• BIST 105.360
  • Altın 377,776
  • Dolar 6,8128
  • Euro 7,5343
  • Lefkoşa 25 °C
  • Mağusa 26 °C
  • Girne 23 °C
  • Güzelyurt 23 °C
  • İskele 26 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 23 °C

TARTIŞMA KÜLTÜRÜNÜ DE KAYBETTİK.

Ayşegül Garabli

Kıbrıs’a yeni geldiğim yıllardı.

Cumhurbaşkanlığı seçimi vardı.

Bilindik isimlerin yanı sıra şu an ismini hatırlamadığım bir de Türkiye kökenli komutan adaydı.

Her seçim dönemi olduğu gibi  televizyonlar yine  adayların tartıştığı programlarla doluydu.

Yine böyle bir tartışma programında tüm Cumhurbaşkanları kıyasıya tartışıyordu.

Birbirlerini kıyasıya eleştiriyorlardı ama ne öfke vardı ne de bir hakaret.

Adaylar ne kişilik üzerinden ne de özel hayatlar üzerinden eleştiri yapmıyordu.

Sadece herkes bir birinin yaptıklarını ve yapamadıklarını ortaya koyuyordu.

Bilindik Kıbrıslı usulü bir tartışmaydı.

Derken ara verildi.

Aranın ardından komutan aday büyük bir sırrı açıklayacakmış gibi heyecanla söz aldı ve “ Bunlara güvenmeyin. Bunlar burada tartışıyor ama arada can ciğer kahve içip sohbet ediyorlar. Samimi değiller “dedi.

Oysaki bu durum samimiyetsizlik değil tam aksine Kıbrıslıya has bir samimiyet örneğiydi.

Yani Kıbrıslının samimiyet gerçeği.

Siyasi olarak ya da dünya görüşü olarak taban tabana zıt olan insanlar, siyaset dışındaki hayatlarında birbirlerinin arkadaşı ve dostuydu.

Siyasilerin dışındakiler de aynıydı.

Örneğin taban tabana zıt iki partinin yan yana mitingi olurdu ve miting dağılımında sağcısı ya da solcusu “Hadi gardaş bir gave içelim” diyerek ayrılırdı alandan.

Siyaset sadece bir araçtı, amaç değildi.

Farklı siyasi görüşte olanlar bir birine laf atar ancak asla bir birleri ile kavga etmezlerdi.

Hakaret etme, küfretme hele ki şiddet asla yoktu lügatlarında.

Çözüm isteyenler bazı siyasiler tarafından “Rumcu” diye tanımlansa da kimse kimseyi “Hain” ilan etmezdi.

Çünkü küçücük adada herkes bir birini tanır ve günün sonunda yüz yüze bakacaklarını bilirdi.

Siyasi tartışmalarda kullanılan en ağır cümleler,

“Çok bilin”

“Göreceyik”

Ya da

“ Rumla yaşa da göresin”  di.

Nüfus yapısı değiştikçe bu hoşgörü de değişti.

İnsanlar bir birini tanıyamaz oldu artık.

Ne yazık ki bilinçli bir şekilde öfke ve linç kültürü de taşındı adaya.

Gerçi şu anda bile öfkeden, küfürden ve linç kültüründen beslenenler azınlıkta ama hoşgörüyü yok etmeye yetiyor.

İşin kötü tarafı linç kültürü “milliyetçilik” kisvesi kullanılarak meşru gösteriliyor.

Küçük bir azınlık bu linç kültüründen nemalanıyor, geniş bir kitle de bu yapılan hadsizlikleri “milliyetçilik” diyerek meşru kabul edip destekliyor.

Oysa linç edilmek istenen kendi insanı ve kendi kültürü.

“Milliyetçilik” adına alkışladığı bu hadsizlik, kendi milletini yok etme çabası.

Ancak ne yazık ki toplumun yarısı bu oyunun farkında olmayacak kadar iyi niyetli.

Olayı gerçekten “milliyetçilik” ya da “vatan severlik” olarak görüyor.

Çünkü ne kadar asimle olsa da içindeki naif ve hoşgörülü yanı kaybolmamış.

Ama ne yazık ki, olayın gerçek boyutunu görebilenlerin de yani kendisini “solcu” olarak adlandıranların da  bu durumu anlatma gibi bir çabası yok.

Onlar da ancak kendi içlerinde bir siyasi savaşın içerisinde.

Kötü olan taraf ise, bu kesimin de adaya ithal edilen siyasetteki kötü dilden, öfkeden ve linç kültüründen etkilenmiş olması.

Birbirlerinin farklılıklarına bile tahammül göstermeyip, farklılıkları üzerinden bir birlerini ötekileştirmesi.

En temel amaçları olan çözüm konusunda bile bir araya gelmeyi başaramıyorlar.

Elbette ki her siyasi partinin kendi adayını çıkarması ve desteklemesi demokrasi adına olması gereken şey.

Ancak seçim uğruna adayları diğer kesimin (statükocuların) diliyle eleştirmek, hatta daha ileri giderek adayların kişiliklerini ve özel hayatlarını siyasi malzeme yapmak, iftiracılara destek vermek ne kadar doğru.

Oysa adaylar, siyasi görüşleri ile siyasi anlamda yaptıklarıyla ya da yapamadıklarıyla eleştirilmeli.

Kişiler değil siyasetler ön plana çıkmalı.

Her şeyden öte samimiyet olmalı ve seçim uğruna doğrulardan, dürüstlükten ve hedeften vaz geçilmemeli.

Zira bu seçim de geçecek ve biz yine yüz yüze bakacağız.

Umarım özgür ve demokratik bir ülke hedefinde, birbirimizin yüzüne bakabileceğimiz bir seçim süreci yaşarız.

Umarım Kıbrıslı, yabancı durumuna düşürüldüğü ülkesinde bir de kendi kendine yabancılaşmaz.

 

 

 

 

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları