adama, madem turist diye geldi, ne yapacak, nereyi gezecek, cebinde kaç para var, nerde kalacak, kimi tanır, kimin nesidir, kimin fesidir, geldiği ülkede ne iş yapar, geçimini nasıl sağlar...
Yok ama, KKTC denen sorma gir hanının kapısından dam dingil içeri dalacak, daha saatler içinde bela çıkarmaya başlayacak...
……………….
İlahiyat koleji meselesine gelince, hiç lafı uzatmaya gerek yok, o kolejin hangi ideolojik amaçlarla ve nasıl kurdurulduğu ve bu ülkede nasıl tepkilere neden olduğu daha dün gibi akıllardadır.
Günün sonunda orası tarikat zihniyetinin hakim olduğu bir kurtarılmış bölge oldu ve gerçek amacının çok dışında bir niyetle yaratılan bir oluşum olduğu da gün gibi ortaya çıktı...
Oraya ithal getirilen ve orada görev yapan ithal bir öğretmen müsveddesi kendini o kadar güvende hissetti ki, laikliğe, demokrasiye ve Atatürk’e karşı resmen kin kusuyor, Kıbrıs Türkü’nün kültürüne, kimliğine, manevi değerlerine saldırıyor,  ve hala bu “herif” bu memleketin havasını soluyor, suyunu içiyor, ekmeğini yiyor...
Bu ve bunun gibilerin kıçına tekmeyi basıp, hade geldiğin lağıma, senin besleyen kokuşmuş tarikat çukuruna defol git insan müsveddesi, senin gibi zehirli yılanların bizim çocuklarımızın başında, bizim toplumumuzda, bizim kültürümüzde yeri yok demek için daha ne bekleniyor!!!
……………….
Trafik tam bir kaos ve ölüm tezgahı, sabah evden çıkar da eve sağ salim gelirseniz şanslısınız, en azından o günlüğüne şanslısınız.
Trafik dediğimiz kaosun içinde beyni bit beyni kadar çalışmayan ipsiz sapsız, ayyaş, uyuşturucu etkisi altında araç süren, kafadan kontak, insan kılığında gezen ama insanlıkla uzaktan yakından alakası olmayan, her an canınıza ve malınıza kastedecek şekilde serseri mayın gibi dolaşan sürüyle zincirlik mahlukat var.
Bir de akıllının biri çıkmış KKTC’deki nüfusu artırın da Rumların seviyesine getirin diyor…
İki karışlık memlekette yollar yürünecek halden çıktı, sokaklarda emniyet diye bir şey kalmadı, şehirler tam bir kaosa dönüştü, lağımlar yollara sokaklara saçılıyor, özellikle Girne ve Lefkoşa imar ve iskan yönünden katledildi, okullar patladı, hastaneler çöktü, eğitim ve sağlık sistemi resmen sürünüyor, iç güvenlik yerle bir oldu, adalet sistemi çöküntüye doğru gidiyor, devlet mekanizmasının altyapısı da çöktü, Meclis Hababam Sınıfı haline geldi,  ülkede gerçek anlamda sayısını bilmediğimiz bir nüfus var, ülke sorma gir hanından farksız, akla gelen gelmeyen her konuda ithal suç patlaması yaşanıyor, akla hayale gelmeyecek suçlar ve suçlular memleketin her köşesinden fışkırıyor, milletin gözünün içine baka baka kumar her köşeye yayılmış, kadınlar resmen mal gibi alınıp satılıyor, çocuklar tecavüze uğruyor, kokuşmuş din sömürüsü hat safhaya ulaşmış, bazı camiler tarikat yuvası haline gelmiş, devlet tam anlamıyla çakma bir devlete dönüşmüş ve sadece bir avuç zümrenin rant kapısına hizmet eder durumda, kısacası memleket tam bir açık hava tımarhanesine döndü, her anlamda kokuştu ve yozlaştı, 43 senede kurulan 40. Hükümetin de kendinden öncekilerden çok da bir farkı olmadığı, diğer iktidarsız iktidarlar gibi kıvranıp duracağı, sorunlara neşter vuramayacağı da başından anlaşıldı,  amma ve lakin ülkenin nüfusunu artırmak için gereken yapılsınmış, Rumların nüfusuna denk bir nüfus olsunmuş…
Hay aklınızla bin yaşayın, oldu olacak, KKTC’nin adını da artık KIBRIS AÇIK HAVA TIMARHANESİ olarak değiştirin, olsun bitsin…