DAÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Kılıç, UBP Gazimağusa İlçe Başkanı Sayın Nahit Öncü'nün Rektörün de yer aldığı bir fotoğraf paylaşarak, "Genel Başkanımız Ünal ÜSTEL'in katılımı ile Gazimağusa'da 6 Aralık seçimlerine yönelik çalışmalarımıza hız verdik" diye iddia ettiği sosyal medya paylaşımı sonrası gündeme gelen tartışmalar ile ilgili bir basın açıklaması yaparak “Benim partim DAÜ’dür!” demiştir.
Ancak Sayın Rektör, hem sendikamızın dile getirdiği somut iddialara hem de UBP Gazimağusa İlçe Örgütü Başkanının 6 Aralık seçimlerine yönelik çalışma yürüttüğünü açıkladığı fotoğraflı paylaşımına doğrudan yanıt vermemiş; bunun yerine genel ifadelerle üniversiteye bağlılığını ve kurumsal bağımsızlığa verdiği önemi vurgulamakla yetinmiştir.
Öncelikle bir noktayı açıklıkla ifade edelim: DAÜ bir siyasi parti veya bir siyasi parti örgütü değil, bir üniversitedir. Sayın Rektörün DAÜ'nün bir parti, kendi partisinin de DAÜ olduğu iddiası üzerine tekrarlamakta fayda görüyoruz: Ne DAÜ bir parti ne de Siz parti liderisiniz.
Demokratik toplumlarda herkesin siyasi tercihi olabilir ve istediği siyasi partiyi destekleyebilir. Bu, demokrasinin temelidir. Ancak siyasi partilerle üniversiteleri özdeşleştirmek, benzeştirmek veya birini diğerinin yerine koymak kabul edilemez.
DAÜ bizim partimiz değil, demokratik özerk üniversitemizdir!
İkisi arasındaki derin ayrımın herkes farkında ve bilincinde olabilmelidir.
Üniversitemizde esas olan, yöneticilerin hangi siyasi görüşe sahip oldukları değil, üniversitenin mevzuata ve demokratik özerk üniversite ilkelerine uygun biçimde yönetilmesidir. Rektörün siyasi tercihi veya farklı dönemlere bağlı olarak değişebilecek siyasi tercihleri, tek başına tartışma konusu değildir ve olmamalıdır. Asıl mesele, siyasi ilişkilerin üniversitenin yönetim süreçlerine ve alınan kararlara nasıl yansıdığıdır.
Sayın Rektör, açıklamasında DAÜ’de hiçbir kararın siyasi talimatlarla alınmadığını ve kurumsal bağımsızlığın kendisi için tartışmaya açık olmadığını ifade etmiştir. Ancak sendikamızın gündeme getirdiği, mevzuata ve demokratik özerk üniversite ilkelerine aykırı olduğunu düşündüğümüz uygulamalar hakkında herhangi bir açıklama yapmamıştır.
Örneğin, üniversitenin genel sekreteri neden münhal açılarak ve sınav yapılarak asaleten atanmak yerine vekaleten görevlendirilmiştir?
Örneğin, 74 idari yönetici pozisyonunun 70'i neden münhal açılıp sınav yapılarak asaleten atama yoluyla doldurulmak yerine, yalnızca Rektörün kararıyla vekaleten görevlendirilmiştir? Bu görevlendirmeler neden üç yıldır devam etmektedir?
Örneğin, fakülte ve enstitü kurullarının açık iradelerine rağmen Sayın Rektör neden seçilmişleri görevden alıp yerlerine vekaleten atama çabasına girişmiştir?
Bu sorular, yöneticilerin siyasi görüşleriyle değil, üniversite yönetiminin mevzuata, liyakat ilkesine ve kurumsal işleyişe uygunluğuyla ilgilidir. Yanıtlanması gereken de tam olarak budur.
Vekaleten görevlendirme, gerekli durumlarda başvurulabilecek bir yöntem olabilir. Ancak çok sayıda yöneticilik pozisyonunun yıllarca vekaleten yürütülmesi, bu uygulamanın hangi gerekçelerle sürdürüldüğünün, asaleten atama süreçlerinin neden işletilmediğinin ve bunun üniversitenin yönetim yapısına etkilerinin açıklanmasını gerektirir.
Sayın Rektörün açıklaması, üç yıllık görev süresinde yaptıklarını ve üniversitenin mali durumunda sağlandığını belirttiği iyileşmeleri anlatmaktadır. Ancak açıklamanın bütünü, mevcut yönetim anlayışının siyasi iktidar hangi parti olursa olsun aynı şekilde sürdürüleceği mesajını vermektedir. Oysa tartışmanın konusu, Rektörün hangi hükümetle çalıştığı veya hangi siyasi partiyle ilişki kurduğu veya iktidara gelebilecek başka partilerle de ilşki kurup kuramayacağı değildir. Önemli olan, bu ilişkilerin üniversitenin yönetimine nasıl yansıdığıdır.
Bir rektörün üniversitenin ihtiyaçlarını karşılamak için hükümetle, siyasi partilerle ve farklı kurumlarla görüşmesi doğaldır. Üniversitelerin gelişimi için bu tür ilişkiler gerekli de olabilir. Ancak bu ilişkiler, üniversitenin demokratik özerkliğini, mevzuata uygun yönetilmesini, liyakati ve kurumsal bağımsızlığını zedelememelidir.
Üniversite yönetiminde siyasi yakınlık değil, liyakat; kişisel takdir değil, mevzuat; geçici çözümlerin kalıcılaşması değil, şeffaf ve hesap verebilir süreçler esas olmalıdır.
Sayın Rektör, DAÜ’nün herhangi bir siyasi partinin değil, Kıbrıs Türk toplumunun ortak değeri olduğunu ifade etmiştir. Bu görüşe katılıyoruz. Ancak üniversitenin toplumun ortak değeri olması, yalnızca bir açıklamada dile getirilecek bir ilke değildir. Bu ilkenin yönetim kararlarında, atamalarda, görevlendirmelerde ve akademik personele yönelik uygulamalarda da karşılığını bulması gerekir.
Sendikamızın eleştirileri kişisel veya siyasi tercihlere yönelik değildir. DAÜ-SEN, üniversitenin haklarını, çalışanların kazanımlarını, liyakati, akademik özgürlüğü ve demokratik özerkliği savunmaktadır. Bu nedenle mevzuata ve üniversite ilkelerine aykırı olduğunu düşündüğümüz uygulamaları gündeme getirmekten ve bunların hesabını sormaktan vazgeçmeyeceğiz.
Sayın Rektörün basına yaptığı açıklamada asıl sorularımız cevapsız kalmıştır. Üniversiteye bağlılığını ifade etmek yerine, bu bağlılığın gerektirdiği yönetim ilkelerini somut uygulamalarla ortaya koymasını bekliyoruz.
DAÜ bir siyasi parti veya bir partinin örgütü değil, toplumun üniversitesidir. Rektörün görevi de bu üniversiteyi herhangi bir siyasi yapıyla özdeşleştirmek değil; mevzuata, liyakate ve demokratik özerklik ilkelerine uygun biçimde yönetmektir.
DAÜ-SEN olarak üniversitemizin demokratik özerkliğini, kurumsal kimliğini ve çalışanlarının haklarını savunmaya devam edeceğiz.
DAÜ-SEN
DAÜ REKTÖRÜ PROF. DR. HASAN KILIÇ:“BENİM PARTİM DAÜ’DÜR!”




















.gif)
























































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.