• BIST 99.028
  • Altın 282,198
  • Dolar 5,8960
  • Euro 6,5031
  • Lefkoşa 23 °C
  • Mağusa 25 °C
  • Girne 25 °C
  • Güzelyurt 22 °C
  • İskele 25 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 11 °C

DENİZDEN SESLER GELİYORDU

Mesut GÜNSEV

Bu yazıyı yazdığım masamdan deniz gözüküyor.Bugün sakin; zaman zaman nasıl kükrediğini,bazı geceler gelen seslerden ve ıslık çalan rüzgardan uykumdan uyandığımda“Allahım, bu havada denizde olandan  yardımını esirgeme”diye dua ederim. Denizde geçen yıllarım, yaşamımın en güzel günleri arasında yer alır. Kaba denizlerde, özellikle yalpaya düşünce, ayakta durmak zorlaştığında dayanamayıp istifra edenlere komutanlarımız, “ünlü İngiliz denizcisi, en alt rütbeden denizciliğe başlayan ünlü Amiral Nelson da kusmuk çanağını yanında taşırdı” diye moral verirlerdi.Tüm oynayan aksam ‘deniz bağlarına’ vurulur, sofra kurulamaz, kıdemli bahriyeliler “deniz domuz” bugün diye iç geçirirler, köprü üstünde komutan da rotayı bulduklarında serdümene seslenirdi “viya böyle… selametle…”

Yıllar sonra (1977 olmalı) Türk Donanması’nın Sivastopol bombardımanından sonra ilk kez TCG(Türkiye Cumhuriyeti Gemisi ) Gayret ve TCG Peyk muhriplerimizle Rusya’ya (o zamanki adıyla SSCB) bir dostluk ziyareti gerçekleştirmiş ve Odessa’ya üç gün liman yapmıştık. İrtibat subayı olarak görev aldığım o ziyaretten çok hoş anılarla dönmüştük.

Bugün Türkiye Rusya’dan S400 hava savunma füze sistemi alımını Rusya’dan gerçekleştiriyor.Bence bu işbirliğinin ilk tohumları o yıllarda atılmaya başlamış ve karşılıklı güven sağlanmaya başlanmıştı.

Neden bu girişi yaptım? Bu haftanın yazısı, kıdemli bir gemi adamı olan Mehmet Ali Ergöz’ün anılarından Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ağırlıklı bir buket. Selam olsun…


Yıl 1971...

Fırat adlı gemiyle, Amerika’nın Phıladelphia limanına 10 bin ton tütün götürmüştük.Şehri dolaşmış gemiye dönüyorduk.Yanımıza bir araba yaklaştı ve nereye gittiğimizi sordu.Limana deyince bizi götürebileceğini söyledi. Üç arkadaş bindik ve geminin bordasına kadar getirdi.Bu kibar Amerikalıyı ‘Türk kahvesi’ ikram etmek için gemiye davet ettim.Zabitan salonuna geçtik. Kaptanımız da oradaydı.Misafirimiz salonu inceledıkten sonra; “Bu geminin Türk gemisi olduğunu söylediniz. Ancak, salonda Atatürk resmi yok” dedi ve hemen ilave etti; “Önce Atatürk’ün resmini koymalıydınız” deyip kahveyi içmeden gemiden ayrıldı.Hepimiz şaşırıp kalmıştık.Karşılaştığımız olaya bir anlam veremiyorduk.Bu olayı çok düşündüm.Sanırım bu kibar Amerikalı, varlık nedenimiz olan Atatürk’e kayıtsız kaldığımızı düşünmüş ve tavrımızı vefasızlık olarak değerlendirerek bizi protesto etmişti.Karşılaştığımız bu sıradışı olaya başka açıklama bulamamıştım…

Yıl 1985 ...

İzmir’e yük getiren Yunan bandralı gemide baş mühendis mide kanaması geçirdiği için hastahaneye kaldırılmış.İşe davet ettikleri için görev aldım. Gemide tek Türk, baş mühendis olarak benim.Bir sohbet esnasında, gemi kaptanı (adı Kosta’ydı) gümrükte fotoğraf makinesinin mühürlü kamaraya kilitlendiğini ve bu duruma çok üzüldüğünü söyledi.Makine yanında olsaydı ne yapacaktın diye sordum.Oğlu istediği için, Kordon’daki Atatürk Anıtı’nın resmini çekeceğini söyledi. Şaşırmıştım.“Atatürk size tarihinizin en büyük darbesini vuran komutandı, neden onun resmini çekmeyi düşünüyorsunuz?” dedim.Şu cevabı verdi;“Biz, emperyalizmin emrinde haksız ve işgalci olarak Anadolu’ya geldik. Uçurumdan aşağı yuvarlanırken Atatürk sizi uçurumun kenarından alıp, özgür uluslar arasına modern bir ulus olarak kattı.Bunu yaparken, insanlık tarihine ezilen ulusların kurtuluşuna örnek olan, yeni bir deneyim kazandırdı. Onlara, özgürlükleri için mücadele ederlerse kazanacaklarını öğretti. Atatürk, bu nedenle bizim için de değerlidir”.Bu cevap nedeniyle, etkisini hayatım boyunca taşıdığım bir duygu yoğunlaşması yaşamıştım…

Yıl 1988 ...

Ekvador’un Guayaquil şehri.Gemideki işim bitince, çevreyi tanımak için dolaşmaya çıktım.Bir okula rastladım. okulun girişindeki alanda 5 tane büst gördüm.Birinci büst Simon Bolivar’a aitti.İkincisi Che Guevara,üçüncüsü Fidel Castro, dördüncüsü Emiliano Zapatave beşinci büst Mustafa Kemal Atatürk’e aitti.Büstleri inceleyip İspanyolca açıklamaları anlamaya çalışırken, düzgün İngilizcesi ile öğretmen olduğunu söyleyen bir kişi geldi.Nereli olduğumu sordu.Türk olduğumu söyleyince, içtenlikli bir ilgi gösterdi.Atatürk hakkında konuşmaya başladık. Türk devrimi konusundaki bilgisi yüksekti.Atatürk’ü, saygı duyduğu diğer dört devrimciden ayrı tuttuğunu söyledi. “O yalnızca ülkesini kurtarıp modern bir ulus yaratmakla kalmadı, ezilen uluslara evrensel bir örnek yarattı. İnsanlık tarihinde hiçbir lider bunu başaramamıştır” dedi.O an duyduğum övünç ve mutluluğu unutmam mümkün değildir…

YIL 1999 ...

Hindistan’ın Visakapatman limanındayız.Şehri dolaşırken büyük bir kitapçı dükkanına girdim.Çocuklar için kısaltılmış İngilizce dünya klasikleri dizisi olduğunu gördüm. İncelediğim listede ‘Atatürk’ün Hayatı ve Devrimleri’ isimli bir kitap bulunuyordu.Listede olmasına rağmen raflarda yoktu.Görevliyi buldum ve diğerleri ile bu kitabı istediğimi söyledim.Görevli, okulların yeni açıldığını, ilginin fazla olması nedeniyle kitabın kalmadığını, ısmarladıklarını ve bir hafta sonra uğramamı söyledi.Ertesi gün limandan hareket edeceğimiz için zamanım olmadığından bu kitabı alamadım.Bir yandan bütün kitabevi benim olmuş gibi mutlu oldum, diğer yandan derin bir acı ve üzüntü duydum. Dünyanın öbür ucunda, çocuklara öğretilen Atatürk, kendi ülkesinde üstü örtülmüş, yetkili yerlere gelen kişiler onu bu ülke gençliğine öğretmemek için her şeyi yapmışlardı.Üzüntümün nedeni buydu…

Yıl 2003 ...

Kamerun’un Douala Limanındayız.Kütük kereste yüklenecek. Yükün sahibi, gemiye yüklemeye nezaret edecek bir kaptan göndermişti.Kaptan Hırvattı.Zabitan odasına geldiğinde, gelenin karşısına düşen duvardaki Atatürk resmini görünce duraladı.Bir süre durduktan sonra resme doğru yürüdü.Saygı ifade eden davranışlarla resmi nazikçe düzeltti ve hepimizin yüreğine bir ok gibi saplanan şu sözleri söyledi; “Siz bu insanı ve ideallerini anlayamadınız. Anlamış olsaydınız bugün Avrupa kapılarında sürünmez, Avrupalılar sizin kapılarınızda bekleşirlerdi”…

Yıl 2017 ...

Bangladeşin Chittagong limanındayız.Gemiden inmiş limanın çıkış kapısına doğru gidiyordum.Takkeli, entari ya da şalvar giyimli, yaşlı birisi ile hafifçe çarpıştık.Nedeni o olmamasına karşın özür diledi ve konuşmaya başladık.Nereli olduğumu sordu. Türk olduğumu söyledim.Hiç beklemediğim bir cevap verdi;
“Atatürk’ün çocuğusun yani” dedi. Heyecanlanmıştım.Sohbeti sürdürdüm.Birçok kimseye inanılmaz gelebilir ama bana şunları söyledi;“En büyük Müslüman Atatürk’tür.Biz Bangladeş olarak onun öğrettiği yoldan gittik ve özgürlüğümüze kavuştuk.Fakiriz ama onun yaptıklarını yaparsak fakirlikten de kurtulabiliriz.O sadece Türklerin değil tüm Doğu halkları için de büyük bir liderdir ….

Mehmet Ali Ergöz Hatıralarından ...http://www.guncelmeydan.com/…/dunya-ataturk-u-nasil-goruyor…

ataturk-002.jpg

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları