• BIST 1.124
  • Altın 458,727
  • Dolar 7,6460
  • Euro 8,8844
  • Lefkoşa 26 °C
  • Mağusa 27 °C
  • Girne 28 °C
  • Güzelyurt 22 °C
  • İskele 27 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 15 °C

ARTIK YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK ZAMANIDIR

Hatice İNTAÇ

Hiç hesapta yokken hayatımıza girip kendini baş köşeye oturtan; kendinden başka bir şey düşünmeye fırsat vermeyen, geleceğe dair tüm plânlarımızın, hayallerimizin üstüne kara bulut gibi çöken, bu da yetmemiş gibi günlük yaşantımıza bile sekte vuran; hele küçük bir adanın bir bölümünde yaşayan, dünyanın tanımadığı, yardım etmediği, mahrumiyet içinde yaşayan az sayıdaki insanları ne kadar zora soktuğunu anlasan kendini imha eder miydin uğursuz virüs?..

Karşı bahçede rüzgârın ahengiyle dans eden palmiyeler ve onlarla bütünleşip muhteşem bir fon oluşturan Beşparmak dağları bana emeklilik yıllarım için hayal ettiğim tropikal diyarlara seyahat plânlarımı hatırlatıyor. Onların artık asla gerçekleşemeyeceğini düşündükçe moralim bozuluyor; içimden sana lânetler, küfürler yağdırıyorum.  Benim kişisel hayallerim bir yana, insanlığa verdiğin zararları, yarattığın mahrumiyetleri,  zorunlu hapislikleri, işsizlikten açlığa mahkûm ettiğin insanları, hatta nefes almayı bile engellediğini  bilsen çekip gider miydin?..

Gitmezdin!… Belki de  “siz beni çağırdınız” der, hatalarımızı bir bir sayar, haklı da çıkardın. Hatta iş bilmez, basiretsiz,uyarılara kulak asmayıp bildiğini okuyan, halkını kendi çıkarlarına kurban eden ve ülkeyi ne duruma soktuklarının farkında bile olmayan,ön görüden ve öz eleştiriden yoksun insanları başımızda tuttuğumuz için bizi ayıplar, bunca yıl hep ayni hataya düştüğümüz ve bu hantal rejimin sürmesine izin verdiğimiz için suçlardın bile.. 1974 ten sonra geçen uzun zaman içinde ganimet sarhoşluğu ile nasıl rehavete kapıldığımızın; küçük çıkarlar uğruna geleceğimizi kararttığımızın, ülkeyi idare etme yetkisini aza kanaat etmeyen doyumsuzlara verdiğimizin ve bunun farkına bile varmadığımızın ayıbını yüzümüze vururdun.

 Şimdi ellerimizi dizlerimize vurup dövünsek de geçen zamanı geri getiremeyiz. Geleceğe dair tek umut gençler ve yeni nesildir artık.  Onlar bu zorlu dönemden ders alarak araştırmaya, bilime ve en mühimi yapılan hataları fark edip düzeltmeye çalışırlarsa, ancak o zaman kendilerine güvenli, huzurlu ve refah bir yaşam alanı yaratabilirler. Bunu başarabilmek için de önce insanın kendini keşfetmesi, yaşama amacının ne olduğuna karar vermesi, olup bitenlerin farkına varması, ben merkezliliği bir yana bırakıp toplumla bütünleşmesi gerekir. Çünkü sosyal bir varlık olan insan ancak diğer insanlarla birlikte hareket ettiği takdirde güvenli ve huzurlu yaşar

                                                            ******

 

2000 yılı yeni bir bin yıla geçişin başlangıcı oldu ki buna  bin yıl anlamına gelen milenyum” dendi. Dünyanın her yerinde insanlar,  bu yeni başlangıcın uyandırdığı beklenti, heyecan ve hatta endişe duygularına kapıldı; sonra da bu duygular zamanla yatıştı ve her şey rutinine döndü. Araştırmacılar bu yeni döneme girerken dünya ile ilgili araştırmalarını yoğunlaştırdı, astrologlar hummalı çalışmalara girdi. Varılan ortak sonuç; milenyum denilen bu çağın, her insanın kendi ruhsal benliğinin farkına vararak mükemmelleşmesi ve bu mükemmelliğin dünyaya da yayılmasıydı.

 Şimdi 2o20 nin Eylül ayındayız. Aradan geçen bu yirmi yıl içinde bu konudaki araştırmalar daha da yoğunlaştı. Bireysel olarak insanlar dünyanın yaratılışını, kendi yaratılışlarını daha çok sorgulamaya başladı. Medya bu konularla daha çok ilgilenir oldu. Bu bilinçle bazı bilinmeyenler çözülmeye ve fark edilmeye başladı. İçinde bulunduğumuz bu zaman bir anlamda “farkındalık çağı” olarak nitelendirildi. Farkındalığın  ne olduğunu anlamak için fazla derin konulara girmeye gerek yok. Bizi bu konuda daha çok ilgilendiren kendi farkındalığımızdır.  

           İnsan ruhunda iç içe bulunan zıt duygular vardır. Sevgi ve nefret gibi, iyi ve kötü gibi, güzel ve çirkin gibi. Fakat bu duygular insanın inanç ve düşüncesine göre yönlenir ve ağırlık kazanır. İnsanoğlu gerek çevresi ile olan münasebetlerinde, gerekse kendi iç dünyasında bir şeylerin doğruluğuna inanarak, o doğrulara göre hareket eder. Fakat çoğu zaman kendi fikrinde ve davranışlarında ikileme düşer. İşte farkındalık, böyle bir çelişkiden kurtulma ve gerçek doğruyu bulma noktasıdır. Her insanın özünde olumlu veya olumsuz tüm duygular mevcuttur. Ancak hangisi daha çok beslenirse ona yönelim daha fazladır.  Örneğin sevgi, bir insanın kalbinde gerçek anlamıyla varsa nefret duygusu şiddetini kaybeder.

İnsanın diğer varlıklardan farklı olarak sahip olduğu üç unsur vardır.  İrade, sevgi ve inanç... Bu üç unsur adeta ayrılmaz bir üçgen gibidirler. İdeal insan, bu üçgen çerçevesinde ve birçok yaşantının bir araya gelmesiyle ortaya çıkabilir. Bir toplum ancak irade, sevgi ve inanç üçlemesini içine sindirdiği ölçüde dünyaya uyum ve güzellik sunabilir. Bu amaçtan uzaklaşan toplumlardaysa ancak kaos yaşanır. Şunu bilmeliyiz ki, hepimiz ne zaman son bulacağı bilinmeyen zamanın yolcularıyız Yaşamak adına çıktığımız bu yolculuğun bir keyif ya da felâket olması da büyük ölçüde bize bağlıdır.

                                                                  *****

Özetle anlatmaya çalıştığım “farkındalık”  kavramının gerek kişisel gerekse toplumsal olarak bizim toplumumuzdaki yeri nedir diye düşünmeden edemiyorum. Doğruyu bulmayı ve doğru kararlar almayı deniyor muyuz yoksa hayatımızı akışına bırakıp sadece günü kurtarmaya ve yarına “Allah Kerim” lerle ulaşmaya mı çalışıyoruz?  İçinde bulunduğumuz bu zamanda ve bu coğrafyada gerek kişisel, gerekse toplumsal olarak neler yaşadığımızın, daha doğrusu neler yaşamaya mecbur bırakıldığımızın ve bunları neden ve kimlerden dolayı yaşadığımızın farkında mıyız?  Ayni olumsuz durumları yaşamaya; peşkeşe, hırsızlığa, adam kayırmaya, haksızlığa, hukuksuzluğa rağmen devam mı edeceğiz?  Sağlık, ekonomi, eğitim, turizm ve daha nice sistemin çökmesine, rüşvetle gerçekleşen ihalelere, haksız özelleştirmelere, günden güne Kıbrıslı Türk olarak nüfusumuzun azalmasına ve gençlerin göç etmek zorunda kalmasına göz yumarak küçücük çıkarlarımız için yine miyadını çoktan doldurmuş, kokuşma derecesine gelmiş bir sistemi devam ettirmek düşüncesinde miyiz?

Her seçim öncesinde olduğu gibi vaadleriyle bizi kandırmaya çalışan ama koltuklara oturunca yüzümüze bakmayan palavracılara yine kanacak mıyız? Yıllardır vatandaşının özlük haklarını, ekonomik sorunlarını görmezden gelip sadece kendilerinin ve yandaşlarının çıkarını düşünen bu kan emicilere yine fırsat mı vereceğiz? Başkalarının ipiyle hareket eden kuklalara, dövizin yükselmesiyle her gün daha da fakirleşen, açlık sınırında yaşamaya mahkûm edilen, vatandaşını düşüneceğine oy toplamak yarışına giren, bunu sağlamak için de usulsüz istihdamlar yapan, en önemlisi sağlığını hiçe sayıp koltuk uğruna kendi halkını ateşe atan bir iradenin devamına yine onay mı vereceğiz?..Duyarsızlık, bencillik, empati yoksunluğu, menfaatçilik, kayırmacılık almış başını gidiyorken; dış meselelerden geçtim de iç sorunlarını bile çözmekten aciz bir iktidarın beceriksizliğinin cezasını toplum olarak yine biz mi çekeceğiz?  Yaşamın insana sunduğu güzellik ve olanakların böyleleri tarafından azar azar tüketilmesine izin mi vereceğiz? İster bir gün, isterse bir asır yaşasın insan; bilinmesi gereken,  hayatın amacının ne olduğudur ki, bu amaç da başta sağlık olmak üzere huzuru ve mutluluğu aramak olmalıdır. Bunu sağlamanın ilk şartı da farkında olmak ve hayatımızda süregelen olumsuzlukların müsebbiplerine artık o fırsatı vermemektir.

Bundan sonra neler olabileceğini kestirmek zor ama şunu iyi biliyorum ki böyle bir yanlışa düşmek kişisel ve toplumsal olarak felaketimize sebep olacağı gibi kendi varlığımıza da büyük bir haksızlık ve saygısızlık olacaktır. Bu yüzden yazımı Mevlâna’nın   “dün bitmiştir, artık yeni şeyler söylemek zamanıdır” sözleriyle noktalıyorum.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları