Basın Emekçileri Sendikası, artan hayat pahalılığı ve asgari ücret politikalarına ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, özel sektör emekçilerinin ağırlaşan yaşam koşulları nedeniyle maaşlarının daha ay bitmeden tükendiğini belirtti.
Açıklamada, hayat pahalılığının her geçen gün arttığı, temel ihtiyaçların karşılanmasının giderek zorlaştığı bir dönemde asgari ücretin “sefalet ücreti” haline getirildiği ifade edildi.
Bakan Oğuzhan Hasipoğlu’nun “Hayat pahalılığı şudur ve bunu veriyoruz şeklinde değildir” ifadelerine de yer verilen açıklamada, bu yaklaşımın emekçilerin yaşadığı gerçeklerle bağdaşmadığı kaydedildi. Elektrik faturası, kira, gıda fiyatları, okul masrafları ve temel ihtiyaçlardaki artışa dikkat çekilerek, ücretlerin enflasyon karşısında eridiği vurgulandı.
UBP-DP-YDP Hükümeti’nin emekçilerin haklarını koruduğunu iddia etmesine rağmen ekonomiyi borçlanma politikalarıyla ayakta tutmaya çalıştığı ileri sürülen açıklamada, üretimi ve istihdamı güçlendirecek yapısal adımlar yerine geçici çözümlerin tercih edildiği belirtildi.
Ocak ayında 19 bin asgari ücretliye yapılan maaş farkı ödemelerinin “başarı hikayesi” gibi sunulmasının kabul edilemez olduğu ifade edilen açıklamada, devletin görevinin yoksullaştıran ücret politikalarının doğurduğu mağduriyeti geçici yardımlarla gidermek değil, kalıcı ve insanca yaşamı sağlayacak bir ücret sistemi kurmak olduğu vurgulandı.
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’nın “Asgari ücreti sürekli artırarak bir yere varamayız” açıklamasına da tepki gösterilen açıklamada, hükümetin hayat pahalılığı karşısında uzun süre sessiz kaldığı, Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplandığında ise çözüm arayışına girdiği ifade edildi.
Açıklamada, emekçilerin yıl boyunca yüksek fiyatlar, denetimsizlik ve fahiş artışlarla karşı karşıya kaldığı belirtilerek, asgari ücret artışlarının enflasyonun nedeni değil, alım gücünü korumaya yönelik gecikmiş telafi mekanizması olduğu kaydedildi.
Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun yıllardır emekçilerin değil sermayenin taleplerini gözeten bir yapıya dönüştüğü ileri sürülen açıklamada, bu sistemin iflas ettiği ifade edildi.
Emekçilerin yeterince temsil edilmediği belirtilerek, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun lağvedilmesi gerektiği kaydedildi.
Basın Emekçileri Sendikası, asgari ücretin ülkedeki en düşük kamu maaşına eşitlenmesini, ücretlerin otomatik olarak hayat pahalılığı oranında güncellenmesini ve sendikasız çalıştırmanın yasaklanmasını talep etti.
Açıklamada ayrıca, kamu çalışanlarının kazanımlarının özel sektör emekçileri için tehdit gibi gösterilmesinin emekçileri birbirine karşı konumlandırdığı ve bunun sermaye lehine bir bölme siyaseti olduğu ifade edildi.
Özel sektörde düşük ücretlerin ve güvencesizliğin temel nedeninin örgütsüzlük olduğu belirtilen açıklamada, sendikal hakların önündeki engeller kaldırılmadıkça çalışma yaşamında adaletin sağlanamayacağı vurgulandı.
Emekçilerin hayat pahalılığının altında kalan ücretlere mahkum edilmek istemediği belirtilerek, insanca yaşamı güvence altına alan bir düzen talep edildi.
Açıklamanın tamamı şöyle:
Hayat pahalılığının her geçen gün arttığı, temel ihtiyaçların bile karşılanmasının giderek zorlaştığı bir dönemde, özel sektör emekçileri maaşlarının daha ay bitmeden tükenmesi gerçeğiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Yine, asgari ücret sefalet ücreti olarak, altın tepside özel sektör emekçilerine sunulmak istenmektedir.
Bakan Hasipoğlu'nun “Hayat pahalılığı şudur ve bunu veriyoruz şeklinde değildir” ifadeleri ve daha önceki pratikleri, emekçilerin yaşadığı gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Elektrik faturası, kira, gıda fiyatları, okul masrafları ve temel ihtiyaçlar hayat pahalılığına göre artarken, emekçilerin ücretlerinin bunun altında tutulmasının hiçbir ekonomik veya vicdani gerekçesi yoktur. Enflasyon karşısında eriyen maaşlar, her geçen gün özel sektör çalışanlarını daha fazla yoksulluğa sürüklemektedir.
UBP-DP-YDP Hükümeti, emekçilerin haklarını koruduğunu iddia ederken, ülke ekonomisini sürekli borçlanma politikalarıyla ayakta tutmaya çalışmaktadır. Üretimi, istihdamı ve emeği güçlendirecek yapısal adımlar yerine, borçlanma ve geçici desteklerle günü kurtarma anlayışı tercih edilmektedir. Oysa emekçilerin ihtiyacı sadaka değil, insanca yaşayabilecekleri güvenceli bir gelir düzenidir.
Ocak ayında 19 bin asgari ücretliye yapılan maaş farkı ödemelerinin bir başarı hikayesi gibi sunulması da kabul edilemez. Çünkü devletin görevi, çalışanları yoksullaştıran ücret politikalarının yarattığı mağduriyeti geçici yardımlarla gidermeye çalışmak değil, çalışanların yardıma ihtiyaç duymayacağı bir ücret sistemini hayata geçirmektir. Bir ülkede on binlerce çalışan devlet desteği olmadan geçinemiyorsa, sorun emekçilerde değil, uygulanan ekonomik ve sosyal politikalardadır.
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı'nın “Asgari ücreti sürekli artırarak bir yere varamayız” şeklindeki açıklaması da hükümetin emekçilere bakışındaki çelişkiyi bir kez daha ortaya koymaktadır. Altı ay boyunca hayat pahalılığı karşısında sessiz kalanlar, Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplanacağında birdenbire fiyatların nasıl düşürüleceğini, alım gücünün nasıl artırılacağını hatırlamaktadır.
Oysa emekçiler, et fiyatlarının yüksek olduğunu, piyasada denetim eksikliği bulunduğunu, temel tüketim maddelerinin fahiş fiyatlarla satıldığını ve üretim planlamasının olmadığını altı ayda bir değil, yılın her günü yaşamaktadır. Eğer piyasaya müdahale etmek, fiyatları denetlemek, temel ihtiyaç maddelerini erişilebilir hale getirmek ve üretimi desteklemek gerekiyorsa, hükümetin bunu asgari ücret görüşmeleri gündeme geldiğinde değil, görevinin bir gereği olarak sürekli yapması gerekir.
Üstelik asgari ücret artışları enflasyonun nedeni değil, emekçilerin enflasyon karşısında biraz olsun nefes alabilmesini sağlayan gecikmiş telafi mekanizmalarıdır. Sorun ücretlerin yükselmesi değil, piyasayı denetlemeyen, üretimi planlamayan, ülkeyi borçlanma politikalarına mahkum eden ve faturayı her seferinde emekçilere kesen anlayıştır.
Daha da vahimi, Asgari Ücret Tespit Komisyonu adı verilen yapı yıllardır emekçilerin ihtiyaçlarını değil, sermayenin taleplerini gözeten bir mekanizma haline gelmiştir. Emekçilerin yaşam maliyetinin altında ücret belirleyen, yoksulluğu kalıcılaştıran ve ücretleri pazarlık konusu yapan bu sistem iflas etmiştir.
Binlerce emekçinin yaşamını doğrudan etkileyen kararlar, emekçilerin demokratik katılımından uzak bir yapıda alınmaktadır. Özel sektörde örgütlenmenin önüne konulan engeller nedeniyle, asgari ücretle çalışanların ezici çoğunluğu bu masada gerçek anlamda temsil edilmemektedir. Emekçiler adına konuşulan yerde emekçilerin sesi yoktur. Bu nedenle Asgari Ücret Tespit Komisyonu lağvedilmelidir.
Basın Emekçileri Sendikası olarak, özel sektör emekçilerinin gelir uçurumunun son bulması için asgari ücretin ülkedeki en düşük kamu maaşına eşitlenmesini, ücretlerin otomatik olarak hayat pahalılığı oranında güncellenmesini ve emekçilerin örgütlenme hakkının güvence altına alınması amacıyla sendikasız çalıştırmanın yasaklanmasını talep ediyoruz.
Bu talepler doğrultusunda, kamu çalışanlarının kazanımlarının özel sektör emekçileri için tehdit gibi gösterilmesi, emekçileri birbirine karşı konumlandırarak sermayenin işine yarayan bir bölme siyasetidir. Oysa ihtiyaç duyulan şey, kamu ve özel sektör emekçilerinin ortak çıkarları etrafında birleşmesi ve insanca yaşam için ortak mücadele etmesidir.
Özel sektörde düşük ücretlerin ve güvencesizliğin temel nedeni örgütsüzlüktür. Emekçilerin sendikal haklarını kullanmalarının önündeki engeller kaldırılmadıkça, çalışma yaşamında adaletin sağlanması mümkün değildir.
Emekçiler artık hayat pahalılığının altında kalan ücretlere mahkum edilmek istemiyor. Yoksulluğun pazarlığının yapıldığı komisyonlara değil, insanca yaşamı güvence altına alan bir düzene ihtiyaç vardır.




















.gif)





































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.