Korkumuz, Muhtarları bile seçememe korkusudur
Küçüktük, Anne ve Baba sevgisinin yanı sıra korkusu da vardı. Sonra İlkokul başladı. Öğretmenimize duyduğumuz saygının yanı sıra korkusunu yaşamaya başladık. Sonrasında ortaokul, lise ve üniversite derken onlar ile ilgili başka korkular ardı sıra geldi.
Ancak en büyük korku hayat korkusuydu. Ülke insanı olarak en büyük korkumuz, İngiliz devri ile başladı. Sömürge idaresinde okullarda, sokaklarda, Yaşasın Kraliçe dememenin getireceği korku ile sonrasında, askerlerin elde silah sokaklarda devriye gezerken yarattıkları korkuyu yaşadık.
Sömürge devri bitti arkasından, Kıbrıs Cumhuriyeti devri başladı. Arkasından TMT devri geldi. Milli Mücadelede de önderlik yapan TMT döneminde Milli Mücadele dışında, kişiye göre keyfi idare devri başladı. Tabi bu keyfi idare içerisine hayatına son verilenlerin yarattığı korkuları yaşadık.
Türk’ten Türk’e kampanyası başladı. Türk’ten alış veriş yapmayanlar para cezası verildi. Aldırmayıp ileri gidenlere daha büyük cezalar verildi. O zamanın açıkgözleri Rum Kesimindeki BATA’dan ayakkabıları alır, Türk malıdır diyerek Türk’e satar ve malı götürürdü. Ayakkabı içindeki, Bado (Ayakkabı içindeki taban) çıkınca durum anlaşıldı. Rumca söz kullanan örneğin Bandabuliya diyene iki şilin ceza kesildi. Toplum yıllarca bu cezaların korkusu ile yaşadı.
Eskiden solcu olana komünist derlerdi. Ve Emperyalizmin yükseldiği o yıllarda Komünist olmak da suçtu. Halkın Sesi veya Bozkurt gazetesinde, ben komünist değilim ilanı vermezsen gece ansızın öldürülürdün. Bu oldu ve birçok kişinin TMT tarafından hayatına son verildi. Öyle ki, adam komünist değilim ilanını akşamüzeri Halkın Sesine verdi. Gece öldürüldü. Ertesi gün ben komünist değilim yazısı gazetede yayınlanınca adamın muk yoluna gittiği anlaşıldı. Kısacası arkasındanda muk yoluna gitti Niyazi denildi ve olay kapandı. Yıllarca gece öldürülmenin korkusu ile yaşadık
1963 olayları patlak verince, Rum saldırıları arttı. Yollarda barikatlar kuruldu. Barikatlarda otobüslerden indirilerek, sırf eziyet yapılması için otobüsler didik didik arandı. Yıllarca otobüslerden indirilip, yoklanmalardaki korkuları yaşadık.
1974 Barış Harekâtı sonrasında Anayasa’daki 10. madde ile asker vesayeti başladı. Askeri Bölgeler çoğaldı. Ben dâhil birçok kişi Türk malı olan arazisine uzun süre giremedi. Yıllarca malımıza mal diyememenin korkusunu yaşadık
Nisan 2003 yılında varılan mutabakat çerçevesinde açılan kapılara Lokmacı’da eklenmek istendi. 2005 yılında geçişleri kolaylaştırmak için üst geçit yapıldı. Geçişler için üstgeçit inşa edilmişti. Ancak Komutan devreye girerek Güney’e geçişi sağlayacak köprüye izin vermedi. Aha şimdi geçişler askıya alınacak ve durdurulacak demenin korkusunu yaşadık. Devrin Cumhurbaşkanı Talat’ın devreye girmesi ile Genel Kurmay ve TC hükümeti devreye girerek geçişler sağlandı. Korkumuz da kısmen giderilmiş oldu.
Kumarhaneler gelince, yaşananlar sonrasındaki mafya düzeni korku salmaya başladı. Viva Gazinoda kurşunlar havada uçuştu. Adamlar öldü. Türkiye’den gelen mafya bozuntuları iş yerlerini gezerek biz sizi koruyacağız ayaklarında racon kesmeye çalıştı ve tabiî ki bunun korkularını yaşamaya başladık.
AKP döneminde Cemil Çiçek’in ‘Uçaktan bakıyorum villalar var. Mersedesler yollarda. Keyif içinde yaşıyorsunuz. Abuk sabuk şeyler istiyorsunuz. Beslemesiniz. Kıçınızı kıpırdatmıyorsunuz açıklaması sonrasında, 1 koyup 5 alan Çiçek’in bizleri besleme konumuna sokması bizleri korkutmuştu.
