Strateji dediğin…

Ediz TUNCEL

ABD’nin Lefkoşa büyükelçisi,  1974’de ve öncesinde Kıbrıs’ı birbirine kattılar diye, tüm olanlardan Amerika’nın emperyalist politikalarını sorumlu tutan Rumlar tarafından vurularak öldürüldü…

Mesaj açıktı: Sen emperyalist politikaların uğruna Kıbrıs’ta Kıbrıslı kanının dökülmesine zemin hazırlarsan, politikalarını kan ve vahşetle örtüştürürsen ve kan dökülmesine de sebep olursan, biz de senin adamının kanını bu topraklara dökeriz!

Derin devletin çıkarlarını korumak için kendi başkanlarını ve siyasetçilerini harcamaktan çekinmeyen ABD, Kıbrıs’ta elçisi öldürüldü diye gıkını bile çıkarmadı, sineye çekti.

Bugünse, Kıbrıs görüşmelerinde manevra alanları iyice daralan ve köşeye sıkışan Anastasiadis Türkiye’nin Kıbrıs sorununda insiyatif alma ve belirleyici olma konusundaki rolünü tamamen sıfırlamak için, en azından olabildiğince etkisizleştirmek için Amerika’dan yardım istiyor.

Elbette ki Amerika da bu isteğe balıklama atladı.

Peki, Anastasiadis neden bugüne kadar pek hoş bakmadığı, Kıbrıs sorununa müdahil olmasına pek de istekli olmadığı Amerika’nın kapısına dayandı ve destek istedi…

Sebep çok basit aslında…

Ortadoğu’da cepheler ayrılıyor, hatlar belirginleşiyor, Türkiye ise artık ABD karşıtı cephede yer alıyor.

Suudiler Katar’ı sıfırlamaya çalışırken arkalarına ABD’yi aldılar, ittifak yaptılar.

Buna karşılık Türkiye Katar saflarında yer aldı.

Çok değil, daha beş-altı sene önce, ABD’nin iğrençlikte sınır tanımayan kapitalist ve emperyalist politikaları sayesinde Ortadoğu’yu kasıp kavuran, insanlık tarihinin gördüğü en büyük vahşetlerden birini dünyaya gösteren IŞİD, El Nusra  gibi örgütler ABD tarafından yaratılıp, lojistik bakımdanTürkiye, Katar ve Suudi Arabistan tarafından desteklenirken bu üçlü ABD’nin iğrenç politikalarına alet oldular ve doğrudan ABD tarafındaydılar…

Sonunda da besledikleri karga gözlerini oydu, terörün dehşetini her boyutuyla kendileri de yaşadılar ve halen de yaşamaya devam ediyorlar.

ABD’nin temel hedefinin, Ürdün hariç, ki nüfusunun büyük bölümü aynı zamanda ABD vatandaşıdır, müttefiki olan tüm Müslüman ülkeleri yeni baştan dizayn etmek olduğunu çok geç anladılar.

ABD ise hedefini bir yere kadar başardı…

Suudiler petrol havuzunda yüzmelerine rağmen borç harç içindedirler ve hem ekonomik bakımdan, hem de, son yaptıkları askeri  anlaşma ile ABD’nin avcuna düşmüş durumdadırlar.

Katar ise, Suriye, Türkiye ve İran gibi ABD politikaları doğrultusunda değişime direnen ve Rusya ile iyi ilişkileri olan son kalelerden biridir.

Bu bakımdan, bu dört ülke arasında en zayıf halka olması hasebiyle, Katar’ın da hesabı görülmelidir ve ABD politikaları doğrultusunda yeni bir oluşuma gidilmelidir.

İşte bu noktada, “ABD’nin çıkarları bizim zararımızdır, düşmanımın düşmanı benim dostumdur” mentalitesiyle Türkiye ve İran da Katar’ın yanında yer almayı seçtiler.

Bu bakımdan Ortadoğu’daki cepheler ilk kez bu kadar belirginleşmeye başladı.

Bir taraftan İran-Türkiye-Suriye-Rusya-Katar beşlisi belli bir cephe oluşturuyorlar, diğer taraftan Suudi-ABD ikilisi bir cephe oluşturuyor.

İsrail, her ne kadar ABD tarafında olsa da, şu anda tarafını açık açık belli etmiyor çünkü bu gerginliğin sıcak çatışmaya dönüşmesi durumunda bu beş ülke ile karşı karşıya gelirse ABD’nin kendisine ne kadar yardımı dokunacağından emin değil.

Kaldı ki, yakın zamana kadar, zamanında kendi başkanlarına bile suikast düzenlemekten ve öldürmekten çekinmeyen  ABD’nin derin devleti,  kendi çıkarları doğrultusunda İsrail’i bile baltalamışlardır.

Bunu bilen İsrail “benim benden başka dostum yoktur” yaklaşımıyla olaylar karşısında temkinli davranmaktadır.

Rusya ise, tarafını belli etmiş olsa da, Müslüman devletlerin birbirlerini harcamaları konusunda çok gerekmedikçe ve çıkarlarına doğrudan zarar gelmedikçe, olabildiğince pasif kalmayı tercih etmektedir.

Ortadoğu’da durum buyken Anastasiadis de tarafını seçmiş, ABD’yi Kıbrıs oyununda kendi lehine masaya sürmeyi tercih etmiştir.

Rusya zaten Anastasiadis’in tarafındadır.

Böylece Anastasiadis, Türkiye-ABD ve Türkiye-AB arasındaki ilişkiler tarihteki en kötü dönemini yaşarken, masada kendisine destek olacak güçlü bir müttefik daha kazanmıştır, Rusya’nın yanına ABD’yi de koymuştur.

Şimdi ne mi olacak?

Görünüşe göre kendi iç barışını ve bölgesel gücünü de her şekilde kaybeden ve burnunu soktuğu her meseleyi kafasına giyen Türkiye bu gidişatta, eğer böyle hesapsız kitapsız politikalarla, günübirlik politikalarla kafasının dikine gitmeye devam ederse,  Kıbrıs konusunda da hezimete uğramaya mahkumdur ve kendisiyle birlikte Kıbrıs Türkünü de beterin beteri bir batağa çekecektir…

Akıncı’ya gelince, rakibinin ne kadar şeytani bir politikacı olduğunu hiç fark edememiş, atacağı adımları önceden hiç kestirememiştir.

İki liderin New York’da buluşması için teklif geldiğinde, şapkasını alıp gideceğine, “New York’da ne konuşulacaksa Kıbrıs’da da konuşulabilir” diyerekten tepkisini dile getirebilir ve şartları zorlama konusunda insiyatif üstlenebilirdi…

Anastasiadis ise, orada ne olacağını bilerek, tezgahı önceden kurarak gitti, daha önce öne sürdüğü şartlardan geri adım atar gibi yaptı, ama masada kendisine büyük destek sağlayacak bir kozla geri döndü…

Akıncı ise, sözde “ön şartlardan arınmış” bir görüşme sürecinin “garantisiz garantisiyle” döndü…

Kısacası, biri havanda su dövdü, öteki geri adım atarken sırtını çok güçlü bir desteğe dayadı…

Akıl tutulmasından dumura uğramış KKTC yönetimine ve siyasetine  gelince, dünyada olup bitenden bihaber,  üç tane tavuğu bile yönetmekten aciz bir zihniyetle sayısını bilmedikleri nüfusa nüfus katmaya, hem kendilerine hem de ahbaplarına, çavuşlarına, partililerine memleketin son kalan kırıntıları peşkeş çekmeye devam ediyorlar…

Kıbrıs Türkü de sudan çıkmış balık gibi alık alık bakmaya devam ediyor!