• BIST 14917.43
  • Altın 6822.28
  • Dolar 45.2052
  • Euro 53.1789
  • Lefkoşa 16 °C
  • Mağusa 13 °C
  • Girne 17 °C
  • Güzelyurt 12 °C
  • İskele 13 °C
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 9 °C

DAÜ VYK ve Üstel Hükümeti arasında yüksek gerilim!

DAÜ VYK ve Ünal Üstel Hükümeti arasında yüksek gerilim!
DAÜ VYK ve Üstel Hükümeti arasında yüksek gerilim!

DAÜ’de VYK ile Hükümet Arasında Gerilim Büyüyor

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Vakıf Yöneticiler Kurulu (VYK) ile Ulusal Birlik Partisi hükümeti arasında dikkat çeken bir kriz yaşanıyor. İddialara göre, bir önceki VYK Başkanı Erdal Özcenk’in görevden alınmasının ardından yerine atanan Şemi Bora da benzer gerekçeleri gündeme taşıyarak yaşanan sürece sert tepki gösterdi.

İddiaları araştıran Detay Gazetesi’nin ulaştığı bilgilere göre, hükümetin seçim sürecine giderken DAÜ bünyesinde bazı istihdam ve atamaları hayata geçirmek istediği öne sürülüyor. Söz konusu girişimlerin rektörlük üzerinden devreye sokulmaya çalışıldığı, bu nedenle hükümet ile DAÜ Vakıf Yöneticiler Kurulu arasında ciddi bir görüş ayrılığı ve gerilim oluştuğu ifade ediliyor.

Öte yandan VYK Başkanı Şemi Bora’nın bugün üniversitedeki tüm çalışanlara kapsamlı bir mektup göndererek, kurum içerisinde yaşanan gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunduğu öğrenildi. Gönderilen mektubun içeriğinin, son dönemde üniversite yönetiminde yaşanan tartışmalara ışık tutması bekleniyor.

İşte DAÜ VYK Başkanı Şemi BORA'nın gönderdiği mektup;

 

Değerli DAÜ Çalışanları,

 

Kısa bir süre önce Vakıf Yöneticiler Kurulu (VYK) Başkanı olarak göreve atandım.  Bu süreçte, KKTC Hükümeti adına tarafımı öneren Eğitim Bakanı Sayın Nazım Çavuşoğlu ile atamayı gerçekleştiren Sayın Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ile yapılan görüşme ve istişarelerde, tarafıma tevdi edilen misyon açık ve net bir şekilde ortaya konmuştur.  Buna göre temel sorumluluğum; üniversitemizin mali sürdürülebilirliğini güvence altına almak amacıyla, etkin, şeffaf ve kurumsal bir yönetişim anlayışı çerçevesinde gerekli adımları kararlılıkla atmaktır. Nitekim önceki Vakıf Yöneticiler Kurulu başkanı ve üyelerinin görevden alınmasına gerekçe olarak da, üniversitenin mali yapısını koruyacak ve sürdürülebilirliği sağlayacak tedbirlerin yeterli düzeyde hayata geçirilmemiş olması gösterilmiştir.

 

Göreve başlamamın ardından geçen süre zarfında, üniversitenin hem mali hem de idari yapısını sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek amacıyla kapsamlı bir gözlem ve analiz süreci yürütülmüştür. Bu çerçevede, protokolün temel hedefi olan mali sürdürülebilirlik doğrultusunda Rektörlükten ayrıntılı veriler ve raporlar talep edilmiş, söz konusu veriler titizlikle incelenmiştir.  Ayrıca fakültelere ziyaretler gerçekleştirilmiş; öğretim üyeleri, bölüm başkanları, dekanlar ve müdürlerle birebir görüşmeler yapılarak üniversitenin farklı birimlerinde yaşanan sorunlar doğrudan dinlenmiş ve önemli tespitlerde bulunulmuştur.

 

Göreve başladığımız ilk günlerde, üniversitenin idari ve mali durumunu derinlemesine inceleme fırsatı dahi bulamadan, kendimizi bazı sorunlu süreçlerin içinde bulduk.  Bu süreçlerin başında ise Enstitü Müdürlüğü atama süreci gelmektedir.

 

Enstitü Müdürünün görev süresinin 2 Ocak tarihinde sona ermiş olmasına rağmen, Rektörlük tarafından asaleten atama süreci zamanında başlatılmamış; bunun yerine vekâleten atama yoluna gidilmiştir.  Oysa bilindiği üzere vekâleten yapılan atamalar, yalnızca zorunlu hallerde başvurulması gereken geçici çözümler olup, esas olan asaleten yapılan atamadır.  Ayrıca DAÜ mevzuatı uyarınca vekâleten atamaların dahi Rektörün önerisiyle Vakıf Yöneticiler Kurulu tarafından yapılması gerekirken, bu süreç işletilmemiş; bunun yerine mevzuatta istisnai durumlar için öngörülen “VYK’ya bilgi verme” yöntemi tercih edilmiştir.

 

Vekâleten atanan öğretim üyesinin kısa süre içerisinde istifa etmesine rağmen, asaleten atama süreci yine başlatılmamış ve yeniden vekâleten atama yapılmıştır.  Bu gelişmeler üzerine Enstitü Kurulu asaleten atama için gerekli kurul görüşünü oluşturmak amacıyla süreci başlatmış; ancak hemen akabinde Rektörlük tarafından bu süreç geçersiz ilan edilerek başka bir süreç yürütülmeye çalışılmıştır.

 

Tam da bu aşamada göreve başlamış bulunmaktaydık.

 

Üniversitenin bu tür anlamsız sorunlarla yıpranmaması adına, Rektör ile gerçekleştirdiğimiz ilk görüşmede atama süreçlerinin zamanında başlatılması ve asaleten yürütülmesi konusundaki hassasiyetimizi açık ve net biçimde ifade ettik.  Rektör ise mevcut adayla çalışmak istemediğini, aday hakkında bazı “sıkıntılar” bulunduğunu ileri sürdü.

 

Bu aşamada kendisine, üniversitemizde yöneticilerin belirlenmesinde demokratik teamüllerin köklü ve gelişmiş olduğunu, bu teamüllere saygı duyduğumuzu ve kişisel tercihlerin ne adayların haklarının ne de üniversitenin kurumsal huzurunun önüne geçemeyeceğini açıkça belirttik.  Ayrıca dile getirdiği iddiaları ayrıntılı biçimde açıklamasını talep ederek kendisini dikkatle dinledik.

Rektör tarafından “disiplin suçları” ve “etik ihlaller” gibi ifadeler kullanılmış olmakla birlikte, söz konusu iddiaların zorlama yorumlara dayandığı ve esas amacın adayın önünü kesmek olduğu kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak, söz konusu öğretim üyesinin adaylığına yasal bir engel teşkil eden herhangi bir unsur bulunmadığını Rektöre ilettik ve bu hususta mutabakata varıldı.

 

Bununla birlikte, üzülerek gözlemledik ki Rektör, daha sonra bu konuyu sanki aramızda herhangi bir mutabakat sağlanmamış gibi farklı ortamlarda yeniden gündeme getirmeye devam etmiştir.

 

İlerleyen günler içerisinde, hedef alınan adayın, etik “ihlaller” gerekçesiyle sürecin dışında bırakılmak istendiğine dair tarafımıza bilgi ulaştığında, gerekli müdahaleyi yaparak sürecin sağlıklı şekilde ilerlemesini teminat altına aldık.  İki adayın bulunduğu süreçte yapılan eğilim yoklamasını, Rektörün tercih etmediği aday kazanmıştır.  Bunun üzerine, ilk VYK toplantısında atama önergesinin sunulması gerektiğini Rektöre açıkça ifade ettik.

 

Buna rağmen Rektör, toplantıya önergeyle gelmemiş; mutabakatımıza aykırı bir tutum sergileyerek daha önce defalarca dile getirdiği “sıkıntıları” yeniden gündeme taşıyıp atamanın yapılmaması yönünde bir zemin oluşturmaya çalışmıştır.  Bu aşamada yaptığımız sert müdahale sonucunda, Rektör toplantıdan ayrılarak gerekli önergeyi hazırlamış ve toplantıya sunmuştur.

 

Değerli DAÜ çalışanları,

 

Bu yaşananları ayrıntılı bir şekilde sizlere aktarma ihtiyacı duyduk.  Zira benzer tavır ve yaklaşımlarla ne yazık ki başka pek çok konuda da karşılaştık.  Süreç giderek zorlaşırken, hatırlayacağınız üzere, hiç beklenmedik ve tamamen gereksiz bir şekilde yarı zamanlı akademik personelimizin ücretleri ve araştırma görevlilerimizin burs ödemeleri sürecinde de Rektörlüğün tavrı daha vahim bir krizin ortaya çıkmasına yol açmış ve VYK’nın haksız yere töhmet altında kalmasına neden olmuştur.

 

Bu hususta daha önce yaptığımız açıklamada, kurumsal sorumluluk gereği bazı detaylara yer verilmemiş ve üniversite çalışanlarının gereksiz biçimde tedirgin edilmemesi amaçlanmıştır.  Ancak bugün gelinen noktada, yaşananların basit bir aksaklık değil, yönetim anlayışına dair yapısal bir sorunun yansıması olduğu anlaşılmıştır.  Bu nedenle, sürecin tüm yönleriyle ortaya konulması zorunlu hale gelmiştir.

 

30 Mart tarihinde, Akademik İşlerden sorumlu Rektör Yardımcılığı tarafından 31 Mart günü ödeme yapılması talebiyle ilgili listeler Mali İşler birimine iletilmiştir.   Ancak Mali İşler, söz konusu listelerin sağlıklı şekilde işleme alınabilmesi için günler öncesinden hazırlanarak sunulması gerektiğini belirtmiştir.  Ayrıca, bu ödemelerin mevzuata uygun şekilde gerçekleştirilebilmesi için Vakıf Yöneticiler Kurulu (VYK) kararının zorunlu olduğu açıkça ifade edilmiştir.  Bu husus yalnızca idari bir tercih değil, bağlayıcı bir kurumsal gerekliliktir.

 

Buna karşın, ortaya çıkan bu sorunun kurumsal anlayışı ve sağlıklı iletişimi esas alan bir yönetim yaklaşımı çerçevesinde çözülmesi gerekirken, kısa süre içinde Mali İşler birimine iletilen yazışmada kullanılan üslup ve içerik, sorunu çözmekten ziyade daha da büyütmüştür.  Bu durum, kurumsal işleyiş açısından Rektörlükle uyumlu bir şekilde çalışmayı arzulayan VYK bakımından kabul edilemez niteliktedir.

 

“Akademik işler neyi ne zaman yapacağını bilir, tarihini de bilir, önergeyi de bilir, sorun olursa sorumluluğu almayı da bilir” şeklindeki ifadeler, yalnızca bir görüş beyanı değil; kurumsal süreçleri ve diğer birimlerin yetki alanlarını yok sayan bir yaklaşımın açık bir göstergesidir.

 

Yukarıda bahsi geçen yazışmalar üzerine, çözüm üretme çabasıyla hareket eden Mali İşler Koordinatörü, VYK Başkanını da bilgilendirerek verdiği yanıtta, söz konusu ödemelerin ancak VYK kararının kendilerine ulaştığı gün gerçekleştirilebileceğini ifade etmiştir.

 

Yetki ve sorumluluklarının bilincinde olan bir yöneticinin, sürecin bu noktaya gelmesini beklemeden, yasa ve tüzüklere bağlı kalarak süreci sağduyuyla yönetmesi ve meslektaşlarına bu üslupla hitap etmemesi beklenirdi.  Ayrıca, konu VYK Başkanının bilgisine sunulmuş ve kurul kararının gerekliliği açıkça ortaya konmuşken, bu tutumdan geri dönülmesi ve en azından bir özür beyanında bulunulması yerinde olurdu.

 

Ne var ki, bunun yerine yasal yetki sınırlarını zorlayan, kurumsal dengeyi ve karşılıklı saygıyı zedeleyen adımlar atılmaya devam edilmiştir.

 

Akademik İşlerden sorumlu Rektör Yardımcısı farklı bir yol izleyerek, VYK ve Mali İşler Koordinatörünü devre dışı bırakma girişiminde bulunmuş ve 31 Mart tarihinde gerçekleştirilemeyen ödemelerin 1 Nisan’da yapılacağını, aynı gün akşam saatlerinde tüm akademik personele gönderilen bir elektronik posta ile duyurmuştur.  Gerekli yetki ve süreçler tamamlanmadan yapılan bu açıklama, çalışanlar nezdinde yanlış bir beklenti oluşturmuştur.  Bu tür adımlar, kurumsal güveni zedeleyen ve yönetim ciddiyetiyle bağdaşmayan sonuçlar doğurmaktadır. Söz konusu girişimlerin sonuçsuz kalmasının ardından, 31 Mart akşamı geç saatlerde Rektör şahsımı arayarak ödemelerin yapılabilmesi için onay talep etmiştir.  Tarafımca, ödemelerin ancak VYK kararı sonrasında yapılabileceği açıkça ifade edilmiştir.  Karar için gerekli olan önergenin ancak 1 Nisan sabahı iletilmiş olması, sürecin nasıl yönetildiğini açıkça ortaya koymaktadır.

 

“Neyi ne zaman yapacağını bildiğini” ifade eden bir yöneticinin, Mali İşler biriminin mevzuata açıkça uygun tutumuna rağmen ısrarla hatalı bir süreci ilerletmeye çalışması kesinlikle kabul edilemez.  Bu yaklaşımın, ya ağır bir muhakeme zafiyetinden ya da yetki sınırlarının bilinçli şekilde ihlal edilmesinden kaynaklandığı değerlendirilmektedir. Sebebi ne olursa olsun, söz konusu tutumun üniversitemizin en yüksek karar organı olan Vakıf Yöneticiler Kurulu’nun yetkisini fiilen yok saymaya yönelik olduğu açıktır.

 

Bu gelişmeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, ortaya çıkan tabloyu basit bir koordinasyon eksikliği ile açıklamak mümkün değildir.  Aksine bu durum, kurumsal işleyişi, yetki sınırlarını ve karar alma mekanizmalarını hiçe sayan bir anlayışın açık göstergesidir.

 

Sonuç olarak, Vakıf Yöneticiler Kurulu’nun yetki ve sorumluluklarının göz ardı edilmesine yönelik hiçbir girişime müsamaha gösterilmeyecektir.  Kurumsal yapının sağlıklı işleyişi, ancak yetki ve sorumlulukların açık biçimde tanınması ve buna eksiksiz şekilde riayet edilmesiyle mümkündür.  Bunun dışındaki her türlü yaklaşım kesin ve net biçimde reddedilmektedir.

 

Buna ek olarak, özellikle akademik işlerden sorumlu Rektör Yardımcılığının akademik birimlerle ilişkilerinin sekter ve dayatmacı bir anlayışla yürütüldüğü açıkça gözlemlenmiştir.  Ortak akıl ve istişare yerine “ben yaparım olur” yaklaşımının hâkim olduğu bu yönetim tarzının yarattığı rahatsızlık, birçok fakültede tarafımıza açık şekilde ifade edilmiştir.  Üniversitemizin geleceği; katılımcı, hesap verebilir ve kurumsal ilkelere bağlı bir yönetim anlayışının hâkim kılınmasına bağlıdır.  Eleştiriyi dışlayan, farklı görüşleri bastıran ve karar süreçlerini dar bir çerçeveye hapseden yaklaşımların, bir yükseköğretim kurumunda yeri olamaz.

 

Bu çerçevede Vakıf Yöneticiler Kurulu, söz konusu yaklaşımın üniversitenin sağlıklı işleyişiyle bağdaşmadığı kanaatine varmış; ilgili Rektör Yardımcısı ile çalışmanın mümkün olmadığı değerlendirilerek Rektör’den gerekli adımların atılması talep edilmiştir. Rektör, kararını iletmek üzere kısa bir süre talep etmiş ve kendisine iki gün süre verilmiştir.

Bu sürenin sonunda Rektör, Kurul’a yaptığı bilgilendirmede, yaklaşan istişare ve eşgüdüm komisyonu çalışmaları nedeniyle ilgili Rektör Yardımcısının geçmiş hazırlıklarına ihtiyaç duyduğunu, ayrıca kendi ekibinde bazı değişiklikler yapmayı planladığını ifade ederek ek süre talep etmiştir.  Tarafımca, talep edilen sürenin de ötesine geçilerek gerekli adımların atılması için son tarih 30 Nisan olarak belirlenmiş ve toplamda 22 günlük bir süre tanınmıştır.

 

Ne yazık ki Rektör, kendisine tanınan süreyi; üniversitemizi bu noktaya sürükleyen yönetim anlayışını sorgulamak ve kurumsal işleyişi iyileştirmek yerine, ciddiyetten uzak ve sonuçsuz girişimlerle heba etmiştir.  Dahası, hem doğrudan hem de çeşitli aracılar üzerinden, kendisinden talep edilen hususlardan geri adım atılmasını sağlamak amacıyla ısrarlı ve uygunsuz girişimlerde bulunmuştur.

 

Tüm bu tutum ve davranışlar, “ekibini değiştirmek” gerekçesiyle süre talep eden Rektörün samimiyetsizliğini ve sorumluluk bilincinden yoksun yaklaşımını açık biçimde ortaya koymaktadır.

 

Vakıf Yöneticiler Kurulu Başkanı olarak gelinen aşamada, tüm üniversite paydaşlarına, Doğu Akdeniz Üniversitesi’ne gönülden bağlı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkına, Hükümetimize ve Cumhurbaşkanımıza görüşlerimi açık ve samimi bir şekilde ifade etmek isterim.

 

Yakın geçmişte üniversitemiz, personel maaşlarını dahi ödeyemeyecek bir noktaya gelmiştir. Bu sürecin yıllar öncesinden öngörülebilir olmasına rağmen gerekli tedbirlerin alınmamış olması, yaşanan krizin temel nedenlerinden biridir.  Bu aşamada hükümetimiz, özellikle Eğitim Bakanlığı’nın öncülüğünde, üniversitemizi içinde bulunduğu ağır durumdan kurtarmak adına son derece önemli ve takdire değer adımlar atmıştır.  Üniversite çalışanlarımız da, sendikaları aracılığıyla maaşlarında ciddi fedakârlıklara giderek bu sürece destek vermiştir.

 

Yürütülen yoğun çalışmalar sonucunda “Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin Sürdürülebilir Mali Yapıya Kavuşturulmasına İlişkin Protokol” imzalanmış; bu kapsamda üniversitemize önemli ölçüde mali kaynak sağlanmış ve çeşitli yasal düzenlemeler hayata geçirilmiştir.  Ancak bugün gelinen noktada, devlet katkısı hariç tutulduğunda, üniversitemizin gelir-gider dengesinin uzun süredir olumsuz yönde seyrettiği açıktır.  2025 yılında gözlemlenen görece iyileşme ise, büyük ölçüde protokolün sağladığı imkânların ve çalışanlarımızın fedakârlıklarının bir defaya mahsus etkisinden kaynaklanmaktadır.

 

Açıkça ifade etmek gerekir ki, söz konusu iyileşme Rektörlüğün kendi politika ve uygulamalarının bir sonucu değildir. Mevcut anlayış ve politikalar aynen sürdürüldüğü takdirde, 2026 yılı ve sonrasında mali tablonun yeniden bozulması kaçınılmazdır. Bu olumsuz gidişatı tersine çevirebilmenin tek yolu; kapsamlı, gerçekçi ve sürdürülebilir yeni politikaların derhal hayata geçirilmesidir.

 

Bu ise ancak üniversitenin tüm bileşenlerinin — akademik kadrodan yöneticilere, rektörlükten vakıf yönetimine kadar — ortak hedefler doğrultusunda uyumlu ve etkin biçimde çalışmasıyla mümkündür. Ne var ki mevcut durumda Rektör ve bazı Rektör Yardımcılarının benimsediği yönetim anlayışı bu gerekliliği açıkça karşılamamaktadır.

 

Üniversitemizin her kademesindeki yöneticilerin ve çalışanların görüşleri, deneyimleri ve özellikle eleştirileri, doğru politikaların geliştirilmesinin temelidir.  Buna rağmen eleştiriyi bir gelişim aracı olarak görmek yerine, eleştirenleri dışlayan ve karşıt olarak konumlandıran bir yaklaşım kabul edilemez.  Bu anlayışın, sorgulama ve bilgi üretimi üzerine kurulu bir yükseköğretim kurumunun üst yönetiminde yer bulması ciddi bir yönetim zaafına işaret etmektedir.

 

Üniversitemizin birikiminin ve üretkenliğinin tek bir merkezde toplandığı varsayımı gerçek dışıdır. Katılımcılığı reddeden, farklı görüşleri bastıran ve bağımlılık ilişkileri üzerinden yönetim kuran bir anlayıştan kurumsal başarı beklenmesi mümkün değildir.

 

Gelinen noktada açıkça görülmektedir ki, üniversitemizin mali açıdan sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasının önündeki en büyük engel, Rektör ve ekibindeki bazı kişilerin benimsediği yönetim anlayışıdır.  Kendi içinde parçalanmış bir kurumun ilerleme kaydetmesi beklenemez.

 

Vakıf Yöneticiler Kurulu Başkanı olarak, mevcut Rektör ile üniversitemizin yeniden sağlıklı bir yapıya kavuşturulabileceğine dair herhangi bir güvenim kalmamıştır.  Doğu Akdeniz Üniversitesi, kişisel yaklaşımlara teslim edilemeyecek kadar köklü ve stratejik öneme sahip bir kurumdur.

 

Üniversitemizin önünü açmak adına gerekli tüm sorumlulukları tereddütsüz ve kararlılıkla yerine getireceğim.  Bu çerçevede, Senatomuzla gerekli istişareler derhal başlatılacak; sürecin mevzuata ve üniversitemizin uzun vadeli çıkarlarına uygun şekilde yürütülmesi için gereken tüm adımlar gecikmeksizin atılacaktır.

 

Önceliğimiz nettir: Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin geleceğini güvence altına almak ve kurumu daha güçlü bir yapıya kavuşturmaktır.  Bu hedefin önünde hiçbir unsurun yer almasına izin verilmeyecektir.

 

 

 

Şemi Bora

Başkan

Vakıf Yöneticiler Kurulu

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler