• BIST 1.407,460
  • Altın 491,79
  • Dolar 8,6350
  • Euro 10,1255
  • Lefkoşa 26 °C
  • Mağusa 26 °C
  • Girne 28 °C
  • Güzelyurt 23 °C
  • İskele 26 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 18 °C

UYANMAK ZAMANI HÂLÂ GELMEDİ Mİ?

Hatice İNTAÇ

Duyguların iflâsı mıdır lâkaytlık?..

Dibe vurmanın boş vermişliği mi yoksa umursamazlık?..

Kaybedilmiş savaşlara isyan mıdır pervasızlık?.

Dünya bile şaşırmışken yolunu

nasıl kaybetmesin kendini?..

 

Bıraktım gözlerimi istediği yere baksınlar

Ne zaman isterse canları, o zaman aksınlar.

Ve ayaklarımı bıraktım

durak neresiyse oraya koşsunlar.

 

Kahkahalar dökülürse dökülsün dudaklarımdan

Anlamsız sözler çıksın varsın ağzımdan

Kime ne?...

 

Değil mi ki sansürlerle yaşadık ömrümüzü

Değil mi ki ağlattık hep gönlümüzü

Artık azat olma vaktidir ey ruhum

dökebildiğin kadar içini (*)

 

Çok sıkıldım!. Hani derler ya, “şiştim!..” Bir filmin sonunu bildikten sonra onu tekrar seyretmek ne kadar sıkıcıysa o kadar sıkıldım. Kısır döngüler ve değişmeyen; toplumdaki duyarlı insanların tüm şikâyetleri, önerileri ve çabalarına rağmen değiştirilmeye muktedir olunamayan uzaktan kumandalı düzenden bıktım. Alavere, daleverelerden; yalan yanlış politik söylemlerden, sadece koltuklarda kimin oturacağı kaygısında olanlardan, bal yapmaz arı misali sadece ahkâm kesen siyasilerden, arap saçına dönen Kıbrıs meselesinden, günde birkaç kez kesilen ve ev cihazlarını bozan elektrik sorunundan, ardı arkası kesilmeyen grevlerden, trafik keşmekeşinden, meclisteki kavgalardan, uzayıp giden pandemiden ve mantığın kabul edemediği uygulamalardan, aşının fayda ve zararlarını dinlemekten ve daha nicelerinden.. Kısacası bu memleketin ne durumda olduğunu her gün görmekten ve dinlemekten usandım.

                                                *****

Gün geçtikçe daha kötüye gidiyoruz. Batacağını bile bile fırtınalı bir denizde yol alan ve her zaman olduğu gibi başkaları tarafından filikaların suya indirilmesini ve kurtarılmayı bekleyen bir geminin yolcuları gibiyiz. Kendi kendimizi kurtaracak gücümüz, yetkimiz ve yeteneğimiz yok. Kaderimizi hep başkaları çiziyor. “Dur” demeye cesaretimiz yok. Korkuyu beklemenin telaşı korkunun kendisinden daha da ürkütücü şimdi ve ben bir mücrim gibi bekliyorum onu. Böyle hissetmem neden diye sorguluyorum kendimi. Teselli olacak kaçışlar bulsam da bunlar bahanelerden ileriye gitmiyor. Bu memleketin bu hale gelmesi hepimizin suçu değil midir? Bize yapılan yanlışları, haksızlıkları, usulsüzlükleri sineye çekmenin, suskunluğun, tevekkülün yeni yanlışlara davetiye çıkarmasının kaçınılmazlığını anlamamız gerekirdi. Ama biz hep “bana ilişmeyen yılan bin yaşasın” zihniyetiyle geçirdik bu uzun yılları. Şimdi yılan o kadar büyüdü, o kadar iştahlandı ki; şerrinden kurtulabilene aşk olsun.

                                                     *****

Gerek kişisel gerekse toplumsal olarak doğruyu bulmaya ve doğru kararlar almaya çalışmıyor; .  ayni olumsuz durumları yaşamak; peşkeşe, hırsızlığa, adam kayırmaya, haksızlığa, hukuksuzluğa rağmen hayatımızı akışına bırakıp sadece günü kurtarmaya ve yarına “Allah Kerim” lerle ulaşmaya çalışıyoruz. Sağlık, eğitim, turim ve daha nice sistemin çökmesine, rüşvetle gerçekleşen ihalelere, haksız özelleştirmelere, günden güne Kıbrıslı Türk olarak nüfusumuzun azalmasına ve gençlerin göç etmek zorunda kalmasına küçücük çıkarlarımız için göz yumuyoruz. Miyadını çoktan doldurmuş, kokuşma derecesine gelmiş bu sisteme karşı çıkmıyor; yıllardır vatandaşının özlük haklarını, ekonomik sorunlarını görmezden gelip sadece kendilerinin ve yandaşlarının çıkarını düşünen bu kan emicilere suskunluğumuzla fırsat veriyoruz.

Başkalarının ipiyle hareket eden kuklalara, dövizin yükselmesiyle her gün daha da fakirleşen, açlık sınırında yaşamaya mahkûm edilen, vatandaşını düşüneceğine oy toplamak yarışına giren, bunu sağlamak için de usulsüz vatandaşlıklar veren, anayasayı yok sayıp kendi bildiklerini okuyan bir iktidarın devamına vasıta oluyoruz. İçinde bulunduğumuz bu zamanda ve bu coğrafyada neler yaşadığımızın, daha doğrusu neler yaşamaya mecbur bırakıldığımızın farkında olamayacak; uyandığımızda karşılaşacağımız nahoş durumları hesaplayamayacak kadar derin bir gaflet uykusundayız. İş işten geçmeden silkinip uyanmak zamanı gelmedi mi hâlâ?..  

                                                         *****

Birlikten kuvvet doğar denir. Muhakkak ki öyledir. Toplumu oluşturanlar da bireylerse eğer; birey olarak hem kendimiz hem de toplum ve ülke adına sağlıklı görüşler sunmamız, doğru kararlar almamız için bedenen ve ruhen sağlıklı olmamız gerekir. Oysa her Allahın günü duyduğumuz, gördüğümüz bu olumsuzluklarla, birbirimizi kışkırtmakla, isyan ettirmekle bu pek de mümkün olmuyor. Dıştaki sorunlarla uğraşmaktan adeta kendimize yabancılaştık. Önce kendimizi yeniden tanıyalım, kişisel olarak ne istediğimizi bilelim ki sıra toplum olarak ne istediğimize gelsin.. Gelsin ki bir an önce vatanımız için, özgürlüğümüz için, hak ettiklerimize kavuşmak için el birliği ile çalışalım çünkü bundan sonra neler olacağını bilmek zor olsa da iyi şeyler olmayacağı gidişattan bellidir. Buna engel olmanın ve bu ülkedeki varlığımızı korumanın tek yolu rehavetten bir an önce kurtulmak ve mücadele etmektir. Aksi halde başımıza gelecek olanlar kişisel ve toplumsal olarak felaketimize sebep olacağı gibi kendi varlığımıza da büyük bir haksızlık ve saygısızlık olacaktır.

 

(*) Kime ne adlı şiirimden                                                              

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları