SOFTA ŞAŞIRTMASI 

Ayşegül Garabli

Biri 78 yaşında, diğeri 82.

Yaşlı karı koca.

Risk gurubunda oldukları için tüm kurallara uydular.

“Evde kal” dendi, evden çıkmadılar.

Çocuklarını bile eve kabul etmediler.

Çocukları ihtiyaçlarını getirip kapıya koydu, büyük bir özenle içeri aldılar.

Ve bütün kurallara uydukları için de kendilerini korudular ve virüse yakalanmadılar.

Ancak hayat virüs tanımıyor ve daha farklı sağlık problemleri de yaşanıyor.

İskeledeki bu çiftin de sağlık sorunları vardı.

82 yaşındaki kocası  ameliyat olmak zorundaydı.

O yüzden 78 yaşındaki karısını da alarak Mağusa Devlet Hastanesine gitti.

Kim bilebilirdi ki onca zaman kendilerini korumalarına rağmen gittikleri Devlet hastanesinde covid-19 virüsünü kapacaklarını.

Evet Mağusa Devlet hastanesinde covid-19 virüsünü kaptılar.

Umarım ve dilerim ki en kısa sürede sağlıklarına kavuşurlar ancak yaşları ve yan hastalıkları sebebiyle çok zor bir süreç yaşayacakları kesin.

Ve ne yazık ki buna sebep olan ve bundan sorumlu olan da asıl korunmalarını sağlamakla mükellef hükümetti.

En hijyen olması gereken, en güvenilir yer olması gereken devlet hastanesi bile koruma altına alınamamış ve halkın sağlığını tehlikeye sokuyorsa bu hükümetin bu süreçte hiçbir önlem almadığının kanıtıdır.

Hükümetin görevi sadece maaşlardan kesinti yapıp, kendi ayağı ile hastanelere baş vuranlara yapılan testin sonucunu açıklamak değildir.

Önlem olarak bu iki vakanın evlerinin civarındaki marketler önlem amaçlı kapatıldı.

Önlem açısından doğru karar gibi gözükse de sadece önlemm alınıyor görüntüsünden öte bir şey değil ve softa şaşırtmasıdır.

Bu insanlar evlerinde ve çevresinde bu virüsü kapmadılar ki.

Bu virüsü kaptıktan sonra sokak, sokak, kapı, kapı, market, market gezmediler ki.

Hastanede kaptılar ve zaten hastanede kaldılar.

Asıl karantinaya alınması gereken yer ve önlem alınması gereken yer hastane olmalıydı.

Onca hastanın, onca sağlık çalışanın sağlığı tehlikedeyken, vakaların hiçbir şekilde temas etmediği yerleri kapatmak sadece dikkatleri başka yöne çevirmekten ve asıl gerçeği gözden kaçırmaktan öte bir şey değildir.

O yüzden halk gerçekten büyük bir risk altında ve ne yazık ki hükümet siyaset ve şov yapmadan öte bir şey yapmıyor.

Başbakan hala daha cumhurbaşkanlığı seçimi ve kendi partisi içerisindeki güç kavgası derdinde ve kışkırtıcı bir tavırla siyaset yapma peşinde.

Başbakan yardımcısı, “Ben başbakan olsaydım” diye başlayan cümleler kurarak sanki kabinenin bir bakanı değil de muhalefet parti lideriymiş gibi sorumluluktan kurtulma şovunda.

İçişleri Bakanı sağlık konusundaki tüm otoritelerin ve doktorların uyarılarına  hatta kendi kabinesinin aldığı kısmi sokağa çıkma yasağına rağmen yoğunluğun en çok yaşandığı daireleri ve bankaları açarak maddi olarak zaten bitmiş halktan para toplamak peşinde.

Diğer bakanlar ortada yok zaten.

Halk ise “saldım çayıra, Mevlam kayıra”

Bu iş bu şekilde devam ederse sonucun çok büyük bir faciaya dönüşeceğini söylemek kehanet olmaz her halde.

Anayasal bir suç işliyorlar.

Sokağa çıkanlara “salını yaymaya neden oldukları” gerekçisiyle  ceza yazıyorlar ama kendileri salgını yaymak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Eğer salgını yaymak suç ise kendileri en büyük suçu işliyorlar.

Belki sokağa çıkanlara ceza yazmayı da bir gelir kapısı olarak görüyorlar ancak  en büyük cezayı toplumun bütününe kesenin kendileri olduğunu göremeyecek kadar ciddiyetsiz davranıyorlar.

Her yönden bu işin vebali ağır olur, bunu görmüyorlar.

O yüzden ben bir kez daha Başbakanı ve bakanları, artık işi ciddiye alıp bu halkın sağlığı ile oynamamaya çağırıyorum