• BIST 93.616
  • Altın 209,603
  • Dolar 5,3413
  • Euro 6,0898
  • Lefkoşa 9 °C
  • Mağusa 9 °C
  • Girne 12 °C
  • Güzelyurt 7 °C
  • İskele 9 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara -1 °C

YÖDAK maskaralığında sona doğru...

Ediz TUNCEL

YÖDAK ile ilgili olarak gün geçmiyor ki basında taraflı bir haber çıkmasın, birileri kasten ve amaçlı olarak çarpık çurpuk açıklamalarda bulunmasın, nitekim bugün de basında YÖDAK ve Gökçekuş var...

Aslında bütün bu rezilliklerin hedefinde de YÖDAK Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Gökçekuş var.

Anlaşılan o ki birileri sırf Hüseyin Gökçekuş’un başını yesin ve YÖDAK’ı  keyifleri doğrultusunda ele geçirsin diye elinden geleni ardına koymuyor...

Ve o birileri, herhalde KKTC’de gelişen üniversite sektöründe  YÖDAK’ın artık bir rant unsuru olabileceğini idrak etmiş durumda, ve sanıyorlar ki koskoca KKTC yüksek öğretim sektörü birilerinin keyfine feda edilecek...

Kedi ve uzanamadığı ciğer misali, çok beklerler!

Bir-iki hafta önce YÖDAK’ın durumu ile ilgili olarak yazdığım yazıya Prof. Dr. Hüseyin Gökçekuş fazla gecikmeden “cevap hakkımı kullanmak istiyorum, kimseden gizlim saklım yok, yayınlayacak mısınız?” diye sordu ve olumlu cevap alınca da hiç gecikmeden cevabını verdi.

Başka kimseden tıs gelmedi, neden gelsindi ki?

Palavra sallamaktan başka söyleyecek neleri var?

Cumhurbaşkanlığı YÖDAK’taki sorunları araştırmak, daha doğrusu, Prof. Dr. Gökçekuş’a yönelik palavraları araştırmak üzere bir soruşturma memuru atamış, Prof. Dr. Gökçekuş da soruşturma memurunun sorularına cevaplarını vermiş, ama bir türlü bize o soruların ne olduğunu ve cevapların ne olduğunu da açıklamıyor,” top benden çıktı, Cumhurbaşkanlığı açıklasın” diyor, üstelik de kendinden gayet emin...

Bu süreçte anlaşılan o ki, soruşturmanın altında boynu kalan Prof. Dr. Hüseyin Gökçekuş değil, Gökçekuş’a çamur atacaklar diye tüm KKTC yüksek öğretim sektörünün şerefini beş paralık edenler, bu arada da, yavuz hırsız ev sahibini bastırır piyesini ustalıkla oynadığını sananlardır...

Cumhurbaşkanlığı’nın soruşturma memuru yaptığı soruşturmada ne sonuca varıldı henüz bilmiyoruz, ama raporun  Cumhurbaşkanı Akıncı’ya ulaştığını da öğrendik, herhalde kısa süre içinde gerekeni yapacaktır ve tam bir maskaralığa dönen alengirli işler de bitecektir.

KKTC üniversite sektörü öyle birkaç  kişinin keyfine, sokakta yapılan  rezilliklere feda edilecek bir sektör değildir...

Üniversite sektörünün doğrudan ve basının da ucundan içinde biri olarak bu süreci takip edebildiğim kadar ediyorum, bilgi ve belge toplamaya çalışıyorum, konuyla  ilgilendiğimizi görünce, istediğimizden fazlası da çeşitli kaynaklardan elimize geliyor ve yüksek öğrenim sektörüne daha fazla zarar vermemek için çarşaf çarşaf yazmamak için kendimi zor tutuyorum...

Hem de öyle bir geliyor ki, bir gün bir araya gelip de Gökçekuş’u eleştirenler birbirlerinin açıklarını bildikleri ve birbirlerine karşı duydukları kuşku yüzünden kendilerini aklamak veya okkanın altında kalmamak adına birbirlerinin açıklarını da ertesi gün gammazlayabiliryorlar...

Elimde uzun bir bilgi listesi ve ilgili şahıslara doğrudan sorulacak bir soru listesi de oluştu, antiparantez belirteyim...

Bütün bu yaşanan kepazelikler ve gelen bilgiler arasında bir tanesi var ki akıllara durgunluk veriyor, ama bizimkisi gibi dingili kopuk düzenlerde gayet normaldir...

YÖDAK üyelerinden biri olan ve YÖDAK’ın işlerini yapmak için devletten çatır çatır maaş çeken  Mehmet Hasgüler beyfendiyi bir AKP milletvekili Kıbrıs konusunda “ders” vermek üzere bir yazıyla  “atamış”, atanmış beyfendi de YÖDAK’taki işi gücü bırakmış (zaten kapıdan içeri girdiği pek yoktu),  tutmuş yolu, Türkiye’ye gitmiş, arkasından her işi uzattığında endek göndek hasta raporları ile keyfi istediği kadar vaziyeti sallamış...

Muhteşem bu işler vallahi, ve çok da bildik yöntemler!!!

Bizim  gibi “enayilerin” hayatları boyunca başvurmadığı yöntemler olduğu için zırva raporla keyif sürmenin ne demek olduğunu da asla öğrenemedik!

Diğer taraftan, bir başka ülkenin bir milletvekili çalıştığım kuruma bir mektup yazacak ve beni “ıvır zıvır” işleri için “atayacak”!!!

Benim için çalıştığım kuruma böyle bir yazı gelse, bana “bu da nedir” diye sorulsa, “Ay efendim, vallahi lütfetmişler, hafiften almışlar, vallahi da billahi da ben Trump’ın Başkan Yardımcısı olarak atanmayı bekliyordum, sn. milletvekili atamasında hata yapmış olmalı, bir hatırlatayım kendisine... Trump olmazsa, Putin’in yardımcılığı filan da olabilir, en azından beni oraya atasın, yanımda da devletten maaş çeken ve Allah’ın günü ortalıkta sürten ve Kıbrıs konusunda ahkam kesmeyi marifet sayan her dönemin fırıldağı  Prof. Dr. Lahmacunis Dandirikis ve Prof. Dr. Herbokolokis Çakistezis’i de götürürüm, hem de bedavaya, nasılsa Prof.  Herbokolokis ve Prof. Dandirikis’in artık üne ve paraya da ihtiyacı yok, devleti söğüşlüyebildikleri kadar söğüşlediler, yapacak işleri de kalmadı, ortalıkta fırıldak gibi dönüyorlar, biraz daha “işe yarasınlar bari” ...” derim...

Ve gelelim...KTÖS’ün “yüksek öğrenimde global eğilimler ve Kıbrıs” meselesi...

E-mailime birkaç gün önce anlık bir haber düşüyor, “KTÖS ve DAÜ-SEN, YÖDAK Başkanı Hüseyin Gökçekuş’u, KTÖS’ün organize ettiği, DAÜ-SEN ve birçok akademisyenin destek verdiği 1-2 Aralık’ta gerçekleşecek “Yüksek Öğrenimde Global Eğilimler ve Kıbrıs” temalı uluslararası konferansa yönelik “internet üzerinden yalan haber yayınlayarak konferansı sabote etmeye çalışmakla” suçlamışlar…

Gökçekuş birilerine e-mail atmış ve “AKP’nin ders versin diye görevlendirdiği Hasgüler ve Elcil omuz omuza” demiş…Vay efendimmmmm!!! Ne büyük mesele!!!

Gülümsedim, kendisini aradım, cevap vermedi, üst üste aradık, lütfedip ancak iki gün sonra ancak dönüş yaptı…

Belli ki, Gökçekuş  artık herkesin “anladığı dilden” konuşuyor, kendilerinin yaptığı gibi basın yoluyla saçmalıklarına dalga geçerek cevap veriyor,  deşifre ediyor…

Gökçekuş birilerine böyle bir email gönderdiğinde basına düşeceğini bilmiyor muydu, bal gibi biliyordu ve resmen dalgasını geçti, attığı oltaya “balıklar balıklama daldı”, hem de anında…

Eğer Cumhurbaşkanlığı başlattığı soruşturmanın sonucunu bir an önce açıklamazsa, bu maskaralığın devam için ucu açıktır...

Bu arada, Şener Elcil rahat konuştuğum ve dost kabullendiğim bir şahıs olsa da, manzaraya baktığımda, hem kendisinin hem de KTÖS’ün bu konunun tüm boyutlarında hatalı yolda olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

KKTC yüksek öğrenimi ile ilgili işlere dalmak, bu işlerin içine Rum tarafından “akademisyen” titri altında birilerini entegre etmek, KTÖS’ün işi değildir, yapılan doğru da değildir…

Bu konuya yaklaşımım da  ırkçılık mırkçılık filan değildir (birilerinin mırıldandığını duyar gibiyim), herkesin haddini bilme meselesidir…Rum tarafı, hiç tarihinde kendi eğitim sisteminin  veya bir parçasının sorunlarını bizimle paylaştı mı, bizden akademik yardım istedi mi???

Bu gidişatın bir parçası olan Mehmet Hasgüler de cebimizden kesilen vergilerle  aldığı maaşın hakkını verdi,  YÖDAK’taki görevini bir tamam mamur etti, YÖDAK’a bir da dava kaybettirdi, savcılıktan da yaptığı açıklamalarda doğruyu söylemediğine dair aleyhine esaslı bir görüş aldı (ki bu görüş diğer iki üyeyi de içeriyor),  geriye bir AKP milletvekili tarafından Kıbrıs konusunda ders vermek için atanması ve Rum akademisyenlerle yüksek öğrenimde global eğilimler ve Kıbrıs meselesini halletmesi  eksik kaldıydı, onu da halletti, bize de muhteşem performansından dolayı kendisine en derin hürmetlerimizi ve teşekkürlerimizi sunmak kaldı…

Kimse kusura bakmasın, ama bu kafayla bu işleri yapanlar vız gelir tırıs gider, böylesine önemli bir konuda göz çıkara çıkara, baş yara yara gitmek ve binlerce akademisyenin KKTC’deki ekmek kapısını rezil rüsva etmek kimsenin harcı değildir…

 KKTC yüksek öğretim sektörünün de nerden gelip nereye gideceği ne KTÖS’ün işidir, ne de Mehmet Hasgüler’in ve DAÜ-SEN’in…

Şunu da hatırlatalım, antiparantez, bugün devlet desteği olmasaydı ve milyonlarca dolar sırf ayakta durabilsin diye DAÜ’ye akıtılmasaydı DAÜ de DAÜ-SEN de kendi yarattıkları rant düzeni yüzünden  tarihin çöplüğünü çoktan boylamış olurdu…

Kimse bana DAÜ’nün ve DAÜ-SEN’in nasıl oluştuğunu ve bugünlere nasıl geldiğini anlatmasın , palavraya ihtiyacımız yok…

Arada belirteyim, yaklaşık 20 sene önce DAÜ’de bir dönem çalıştım, kurumsal çeteleşmenin ve kokuşmuşluğun, birbirinin ayağı altına sabun atmanın ne demek olduğunu her haliyle gördüm, kısa süre sonra LAÜ’ye geçtim, CTP ve UBP döneminde, ama özellikle de CTP döneminde akla hayale gelmeyecek rezilliklerle karşılaştım, beni hizaya çekmek için sokaktan adam getirerek dövdürmeye bile kalktılar, hamile bayan hocaların sokak serserileri tarafından nasıl tartaklandığını gördüm ve daha nicelerini gördüm, ama sonuçta bunlara çanak tutanlar yarattıkları rezilliği kafalarına giydiler, Meclis ve YÖK soruşturmasına maruz kaldılar, bugün o dönemde sokaktan getirilip de siyaseten üniversitenin başına geçirilenlerin ve yaptıkları herşeyi kafalarına giyenlerin isimleri Lefke bölgesinde lanetle anılıyor, ve bereket versin ki, o rezillerin ve rezilliklerinin izleri bugün tamamen silinmiş, LAÜ yönetim ve akademik anlayış bakımından onların akıllarının ucundan bile geçmeyecek bir duruma gelmiş durumda…

KTÖS ise, o dönemde benim ve diğer akademisyen arkadaşlarımının maruz kaldığı rezillikleri uzaktan seyretti, ancak gün gele çark döne, o rezilliklere çanak tutanlar, doğrudan rol alanlar, hatta kendi meslekdaşlarına binbir pisliği bizzat yapanlar,  birbirlerine düşünce ve gücü elinde tutanlar alttan kullandıkları piyonları harcayınca, LAÜ önündeki eylemlerde baş rollerdeydi, yüzlerine gözlerine bulaştı…

Bu kadarı yeter, meselenin ne olduğunu anlamak isteyen anlar, anlamak istemeyen kına yakmaya devam eder…

Kıssadan hisseye gelince, KTÖS ve Şener dostum YÖDAK, yüksek öğrenim sektörünün geleceği  ve Gökçekuş  ile uğraşmayı bıraksın, ilkokullara kadar inmiş olan uyuşturucu, sigara, alkol sorunlarıyla, okul öncesi, ilk ve orta öğretimin sorunlarıyla uğraşsın, öğrencileri ve aileleri kasıp kavuran ve parsası, rantı nerdeyse yüz milyona dayanan özel ders rezilliğiyle uğraşsın…

Mehmet Hasgüler ve Gökçekuş’a karşı savaş açanlar da mahkemelerde kafalarına giydikleri, yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları işlerin ve cebimizden kesilen vergilerle aldıkları maaşın hakkını nasıl verdiklerinin, günde kaç saat iş yaptıklarının hesabını versin…

Lafın kısası, işi bu kadar siyasileştirmek, hatta öküz altında buzağı arar pozisyonuna girmek, gerekli gereksiz her yere ve her şeye burnunu sokmak,  bunu yaparken de “haklı veya haksız, ne kadar fazla bağırırsam ben haklı görünürüm” gaylesiyle her ikide bir çanları çalmak ne kurumlara, ne de şahıslara hayır getirir…

YÖDAK konusunda top Cumhurbaşkanlığı’ndadır, Cumhurbaşkanı’nın atadığı soruşturma memuru bulgularını bir an önce açıklamakla mükelleftir…Mükelleftir çünkü bu rezalet bu şekilde daha fazla devam edemez, fazlasıyla mide bulandırdı…

Ha, eğer elde edilen bulgular Gökçekuş’un aleyhine değil de lehine çıkmışsa, ve sırf karşı cenahta konuşlanmış olanlar korunsun diye bu rapor da açıklanmazsa, o da Cumhurbaşkanlığı’nın eksi hanesine sağlamından yazılacaktır…

YÖDAK Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Gökçekuş’a gelince, bu süreçle ilgili olarak elinde bilgi-belge namına ne varsa, hepsini basına açıklasın, konuların derinliği sadece Cumhurbaşkanı’nın soruşturma memurunun sorduğu sorulara aldığı cevaplarla sınırlı kalmasın…Açıklamazsa ve suskun kalarak hakkın kısmen de olsa yerini bulmasını bekliyorsa, çok bekler…

Bu süreç bu hallere gelmemeliydi ama madem inatla ve zorla getirildi, bu süreci bu kadar rezilane hale getirenler de bedelini hem hukuk önünde, hem de kamuoyu önünde çatır çatır ödemelidir…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları