Sevgililer günü..

Mesut GÜNSEV

AŞK YAŞAMANIN ÖYKÜSÜDÜR Bugün şubatın on beşi … Ama anlatı sevgililer gününe ait… yani 14 şubata.. yani düne…. Olsun, genelde 14 Şubat’ı kapsayan haftada sevgililer günü yazılarına yer vermek neredeyse gelenek haline geldi… Hatta şubat ayı bile nerdeyse” sevgililer ayı “haline gelecek nerdeyse… Hoşuma da gitmiyor değil çünkü 12 şubat benim doğum günüm… Seviyorum doğduğum “cüce ay “şubatı… Tabii sevgililer günü mü ? Sevgi günü mü?… Sevgili yılda bir kez mi hatırlanır?… Bırakın canım bu kapitalizmin tüketimi arttırmaya yönelik bu dayatmalarını !!!… Uzar gider bu liste…Peki ne zararı var sevgililer günü diye bir günü yılda bir kez anmanın? Üstelik taa Aziz Valentine’den gelen bir de anlamlı hikayeye dayanıyorsa … Adem’le, Havva’dan bu yana da aşk hep varsa ve de var olacaksa bırakalım tartışmaları ..”Kaptıralım kendimizi –tabii varsa-sevgilinin rüzgarına ..Kırmızı düşler içinde ,çikolata tadında ve kokusunda”… diyordu Han Suyin”Aşk Güzel Şeydir “adlı o güzel romanında…Ve romanın aynı isimli unutulmaz filminin, unutulmaz şarkısı “Love Is A Many Splendored Thing” ile çukulata renkli ölmez ,kadife ses Nat “King” Cole de mühürlüyordu bu deyişi… Yeni Düzen Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni sevgili Cenk Mutluyakalı’nın tüm yazılarını okurum. Ama “Pazar Yazılarını” iple çekerim… Siyaset yazılarından bunaldığımızda yepyeni bir soluk ve yaşam sevincini sihirli bir değnekle dokunduruverir bize sevgili Cenk… Geçtiğimiz aylarda da ,kesip sakladığım, “Birdenbire!..” başlıklı bir yazı yayınladı .. Tam da unutulmaz şair “garip “ Orhan Veli’ nin 100’ cü doğum yılını yaşadığımız günlerde… “Birdenbire oldu “der Orhan Veli! Ve öyle olur genelde… Planı, hesabı, kitabı olmaz ki… Olsa da iyi olmaz bence… Belki bir yerlerinde titreşir düşünüzün, aklınıza düşer inceden… Yine de … “Aşk birden bire oldu, Sevinç birdenbire…” *** Bukowski der ki,”Mutluluğu yakalamışsan sorgulama!...” Oysa eşeleriz… Ve kurcalarız mutlaka değil mi? DELİLİK BU! *** Çok keyiflidir ve dinlendirir insanı ”şairler limanı” ndan aşka dair demir almak… Biri sorar biri yanıtlar,biri başlar öteki tamamlar,siz “yelken açar” savrulursunuz maviye… Ve onlar bir başka bakarlar… “Bakarken kıyamamak mı yoksa baktıkça doyamamak mıdır aşk” diye sorar Özdemir Asaf… “Seninle göz göze geldiğimizde/ Aşk ta hatırlar aşk olduğunu/ Ve kendi kendisiyle göz göze gelir” der Fikret Demirağ… “Ay aşktan yapılmıştır/ Seninle bakarken anladım “diyerek baktıkça doyamaz Neşe Yaşın… Herkes de aynı bakmıyor ki,Mesela Fikret Kızılok,”Sana bakınca/Kendimi soyut bir aynada/Seyrediyor gibiyim” der ve ekler: “…Doyasıya öpmek istiyorum Nasıl ki karşılıklı iki ayna Çoğalıp gider...” *** Şimdi Nazım girmezse araya, şiir de küser bize… Onun bakışı bir başka… “…gün gelecek gülüm , Kardeş insanlar birbirine Senin gözlerinle bakacaklar gülüm, Senin gözlerinle bakacaklar…” *** Cemal Süreya ile yapalım finali! Bu yolculuğun sonuna da başka ne gider… “…Kırmızı bir at oluyor soluğum Yüzümün yanmasından anlıyorum Yoksuluz gecelerimiz çok kısa Dörtnala sevişmek lazım…” *** “Kurcalamayınız “derim diye bitirmiş yazısını sevgili Mutluyakalı… Vardır bir bildiği elbet… Yazıyı tam bitirmiştim ki…İstanbul’ dan Atilla Saran’ dan bir ileti karesi düştü face sayfama… “Annem bana okula giderken üstünü sıkı giy,terleyip üşütme…Karşıdan karşıya geçerken dikkatli ol “dedi..Ama “aşık olma “ demedi ki…. Selam olsun tüm aşklara ve aşıklara…