• BIST 13198.84
  • Altın 6836.57
  • Dolar 48.754
  • Euro 55.8152
  • Lefkoşa 23 °C
  • Mağusa 24 °C
  • Girne 25 °C
  • Güzelyurt 20 °C
  • İskele 24 °C
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 18 °C

Empati Yoksunluğu

Hatice İNTAÇ

İnsanın, bu dünyadaki en büyük serveti hayatıdır. Ne kadar değişik hayatlar vardır!. Bizimkisi de  bunlardan bir tanesi!.  Hayatımız süresince neler yaşamıyoruz ki! Bunları ancak biz biliyoruz. Bazen bilmediğimiz, anlayamadığımız taraflarımızı bile keşfediyor ve şaşırıyoruz.  Hal böyle iken, bir başkasını anlamaya çalışmak çok bilinmeyenli bir denklemi çözmek kadar zor. Yine de, en azından kendi düşünce ve davranışlarımızı analiz ederek, kendimizi tanımayı;  içimizdeki kişiye ulaşmayı başarırsak, başkalarını anlamanın da ilk adımını atmış oluruz. Hayat her ne kadar bildiğini okusa da, birey olarak onun akışını elimizden geldiğince iyiye      yönlendirmek elimizde.  Bunun için de çaba harcamak gerekli. Huzurlu olmak, bu çabamızda muhakkak ki en büyük yardımcımızdır. Ancak her şey gibi, huzuru ve mutluluğu yakalamak da emek ister, inanç ister, sabır ister. Toplum içinde yaşayan bir varlık olarak da en önemlisi kendimizi karşımızdakinin yerine koyup onu anlama becerisi ister ki, bunun adı da empatidir. Geçtiğimiz hafta ülkelerindeki bombalardan canlarını kurtarmak için kaçarak tekne ve botlarla Ege    denizinden Yunanistan’a ulaşmaya çalışırken dalgalarda boğularak sahile vuran bedenler aslında vicdanların cesedi ve Batılı devletlerin en büyük ayıbı değil midir? Kendi ülkelerinde küçücük bir olay için bir pireye bir yorgan yakacak kadar duyarlı iken; yıllarca sömürdükleri söz konusu bu ülke insanlarına yardımdan kaçınmak, onları ölüm yollarına salmak en büyük empati yoksunluğu ve insanlık ayıbı değil midir? İnsanın, kendini bir başkasının yerine koyup onun gibi düşünebilme ve hissedebilme yeteneği diye tanımlanabiliriz empatiyi. Olaylara, anlaşmazlıklara sadece kendi gözümüzle değil, karşımızdakinin gözüyle de bakabilme durumudur bir başka deyişle. Dozunda kullanıldığı sürece birçok başarı ve yeteneğe sahip olmayı sağlayan empati, hemen hemen her ilişkide etkindir. Bir filmi, bir sahne oyununu izlerken bile, konuyu anlayabilmek için empatiye ihtiyaç vardır. Kendinizi oyuncunun yerine koyduğunuz zaman onun duygularını anlayabilir ve filmi seyretmekle kalmaz adeta onu yaşarsınız. En güzel aşklar da ancak empati ile uzun süre yaşayabilir. Empatisiz veya tek taraflı empatinin olduğu aşkın en tutkulusu bile bitmeye mahkûmdur. Empati, bir yetenek sayılmakla birlikte; aşırı derecede ve tek taraflı ise olumsuzluklar da yaratabilir. Karşısındaki tarafından anlaşılamayan yüksek empati sahibi insanlar bunun zararını görüp yıprandıklarından bir süre sonra bıkkın, bezgin, kırgın ve karamsar bir kişiliğe bürünürler. Bu yüzden alışageldiklerinin hilafına da olsa yürek kapılarını kapatmaya; kendilerini bencilleşmeye zorlarlar. Bu sefer de, kendi egosunun sesinden başka bir şey duymayan başarısız insan ve toplum yapısı çıkar ortaya. Empatinin aşırısı da yokluğu da bireysel ve toplumsal birtakım sorunlar doğurur. Her insan hayatında bunu sayısız kere deneyimlemiştir mutlaka. Örneğin işinizi kaybettiğiniz gün dost bildiğiniz birisi terfi aldım diye sizi,  zaferini kutlamaya davet edebilir veya evinizin yandığına ağlarken karşınızdaki, yeni aldığı villayı ballandıra ballandıra anlatabilir. Bu durumlar karşı tarafın empati yoksunluğundan kaynaklanır. Bu tip insanlar hep kendi doğrularını kabul ettirme eğilimindedirler. Başkalarının duyguları ve hissettikleri onları ilgilendirmez. Empati azlığı veya yoksunluğu; duyumsamazlık, vicdansızlık, egoizm, iletişim sorunları hatta arsızlık gibi hiç tasvip edilmeyen olgulara neden olur. Buna karşıt olan, vicdan, mahcubiyet, acıma duygusu ve haysiyet duygularının arkasında ise yüksek empati vardır. Yüksek empatiye sahip insanlar aşırı duygusaldırlar. Başkalarının acılarından adeta kendilerininmiş gibi etkilenirler. Bir film izlerken, bir şarkı dinlerken duygulanırlar;  o filmi ve şarkıyı adeta yaşarlar. Aslında bu bir anlamda zayıflıktır çünkü bu tip insanlar pek çok üstün özelliğe ve kabiliyete sahip olmalarına rağmen kendi öz varlıklarını gerçek anlamda koruyamazlar. Enerjilerini, yeteneklerini başkaları için harcamaktan kendilerine bir şey bırakmazlar ve erken yıpranırlar. Bu yüzden her konuda olduğu gibi bunda da “Azı karar, çoğu zarar” yerine, her şeyin normalinde karar kılmak sanırım en doğrusu olacaktır.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
  • “INNER TALKS” Sergisi ART ROOMS’da Açıldı
  • Berlin'de bir ilki başardı: Sol Partili Elif Eralp kimdir?
  • Sağlıklı Bir Beslenme Çantasında Neler Olmalı?
  • Sıcakta ruh sağlığını korumak için yapılması gerekenler
  • 16. Uluslararası Lefkoşa Halk Dansları Festivali 27 Ağustos'ta başlıyor
  • Babutsa Festivali Mustafa Ceceli konseriyle tamamlandı
  • Kaybolan kedi, 10 yıl sonra evine geri döndü
  • Teoman, Kıbrıs’ta Müzikseverlere Unutulmaz Bir Gece Yaşattı
  • Alagadi Fest 2026’da iki günde iki dev sanatçı: Binler İrem Derici ve Melek Mosso ile çoştu
  • Kaygı azaltmaya yardımcı dört hobi
  • Süt dışında kemiklere yarayacak beş yiyecek
  • İsrail'de 2 bin 500 yıllık ilk kez bulunan Kıbrıs sikkesi
  • 2026 Dünya Kupası’nın sahibi İspanya!
  • İşitme kaybı geri döndürülemiyor: Kulaklarınızı nasıl koruyabilirsiniz?
  • Hava Trafik Kontrolörleri Sendikası: Pas geçme uçuş emniyetinin gereğidir
  • Kıbrıs, dijital euro için pilot uygulamaya dahil edildi
  • 2026 Dünya Kupası’nda ilk finalist İspanya
  • Balıkçılık sektörünün mevcut durumu Laguna’da masaya yatırıldı
  • KAYAD: Lapta'daki cinsel taciz iddiasında mağdur çocuk sayısı yediye yükseldi
  • Bitter çikolata sağlıklı mı? Faydaları ve riskleri neler ve ne kadar tüketilmeli?
1/20