Askeri vesayetin devam etmesi korkusunu halen yaşıyoruz. Askerde bir subay emekliye çıkınca emekli parasını da, ikramiyesini de alır. Ayni GKK’ya bağlı polis ayni şartlarda emekliye çıkınca, emekli ikramiyesini alır ama maaşını 56 yaşına basınca alabilmesinin ikilemenin bir başka deyişle korkusu yaşanıyor
Askerlik mesleğini seçen asker emeklisine Göçmenköy’de derenin yatağı değiştirilerek lojman yapılırken, yatağı değiştirilen derenin suyu evleri basmıştı. şimdilerde Girne Dağlarında Villa yapılmak isteniyor. Askerin Maaşı yüksektir. Askeri kantinlerden ucuza ihtiyaçlarını giderir. Üstüne üstlük lojman ve villa onlar için ekmek kadayıfının üstüne konan dondurma olur. Bunu dile getirdiğiniz zaman eleştirilerin odak noktası olurken vatan haini ve Rumcu olursunuz. Şimdi villalar yapılırsa, dere yatağını geçtim, ormanlık alanın ne olacağı korkusunu yaşıyoruz.
1999-2000 yıllarıydı. UBP-TKP koalisyonu dönemiydi. Güvenlik Kuvvetleri Komutanı rahmetli Ali Nihat Özeyranlı idi. Polis Genel Müdürlüğü binasının açılışı vardı. Özeyranlı, o zamanın Başbakan Yardımcısı Akıncı’ya ağır hakaretlerde bulunmuş, Akıncı’da karşı konuşmasına ‘General çizmeyi aştı demişti. Konuşma sonrasında Hükümet ile GKK arasında müthiş bir gerginlik yaşandıktan sonra Akıncı istenmeyen adam ilan edilmişti.
İstenmeyen adam mevzu son Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar sürdü. İstenmeyen adam koltuktan indirilmek için her şey yapıldı. Yerine, ABD’ye rest, Putin’e ültimatom ve Fransa’ya git be oraştan diyen ancak Anasına sabah biat türküsü, gece serhat türküleri söylerken, otur deyince oturan, kalk deyince kalkanlar ve buralar yeşillendirilecek denilince ‘Emredersiniz efendimciler ‘geldi. Da, korkumuz o değil. Korkumuz, Anayasa Mahkemesi kararında, yaşanan müdahalelerde olduğu gibi, bu durumun daha da ileri taşınarak, Muhtarlardan sonra Muhtar Aza yardımcılarının belirlenmesi noktasında, onları bile belirleyememe korkusudur.
Profesörden ricacı olmuşlar ve “Hocam bu yazıyı okuyup da düzeltir misiniz” demişler. Profesör yazıya bakmış ve evlatlarım. Çocuklarım “Bunun neresini düzelteyim. Bu yazı baştan sona yanlışlarla doludur” demiş.
Bizim durumumuz da tam profesörün dediği gibidir. Hiçbir yerinden düzeltilemez ve dolayısı ile değerlendirmeye alınamaz. Nokta.
-
İkinci kez çay içmeyiz!..
Bir İngiliz, bir Amerikalı ve bir Türk bir kahvede oturup çay içiyorlarmış. Amerika’lı çay içip bitirince, bardağı havaya atmış ve tabancayı çekip, bardağı havada vurmuş. Vurduktan sonra barda oturanlara dönüp baktıktan sonra bizde bardaklar o kadar ucuz ki, iki kere ayni bardaktan çay içmeyiz demiş.
Bukez İngiliz çayı bitirdikten sonra bardağı havaya attıktan ve vurduktan sonra bardakilere dönüp, bizde o kadar çok cam yapacak kumsal varki, bizde ayni bardaktan oturup ikinci kez çay içmeyiz demiş.
Bunun üzerine Amerikalı ve İngiliz ile çay içen Türk, çayı içtikten sonra bardağı havaya atar ve dönüp Amerikalı ile İngiliz’i vurur. Barda oturanlara döndükten sonra bizim Türkiye’de o kadar çok Amerikalı ve İngiliz varki, biz ikinci defa ayni Amerikalı ve İngiliz ile kahvehanede oturup çay içmeyiz demiş.























.gif)


























































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.