Ekinci açıklamasında, söz konusu gelişmelerin Kıbrıs’ta yaşayan halklar adına son derece ciddi kaygılar yarattığını belirterek, bu süreçlerle ilgili ne kuzeyde ne de güneyde Kıbrıslılara tek bir soru dahi sorulmadığına dikkat çekti.
Açıklamada, kuzeyde Türkiye’nin askeri ve siyasi varlığının fiili bir gerçeklik olduğu, güneyde ise İsrail ile kurulan yeni ve derin ilişkilerin Kıbrıs’ı giderek bölgesel güç dengelerinin aktif bir parçası hâline getirdiği ifade edilerek, “Bu denklemde Kıbrıslıların iradesi nerededir?” sorusu yöneltildi.
Ekinci, dünyada savaşan büyük güçlerin ortak bir özelliğinin, savaşları kendi topraklarında değil başkalarının ülkelerinde yürütmek olduğuna işaret ederek, iki büyük askeri gücün çıkarlarının kesiştiği bir noktada bulunan Kıbrıs’ın, bu çatışmaların yeni bir sahnesi hâline gelmeyeceğinin garantisi olup olmadığının sorgulanması gerektiğini vurguladı.
Geçmiş deneyimlerin, büyük güçler karşı karşıya geldiğinde bedelin karar alanlar veya silah üretenler tarafından değil, o coğrafyada yaşayan sıradan insanlar tarafından ödendiğini gösterdiğini belirten Ekinci, Kıbrıslıların başkalarının kendi topraklarında yapmaya cesaret edemedikleri savaşların bedelini ödemek zorunda olmadığını kaydetti.
Açıklamada, yalnızca Kıbrıslı Türklere değil Kıbrıslı Rumlara da çağrıda bulunularak, adanın yalnızca liderlerin, hükümetlerin ya da dış güçlerle kurulan ittifakların değil, burada yaşayan halkların olduğu vurgulandı. Kıbrıslı Rum toplumunun da kendi liderliğine, alınan kararların halk adına mı yoksa halkın iradesi dışında mı şekillendiğini sorma sorumluluğu bulunduğu ifade edildi.
Toplumların kaderini belirleyecek nitelikteki güvenlik ve dış politika kararlarının halktan kopuk biçimde alınmasının bedelinin yine halklar tarafından ödendiğini belirten Ekinci, bu nedenle Kıbrıslı Rumlara adanın geleceğini başkalarının stratejik hesaplarına teslim etmemeleri çağrısında bulundu.
Ekinci ayrıca, 1960 Anayasası ve ilgili uluslararası anlaşmalar çerçevesinde Kıbrıs Adası’nda yalnızca Birleşik Krallık, Yunanistan ve Türkiye’nin garantörlük statüsüne sahip olduğunu hatırlatarak, İsrail’in bu denklemin hiçbir yerinde hukuki bir yetkisinin bulunmadığını vurguladı. İsrail’in Kıbrıs halkları adına güvenlik belirleme, askeri konumlanma yaratma ya da adanın geleceğini etkileyecek stratejik kararlar alma yetkisi olmadığının altı çizildi.
Bu noktada Kıbrıs’ın barış geleneğinde ve sol siyaset tarihinde önemli bir yeri bulunan AKEL’e de çağrıda bulunan Ekinci, adanın giderek yeni askeri blokların parçası hâline getirilmesine ilişkin sessizliğin kabul edilemez olduğunu ifade ederek, bunun yalnızca bir siyasi tercih değil aynı zamanda tarihsel bir sorumluluk olduğunu kaydetti.
Açıklamanın sonunda Ekinci, Kıbrıs halkının bu adada savaşın, çatışmanın ve güç gösterilerinin tarafı olmak zorunda olmadığını vurgulayarak, Kıbrıs’ın geleceğinin askeri blokların ileri karakolu olmak değil; barışın, diyalogun ve halk iradesinin merkezi olmak zorunda olduğunu belirtti.
Ekinci, “Kıbrıs’ta alınan ve alınacak her stratejik karar, bu adada yaşayan halkların bilgisi, onayı ve iradesi olmadan meşru değildir. Güvenlik, halktan gizlenerek değil; halkla birlikte inşa edilir. Sessizlik, rıza değildir. Ve bu ada, başkalarının savaş senaryolarının deneme alanı değildir” ifadeleriyle açıklamasını tamamladı.




















-001.gif)





































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.